Gazzeli kadınlar bir parça ekmek için tehlikeli bölgelere gitmek zorunda kalıyor

Gazze’de savaş, açlık ve yerinden edilme arasında hayatta kalma mücadelesi veren üç çocuk annesi Şuruk Saadallah, yardım arayışından aile sorumluluğuna uzanan zorlu yaşamını ve tüm risklere rağmen ayakta kalma çabasını anlattı.

NAGHAM KARAJEH

Gazze - Gazze Şeridi'nde devam eden savaş, Filistinlilerin yaşamını derinden etkilerken, kadınlar hem bombardıman ve zorunlu göçün hem de açlık ve yoksulluğun en ağır yükünü taşıyor. Eşlerini, evlerini ve geçim kaynaklarını kaybeden binlerce kadın, çocuklarını hayatta tutabilmek için her gün yeni bir mücadele veriyor. Bu kadınlardan biri de üç çocuk annesi 32 yaşındaki Şuruk Saadallah.

Üç çocuğuyla birlikte hayatta kalma mücadelesi

Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliya Mülteci Kampı'ndan ayrılmak zorunda kalan Şuruk Saadallah, bugün Gazze kentinin batısında kurulan bir çadırda yaşamını sürdürüyor. Eşi, Temmuz 2024'ün ortalarında Netzarim Koridoru'ndan kuzey Gazze'ye dönmeye çalışırken hayatını kaybetti. Ancak Şuruk Saadallah, savaş koşulları nedeniyle eşini son kez göremedi ve ona veda edemedi. Eşi Gazze Şeridi'nin güneyinde toprağa verilirken, o kuzeyde üç çocuğuyla birlikte hayatta kalma mücadelesini tek başına sürdürmek zorunda kaldı.

‘Açlıktan ölmemek için ölüm noktalarına gidiyordum’

Savaş boyunca defalarca yer değiştirmek zorunda kaldığını belirten Şuruk Saadallah, sözlerine şöyle devam etti:

“Savaşla birlikte gelir kaynağımızı da kaybettik. Çocuklarımla birlikte her gün yiyecek ve temiz su bulabilmek için mücadele ediyorum. Kuzey Gazze'de kıtlık ağırlaştıkça ve insani yardımlar azaldıkça, başka çarem kalmadı. Yakınlarında onlarca kişinin öldürüldüğü için 'ölüm noktaları' denilen yardım dağıtım merkezlerine gitmek zorunda kaldım. Temel ihtiyaçlarımızın dışında bir şey aramıyordum. Sadece çocuklarım aç olduğu için gidiyordum. Geri dönemeyebileceğimi biliyordum ama çadırda çocuklarımla birlikte açlıktan ölmek, yolda kurşunların hedefi olmaktan daha ağır geliyordu. Yardım dağıtım merkezine gittiğim her seferinde ölümle yüz yüze kaldım. Binlerce insan, bir torba un ya da birkaç kutu konserve alabilmek için birbirini eziyor, herkes hayatta kalmaya çalışıyordu. O kalabalığın içinde tek düşündüğüm şey çocuklarıma yiyecek götürebilmekti."

‘İki yüzden fazla insanın öldüğünü gördüm’

Hayatının en korkunç anlarından birini anlatan Şuruk Saadallah, “Bu anı Gazze şehrinin batısındaki Nabulsi bölgesine, insani yardım kamyonlarının geçtiği yere gittiğimde yaşadım. Yiyecek arayışımız bir anda bir kan banyosuna dönüştü. Aniden uçaklardan yoğun bombardıman başladı, tanklardan ve keskin nişancılardan ateş açıldı. Etrafımda onlarca insan yere düştü. Manzara dayanılmazdı. Her yerde cesetler vardı ve çok kısa sürede iki yüzden fazla insanın öldüğünü gördüm. Yerde yatıyordum, tamamen toz içindeydim ve keskin nişancının silahının doğrudan bana doğrultulduğunu fark ettim. O anda kadın olduğumu göstermek için başörtümü elimle kaldırdım. Hayatta kalacağımı düşünmedim, bunun son anlarım olduğunu sandım. O gün mucizevi bir şekilde hayatta kaldım. Ölüler ve yaralılar arasında dizlerimin üzerinde sürünerek daha güvenli bir yere ulaştım. Ama bu korkunç deneyim beni durdurmadı. Çadıra döndüğümde açlık daha da ağırlaştı ve yine yardım aramak için geri çıkmak zorunda kaldım” dedi.

‘Çocuklarımı her seferinde beni kaybetme ihtimaline hazırlamak zorundaydım’

Yardım dağıtım merkezlerinin Gazze Şeridi’nin güneyine taşındığını bu nedenle Rafah’a gitmek zorunda kaldığını aktaran Şuruk Saadallah, “Orası daha tehlikeli ve daha zordu. Ama ben kendimi değil, beni bekleyen çocuklarımı ve ailemi düşünüyordum. Her yardım almaya gittiğimde çocuklarımdan birini yanıma alırdım. Onları belirli bir noktada bırakır ve ‘Eğer bir saatten fazla gecikirsem çadıra geri dönün’ derdim. Çocuklarımı her seferinde beni kaybetme ihtimaline hazırlamak zorundaydım. Aylar süren açlık ve kuşatmanın ardından, ailelerine yiyecek bulmaya çalışırken hayatını kaybeden üç erkek kardeşimin ardından, on dört yetim yeğenime de yardım etmeye çalışıyordum. Ne bulursam ailemle ve yeğenlerimle paylaşmaya çalışıyordum. Yardım akışı zaman zaman biraz artsa da, bu yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşması hala çok zor ve karmaşık bir süreç olmaya devam ediyor” sözlerine dikkat çekti.

Şuruk Saadallah, bazı kadınların nakit yardım ya da gıda paketleri karşılığında cinsel sömürüye maruz kaldığına dikkat çekti. Şuruk Saadallah, “Bir keresinde, az miktarda yardım karşılığında sömürme girişimine maruz kaldım. Kesinlikle reddettim. Onurumun ihlal edilmesini ya da ihtiyacımın sömürülmesini kabul etmektense cepheye gidip kurşunlarla yüzleşmeyi tercih ederim” ifadelerinde bulundu.

‘Filistinli kadınlar dirençlerini kanıtladı’

Günlük yaşamının yalnızca yiyecek arayışıyla sınırlı olmadığını belirten Şuruk Saadallah, yakıt kıtlığı ve enerji kaynaklarının yüksek maliyeti nedeniyle yemek pişirmek için naylon ve plastik atıklarını kullanmak zorunda kaldığını anlattı. Ayrıca, aylar sonra ulaştığı sınırlı miktardaki yakıtı satarak çocuklarına tavuk veya sebze almaya çalıştığını dile getiren Şuruk Saadallah, “Plastik yakmanın sağlığımıza zarar verdiğini ve ciğerlerimize zarar verdiğini biliyorum ama başka seçeneğim yok. Çocuklarımı doyurmak için bulabildiğim her yolu deniyorum. Bazen günlerce sadece aşevinden gelen yiyeceklerle yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

Tüm kayıplara, yerinden edilmeye, açlığa ve korkuya rağmen Şuruk Saadallah kendisini bir kurban olarak değil, savaşın üstlenmeye zorladığı sorumluluklarla ayakta kalan bir kadın olarak tanımladı. Şuruk Saadallah, “Filistinli kadınlar dirençlerini kanıtladı. Evlerin, çocukların ve ailelerin sorumluluğunu üstlendik. Açlığa, ölüme ve baskıya karşı durduk. Kahramanlık peşinde değiliz; sadece sevdiklerimizin hayatını korumaya ve acılarımız içinde yeni bir dayanma gücü bulmaya çalışıyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.