Köyde hayat kadınların emeğiyle dönüyor

Tarla, bahçe, hayvancılık, tandır ve ev işleri... Kadınlar, köy yaşamının tüm yükünü omuzluyor. Şükran Çetinkaya, "Soframızı kendi ürettiklerimizle kuruyoruz" diyerek kadın emeğinin köy yaşamındaki belirleyici rolüne dikkat çekti.

MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN

Colemêrg – Köy yaşamında hayatın sürdürülebilmesi için en büyük emeği kadınlar veriyor. Yalnızca köylerde değil, yaşamın her alanında görünmeyen emeğin sahibi olan kadınlar; toprağı ekiyor, ekmeği pişiriyor, hayvanları sağıyor, sütten peynir, yoğurt ve tereyağı üretiyor. Tarla sürmek gibi bazı işleri erkekler yapsa da tarlada çalışanların yemeğini hazırlayan, çayını götüren ve işlerine destek olan yine kadınlar oluyor. Tüm bu sorumlulukların yanı sıra ev işleri ve çocukların bakımı da çoğunlukla kadınların omuzlarına yükleniyor.

Gever’in (Yüksekova) Xırwate (Büyükçiftlik) beldesinde yaşayan 44 yaşındaki beş çocuk annesi Şükran Çetinkaya da köyde bu yükü omuzlayan kadınlardan biri. Tandırda ekmek pişirirken bir yandan da köy yaşamının görünmeyen emek boyutunu anlattı.

Kadınlara yüklenen sorumluluk

Yirmi yılı aşkın süredir hem ev hem de köy işlerini birlikte yürüttüğünü belirten Şükran Çetinkaya, günlük yaşamını şu sözlerle anlattı:

“Bütün işlerimi kendim yapıyorum. Bahçeyi ekiyorum, ekmek pişiriyorum, berivanlık yapıyorum, peynir hazırlıyorum. Bunların yanında ev işleriyle de ilgileniyorum. Beş çocuğum var, hepsi öğrenci. Günün bir bölümünü yaylada koyun sağarak geçiriyoruz. Tarla işleri başladığında ise tarlada çalışanların yemeği ve çayıyla yine ben ilgileniyorum.”

Köy işlerinin büyük bölümünü kadınların üstlendiğini ifade eden Şükran Çetinkaya, erkeklerin yaptığı işlerde de kadınların destek verdiğini söyledi.

“Biz kendi işlerimizi kendimiz yapıyoruz. Ama erkeklerin bir işi olduğunda yine bize ihtiyaç duyuluyor. Yemeklerini hazırlıyor, ihtiyaçlarını karşılıyoruz.”

Gün tandır başında başlıyor

Ekmek yapımının uzun ve zahmetli bir süreç olduğunu anlatan Şükran Çetinkaya, sabahın erken saatlerinde başlayan mesailerini şöyle aktardı:

“Sabah saat 06.00’da kalkıp hamuru hazırlıyorum. Hamur mayalandıktan sonra tandırı yakıyoruz. Daha sonra hamuru açıp tandırda pişiriyoruz. Sadece ekmek değil, çörek de yapıyoruz. Bazen sabah 06.00’dan akşam 16.00’ya kadar ekmek pişirmekle uğraşıyoruz. Tandır işi bitince bu kez ev işlerine yetişmeye çalışıyoruz. Ardından koyunları, sonra da inekleri sağıyoruz.”

Yaz aylarının gelmesiyle iş yükünün daha da arttığını belirten Şükran Çetinkaya, özellikle bêri döneminin yaklaşmasıyla hazırlıklara başladıklarını söyledi.

‘Soframızı kendi ürettiklerimizle kuruyoruz’

Kadınların yalnızca ev işleriyle değil, tarım ve hayvancılığın her aşamasıyla ilgilendiğini vurgulayan Şükran Çetinkaya, günlerinin çoğu zaman tarlada, bahçede ya da doğada geçtiğini anlattı:

“Peynir zamanı geldiğinde ot toplamak gerekiyor. Bazen pancar toplamaya gidiyoruz, bazen sarımsak topluyoruz, bazen de bahçeyle ilgileniyoruz. Boş günümüz olmuyor. Bunların yanında misafirlikler, düğünler de oluyor. Hepsini yine biz yürütüyoruz. Bu işleri yapmak zorundayız çünkü geçimimizi buradan sağlıyoruz. Soframızı kendi ürettiklerimizle kuruyoruz. Marketten almak yerine kendi emeğimizle ürettiklerimizi tüketiyoruz.”

Dayanışma hala sürüyor

Köyde kadınlar arasında dayanışmanın devam ettiğini belirten Şükran Çetinkaya, tandırı olmayanların komşularının tandırını kullandığını, ekmek yapımında birbirlerine destek olduklarını söyledi.

“Kimin ne işi varsa birbirimize yardımcı olmaya çalışıyoruz. Eskiden bir evde tandır yakıldığında bütün mahalle kadınları bir araya gelirdi. Kimi yardım ederdi, kimi çay demleyip getirirdi. Hala dayanışma var ama eskisi kadar değil.”

‘Elimiz yanmaz, alışkınız’

Tandırdan ekmekleri çıplak elle çıkarmasına ilişkin soruya gülümseyerek yanıt veren Şükran Çetinkaya, yılların alışkanlığıyla artık ellerinin yanmadığını söyledi.

“Yakında bêri başlayacak. Bu yüzden ekmeklerimi şimdiden hazırladım. Bêri artık bizim için bir keyif gibi. Ekmeğimizi, çayımızı alıp kadınlarla birlikte gidiyoruz. Hem çalışıyor hem birbirimize yardım ediyoruz. Birlikte yiyip içiyoruz. Sütü sağıp peyniri ve yağı da birlikte yapıyoruz. Evet, yoruluyoruz; işimiz zahmetli. Ama hem mecburuz hem de seviyoruz.”