Çatısız bir hayat: Gazze’de anne ve çocuklar otobüs altında uyuyor

Gazze’de evini kaybeden bir anne, üç çocuğuyla birlikte terk edilmiş bir otobüsün altında yaşam mücadelesi veriyor. Açlık, güvensizlik ve yalnızlık içinde geçen her gün, savaşın sivilleri nasıl hayatta kalma sınırına ittiğini gözler önüne seriyor.

NAGHAM KARAJEH

Gazze - İsra Cüneyd, savaşın acımasız günleriyle tek başına yüzleşmek zorunda kalan binlerce kadından biri olarak, uzun bir evsizlik, açlık ve güvensizlik yolculuğu yaşıyor. Günleri, barınak, gelir ve korumadan yoksun bir şekilde hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumda; günlük yaşamının her detayı bitmek bilmeyen açık bir savaşa benziyor.

İsra Cüneyd yaşadıklarını anlatırken şöyle diyor: “Kendimi tek bir savaşla değil, birden fazla savaşla karşı karşıya hissediyorum… Savaş sadece bombardıman değil; savaş açlıkta, göçte, destekten yoksun bir anne olmakta ve çocuklarını koruyacak bir çatı olmadan uyumakta.” Bu sözler, kalabalık göç alanları ile çocuklarına güvenli bir köşe bulma çabası arasında sıkışmış bir hayatın özetidir.

Gazze Şeridi’nin kuzeyinden güneye göç ettikten sonra İsra Cüneyd beklediğinden daha ağır bir gerçekle karşılaştı. Onu barındıracak bir yer yoktu, bir çadır yoktu, hatta kalabalık bir kaldırımda bile küçük bir yer yoktu. “Geldim ama hiçbir şey bulamadım… Ne çadır, ne oda, ne de çocuklarımı koyabileceğim bir köşe… Kendimi görünmez hissettim” diyor. Birçok denemeden sonra, bir eğitim kurumunun önünde iki gün üst üste yerde uyumak zorunda kaldı; bu durum, göç alanlarındaki insani çöküşün boyutunu gözler önüne seriyor.

‘Bir insan gerçekten bir otobüsün altında yaşayabilir mi?’

Daha sonra bir barınma merkezinin yönetimi ona park halindeki bir otobüsün altında uyumasını önerdi; böylece bir ulaşım aracı geçici bir barınağa dönüştü. İsra Cüneyd, “Bana otobüsün altında uyu dediler. Çocuklar için bir battaniye bile vermediler. Tavanım demir bir gövde. Gece olduğunda soğuktan, böceklerden ve nefes darlığından korkuyoruz” diyor. Bu dar alanda, gece olunca otobüsün alt açıklıklarını kapatıyor; böceklerin girmesini engellemeye çalışırken aynı zamanda çocuklarıyla birlikte ağır kokular ve havasızlık içinde sıkışıp kalıyor.

Oradaki geceleri acıyla anlatıyor: “Bazen boğuluyorduk. Yeterli hava yok, hareket edecek yer yok. Böcekler hiç gitmiyor, çocuklarım bütün gece ağlıyor. Kendime soruyorum: Bir insan gerçekten bir otobüsün altında yaşayabilir mi? Bir anne bunu çocuklarına nasıl açıklar?” Bu koşullar altında ne korunma ne ısınma ne de yaşam için gerekli en temel araçlara sahipti.

Tüm bunlara rağmen yetim çocukları için düzenli bir destek ya da yardım almıyor: “Yalnızım. Kimse sormuyor, kimse yardım etmiyor” diyor; sesi yorgunluk ve bastırılmış öfkeyle karışıyor.

‘Sadece çocuklara günün başladığını hissettirmek için…’

Güne erken başlıyor; bulabildiği bir şeyi pişirmek için küçük bir ateş yakıyor. Bazen pişirecek hiçbir şey bulamıyor ve çocuklarıyla ateşin etrafında ağır bir sessizlik içinde oturuyor: “Bazen ateşi yakıyorum ama pişirecek hiçbir şey yok. Sadece çocuklara günün başladığını hissettirmek için.”

Üç çocuk da bugün eğitimden, çocukluktan ve istikrardan mahrum; anne kırtasiye ve okul ihtiyaçlarını karşılayamıyor, bu yüzden okul ertelenmiş bir hayal olarak kalıyor.

Aile ciddi bir giysi eksikliği de yaşıyor; çocuklar bazen kışın yazlık, yazın kışlık kıyafetler giyiyor çünkü en temel ihtiyaçlar bile karşılanamıyor. Geçici yaşam alanında kemirgenler ve böcekler annenin yükünü artırırken, küçük çocuklarını koruyamama korkusu da büyüyor.

Daha geniş bir çerçevede, İsra Cüneyd’in hikâyesi Gazze’de savaşın yükünü katlanarak taşıyan binlerce kadının gerçeğini yansıtıyor. Ekonomik ve insani çöküş ortamında, kadınlar yalnızca gıda ve barınma eksikliğiyle değil, çocuklarını açlık, korku ve hastalıktan koruma sorumluluğuyla da mücadele ediyor.

Uluslararası hukuk ihlal ediliyor

Göç merkezlerindeki kadınlar, annelik ile yiyecek bulma çabası ve çocuk bakımı arasında, insanlık dışı koşullarda rollerini yeniden tanımlamak zorunda kalıyor. Bu da onların deneyimini savaşın en ağır direniş biçimlerinden biri haline getiriyor.

Kadın ve insan hakları alanında çalışan uluslararası kuruluşlar da Gazze’deki yerinden edilmiş kadınların ve dul kadınların çatışma koşullarında orantısız bir yük taşıdığını, uluslararası insancıl hukuk açısından en kırılgan gruplar arasında yer aldıklarını vurguluyor. Koruma ilkeleri, özellikle kadınlar ve çocuklar için acil barınma, gıda, sağlık hizmeti ve psikolojik destek sağlanması gerektiğini belirtiyor.

Uluslararası hukuk ayrıca çatışan tarafları sivil altyapıyı ve barınma merkezlerini hedef almamakla ve yerinden edilenlerin temel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü kılıyor; ancak Birleşmiş Milletler raporlarına göre bu hala büyük bir zorluk olmaya devam ediyor.

Umut tükenmedi

Konuşmasının sonunda İsra Cüneyd, günlük yaşamını basit ama ağır sözlerle özetliyor: “Her gün yarının daha kolay olacağını söylüyorum. Ama her gün bir öncekinden daha zor. Çocuklarım için sadece güvenli bir yer, onları korkutmayan bir çatı ve boğulmadan uyuyabileceğimiz bir gece istiyorum.” Bu basit dilek ile sert gerçeklik arasında, hayatı hayatta kalma ile kurtuluş arasında asılı kalmış durumda; savaş ona tek bir seçenek bırakmış: Tek başına direnen bir anne olmak.