Özgürlük hayalinden mücadeleye: Sudanlı kadınlar barış arayışının merkezinde

Sudanlı kadınlar, ülkede yaşanan krizin ne kadar ağır olursa olsun yalnızca askeri bir zaferle ya da çatışan güçler arasında geçici bir uzlaşmayla sona ermeyeceğini belirtiyor.

MERVET ABDULKADİR

Sudan- Eylül 2013 protestolarından Aralık 2018 Devrimi’ne kadar Sudan halkı, otoriter yönetim ve kötüleşen yaşam ile siyasi koşullara karşı hep tepkiliydi.

Protestolar, ülkeyi 30 yıl boyunca yöneten rejimi deviren geniş çaplı bir halk devrimine dönüşürken, “Özgürlük, barış ve adalet” sloganıyla gerçekleşen devrimde kadınlar ve gençler önemli bir rol üstlendi. Talepler yalnızca rejimin devrilmesiyle sınırlı kalmayarak yurttaşlık, adalet ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir devletin inşasını da kapsadı.

Ancak hedeflenenler, iktidar mücadelesi ve siyasi bölünmeler nedeniyle sekteye uğradı. Ardından 15 Nisan 2023’te Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Hızlı Destek Güçleri arasında savaş patlak verdi. Böylece Sudan, yönetimin geleceğine ilişkin siyasi bir çatışmadan devletin bütünlüğünü ve kurumlarını tehdit eden açık bir savaşa sürüklendi. Savaş, yerinden edilme, yoksulluk ve açlığın yanı sıra hizmetlerin çöküşünü artırırken toplumsal bölünmeleri de derinleştirdi.

Eylül ve Aralık aylarının anısı arasında Sudan bugün daha ağır bir soruyla karşı karşıya: Sudanlıların uğruna sokağa çıktığı devlet projesini yeniden hayata geçirmek hâlâ mümkün mü, yoksa savaş ülkeyi birlik ve varlığını tehdit eden bir yola mı sürükledi?

Krizin kökleri: Eski bir çatışmanın yeni biçimi

 

Bağımsız yazar ve siyasi aktivist Sally Zeki’ye göre bu sorunun yanıtı yalnızca savaş üzerinden verilemez. Çünkü bugün yaşananlar uzun yıllara dayanan birikimlerin sonucu.

Sally Zeki, “Sudan’da bağımsızlıktan bu yana çatışma hiç durmadı. Özellikle merkez ile çevre arasındaki sorunlar, iktidar ve kaynakların eşitsiz dağılımı ile siyasi ve toplumsal krizlerin birikmesi nedeniyle çatışmanın nedenleri sürekli yeniden üretildi ve derinleşti” dedi.

Bu eşitsizliklerin yalnızca siyasi alanda kalmadığını, Sudanlıların yaşamını doğrudan etkilediğini belirten Sally Zeki; yoksulluk, hizmetlerin kötüleşmesi, merkez ile çevre arasındaki uçurumun büyümesi ve başta Darfur, Nuba Dağları ve Mavi Nil olmak üzere çatışma bölgelerinin savaş ve marjinalleştirmenin ağır bedelini ödediğini ifade etti.

Bu süreçte başta “Barış İçin Kadınlar” örgütü ve “Şiddete Karşı Kadın Ağı” olmak üzere kadın örgütleri ve girişimleri, kadınların, geçiş dönemi adaletinin ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet konularının merkeze alınmadığı hiçbir barış sürecinin krizin köklerini ele alamayacağı uyarısında bulundu.

Krizin geleceğine ilişkin üç temel senaryo

Sally Zeki, bu birikimlerin yanı sıra siyasi güçlerin gerçek bir ulusal uzlaşı oluşturamamasının Sudan’ı barışçıl protestolardan silahlı çatışmaya sürükleyen etkenlerden biri olduğunu belirtti.

Krizin geleceğine ilişkin Sally Zeki, üç temel senaryo ortaya koydu.

Birinci senaryo, kapsamlı diyalog yoluyla ulusal uzlaşıya varılması. Sally Zeki, bunun barış, istikrar ve demokrasiye ulaşmanın en kısa ve güvenli yolu olduğunu düşünüyor. Siyasi, sivil ve toplumsal güçlerin katılacağı bu diyalogda ulusal çıkarların parti, kişisel ve bölgesel çıkarların önüne konulması gerekiyor. Kadın girişimlerinin çoğu da bu senaryoyu destekliyor. “Barış İçin Kadınlar Girişimi”, 2024 yılında resmi müzakere süreçlerinde geçiş dönemi adaleti ve cinsel şiddet konularının dışlanmamasını güvence altına almak amacıyla paralel bir kadın yuvarlak masa toplantısı düzenlenmesini talep eden bir belge sundu.

İkinci senaryo ise özellikle sivil ve siyasi güçlerin mevcut tıkanıklığı aşamaması ve ciddi bir diyalog masasına oturamaması halinde askeri yönetime geri dönülmesi.

Ancak kadın girişimlerinin çoğunun benimsediği görüşe göre bu seçenek krize çözüm getirmiyor, aksine krizi yeniden üretebilir. Özellikle geçmişteki askeri yönetim deneyimleri iktidar, adalet ve yurttaşlık sorunlarının köklerini ele almadı ve kadınların meselelerinin devlet projesi içerisinde olması gereken konuma gelmesine katkı sunmadı.

Üçüncü senaryo ise güç dengelerinin baskısı altında müzakere edilmesi. Savaşın sürmesi ve tarafların yıpranması müzakereyi zorunlu kılabilir. Ancak Sally Zeki’ye göre sonuç, Sudan’ın bütünlüğünü koruyan siyasi bir uzlaşma ile devletin parçalanması ve bölünmesi arasında değişebilir. Sally Zeki bu senaryoyu “en tehlikeli” seçenek olarak değerlendiriyor.

Sally Zeki, görüşünü şu sözlerle özetliyor: “Sudan için en iyi seçenek, yurttaşlık, hukuk ve kurumlar devletinin projesinin zafer kazanmasıdır. Çeşitliliğin tanınmasına ve karşılıklı tavizlere dayalı kapsamlı ulusal diyalog, ülkenin birliğini korumak ve kalıcı bir barış inşa etmek açısından en düşük maliyetli ve en etkili yoldur.”

Devrim sonrası yol neden savaşa çıktı?

Sally Zeki krizin köklerini tarihsel ve siyasi birikimlere dayandırırken, Afrika Boynuzu Kadın Girişimi “SIPA” Bölge Direktörü Dr. Hala el-Karb ise Aralık Devrimi sonrasındaki döneme odaklanıyor. El-Karb’a göre sorun devrimin kendisinde değil, devrim ve devrimin projesi etrafında yaşanan iktidar mücadelesindeydi.

Sudan’da yaşanan çatışmanın öncelikle “varoluşsal bir mücadele” olduğunu belirten el-Karb, bunun Sudan devletinin ve Sudan’ın birlik içinde varlığını sürdürme fikrini tehdit ettiğini söyledi. Çok sayıda aktörün bulunması, çıkarların iç içe geçmesi ve iç parçalanmanın bir uzlaşmaya ulaşmayı son derece karmaşık hale getirdiğini belirtti.

Devrim sonrası dönemi zorlu olarak tanımlayan el-Karb, “Sudan devriminin büyüklüğüne rağmen yetim doğan bir devrimdi. Devrim etrafında ve sonrasında yaşanan çatışma, büyük ölçüde devrimden ve onun beklentilerinden kopuktu. Çatışma, iktidarı ele geçirme biçimine odaklandı. Bu yoğun iktidar arzusuna açık stratejiler, yeterli bilgi veya değişim için tutarlı projeler oluşturma yönünde ciddi bir çaba eşlik etmedi” dedi.

 

Dr. Hala El-Karb’a göre mevcut savaş bu süreçten bağımsız ele alınamaz. Devrimin devleti yeniden inşa edecek bir projeye dönüşmesi yerine iktidar mücadelesi silahlı çatışmaya dönüştü. Ardından savaş farklı bölgelere yayıldı ve yeni silahlı ittifaklar ile oluşumlar ortaya çıktı. Bu durum tabloyu daha da karmaşıklaştırarak uzun süreli bir yıpratma savaşına yaklaştırdı.

Hala el-Karb, mevcut durumun tehlikesinin savaşın artık yalnızca iki taraf arasındaki askeri bir çatışma olmamasından kaynaklandığını belirtiyor. Kurumların zayıflaması, silahlı güçlerin çoğalması ve merkezin ülkeyi yönetme kapasitesinin gerilemesi devlet yapısının kendisini tehdit ediyor.

Dr. Hala El-Karb, bu tabloyu bölgesel ve uluslararası ortamdan bağımsız görmüyor. Gelişmelerin büyük ölçüde bölgesel çatışmalar ve çıkarlarla bağlantılı hale geldiğini, uluslararası tablonun karmaşıklığının ise uluslararası toplumun uzlaşma yönünde belirleyici bir baskı oluşturmasını zorlaştırdığını ifade ediyor.

Sudan’da şu ana kadar Sudanlı kadın ve erkeklerin çeşitliliğine ve ülkelerinin geleceğini belirleme hakkına yeterince saygı gösteren, adaleti, iyi yönetişimi ve istikrarı çözümün merkezine koyan ciddi girişimlerin hayata geçirilmediğini belirten Dr. Hala el-Karb, şöyle konuştu:

“Artık daha fazla analize ihtiyacımız yok; yeterince analiz yaptık. Acilen bir çıkış yoluna ihtiyacımız var. Bu çıkış Sudan’ın dışında ya da bölge ülkelerinin başarısız müdahalelerinde değil, içeride; birbirimizi kabul etmekte ve dış güçleri mümkün olduğunca etkisizleştirmekte.”

Aralık Devrimi hâlâ varlığını sürdürüyor mu?

 

Bu tablo içerisinde başka bir soru daha öne çıkıyor: Aralık Devrimi’nin projesinden geriye ne kaldı? Çatışma devrimi siyaset sahnesinden çıkardı mı, yoksa devrim hâlâ gelecekteki herhangi bir siyasi projenin temelini mi oluşturuyor?

Sudan Demokratik Bloku’nun resmi sözcüsü Nidal Hişam bu soruya, Aralık Devrimi’nin sona ermediğini, ancak savaş nedeniyle önceliklerinin değiştiğini belirterek yanıt veriyor.

Nidal Hişam, “Şanlı Aralık Devrimi yok olmadı; hâlâ güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor ve onu oluşturan yapılar kendi görüşlerini ortaya koymaya devam ediyor. Ancak savaş, en öncelikli konuyu barışın sağlanması haline getirdi. Çünkü barış ve istikrar olmadan ülke sarsıntı ve istikrarsızlık içinde kalmaya devam eder” dedi.

Sudan krizinin çok yönlü olduğunu ve tek bir süreç üzerinden ele alınamayacağını belirten Nidal Hişam; askeri ve insani sürecin yanı sıra siyasi ve sivil süreçlerin de bulunduğunu, her birinin kendi araçları ve aktörleri olduğunu söyledi. Uluslararası ve bölgesel çabaların ateşkesin sağlanmasına ve insani durumun ele alınmasına yardımcı olması gerektiğini belirten Nidal Hişam, siyasi sürecin ise farklı güçleri aynı masa etrafında buluşturacak Sudanlılar arası bir diyalog sürecine ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Ancak Nidal Hişam, anlaşmazlığın yalnızca diyaloğun içeriğiyle sınırlı olmadığını, kimlerin bu diyaloğa katılacağı, Sudanlıları kimin temsil edeceği, diyaloğun nerede yapılacağı ve mekanizmalarının ne olacağı sorularını da kapsadığını belirtti. Buna rağmen toplantıların sürdürülmesi ve görüşlerin birbirine yaklaştırılmasının ortak noktaların ortaya çıkmasını sağlayabileceğine inanıyor.

Devrimci yapılar, siyasi partiler ve tüm etkili güçlerin “Sudanlılar arası diyalog” çerçevesinde bir araya gelmesi gerektiğini belirten Nidal Hişam, sürecin tamamen Sudanlıların sahipliğinde olması gerektiğini vurguladı. Uluslararası aktörlerin rolünün ise Sudanlıların iradesinin yerine geçmek değil, süreci kolaylaştırmak ve desteklemek olması gerektiğini söyledi.

Sokak liderliğinden toplumu korumaya

Ülkede yaşananlar yalnızca siyasi çatışmanın niteliğini değiştirmedi, aynı zamanda kadınların kriz içerisindeki konumunu da dönüştürdü. Eylül’den Aralık Devrimi’ne kadar kadınlar halk hareketinin temel unsurlarından biri oldu. Devrim sırasında Sudanlı kadınlar yürüyüşlerin ve oturma eylemlerinin ön saflarında yer aldı, özgürlük, barış ve adalet sloganları taşıdı ve barışçıl mücadele dönemlerinde ağır bedeller ödedi.

Savaşın başlamasıyla birlikte kadınlar yerinden edilme, evlerini terk etmek zorunda kalma, gelir kaynaklarını kaybetme ve hizmetlerin çökmesinin yanı sıra toplumsal cinsiyete dayalı şiddet riskinin artması gibi sonuçlardan en fazla etkilenen kesimlerin başında geldi.

Buna karşılık kadınlar krizin diğer tarafında insani müdahalenin temel aktörleri olarak öne çıktı. Çok sayıda kadın girişimi doğrudan siyasi çalışmadan insani yardıma yöneldi. Hartum, Darfur ve Kurdufan’da kadınların öncülüğünde acil durum odaları kuruldu. Bu yapılar gıda ve ilaç temin etmek, yerinden edilmiş kişilere destek olmak, ihlalleri belgelemek ve barış girişimlerine katılmak için çalışmalar yürüttü.

Adalet ve Eşitlik Hareketi Kadın Sekreterliği yöneticisi Hala Abdülaziz, mevcut çatışmayı anlamak için Eylül ve Aralık dönemlerinin hatırlanmasının gerekli olduğunu belirtti. Krizin Nisan 2023’te silahların ateşlenmesiyle başlamadığını, öncesinde yaşanan siyasi, ekonomik ve toplumsal birikimlerin yurttaşların yaşamına yansıdığını ifade etti. Hala Abdülaziz, bu birikimlerin yaşam koşullarının ve hizmetlerin kötüleşmesine, yoksulluk ve yerinden edilmenin artmasına yol açtığını söyledi. 

 

Hala Abdülaziz’e göre gerçek bir çözüm yalnızca çatışmaların durdurulmasıyla sınırlı kalmamalı, krizin köklerini ele almalı ve devleti yeniden inşa etmeye yönelmelidir. Ona göre savaşın sürmesi, krizin kapsamlı bir siyasi uzlaşmayla sona erdirilerek barış ve istikrara ulaşılması ile çatışmanın sürerek insani ve ekonomik krizi derinleştirmesi ve toplumsal bölünmeyi artırması arasındaki senaryoları açık bırakıyor.

Hala Abdülaziz, krizden çıkış için önceliklerin başında “ulusal siyasi irade ve kapsamlı bir Sudanlılar arası diyalog” bulunduğunu belirtti. Bunun yanı sıra devlet kurumlarının yeniden inşası ve krizin köklerinin ele alınması gerektiğini söyleyen Hala Abdülaziz, sivillerin korunması ile yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin geri dönüşünün de öncelikler arasında olması gerektiğini vurguladı.