Filistin Anayasa Taslağı: Kadın hakları ve uygulama tartışması
Filistin Anayasası Taslağı, kadın hakları ve eşitlik ilkelerini içerse de savaş ve kurumsal zayıflık nedeniyle uygulanması tartışmalı. Hukukçular, taslağın önemli bir çerçeve sunduğunu, ancak koşulların hakların hayata geçmesini zorlaştırdığını söylüyor.
RAFIF ESLEEM
Gazze - Filistin Anayasası Taslağı Nisan ayında yürürlüğe girdi. Taslakta kadın hakları da yer alırken, tüm Filistinlilerin kanun önünde eşit olduğunu belirten 27. Madde bu kapsamda öne çıkıyor. Taslakta ayrıca “Kamu Hakları ve Özgürlükleri” başlığı altında da kadın haklarına ilişkin çeşitli maddelere de yer veriliyor. 41. Madde, kamu görevi ve pozisyonlarında bulunmanın “fırsat eşitliği” ilkesine dayalı bir hak olduğunu belirtiyor.
Filistin Ulusal Yönetimi’nin “2026 Filistin Anayasası Taslağı”nı açıklamasının ve Anayasa Taslağı Hazırlama Ulusal Komitesi’nin taslağı çevrimiçi platform üzerinden kamuoyunun incelemesine sunmasının ardından kadınlar, süreci takip etmeye başladı.
Kadın avukatlar konuyla ilgili ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
İnsan hakları aktivisti ve avukat Lubna al-Deeb, 2026 için geçici bir Filistin anayasası taslağının tartışılmasının “son derece önemli” olduğunu belirterek, “Filistin Temel Yasası’ndan anayasal otoriteye ve oradan da geçici bir Filistin anayasasına geçiş yaşanıyor. Bu, Filistinlilerin artık toplumun en savunmasız kesimlerini korumaya yönelik yasalar ve ilkeler için anayasal bir çerçeveye sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.
Lubna al-Deeb, işgal altındaki bir yapı içinde Filistin anayasasının varlığının uluslararası alanda devlet varlığını teyit ettiğini vurgulayarak, kadınların da bu sürecin önemli bir parçası olduğunu söyledi. Lubna al-Deeb, “Kadınlar, özellikle Nakba’dan bu yana kademeli olarak gelişen tarihsel bir süreç içinde, ülkenin iç işleyişinde aktif rol almaya başladı. İlk kadın hücresi 1965’te ortaya çıktı ve 1967’de mücadeleye katılımlarıyla siyasi çalışmalarda daha görünür hale geldiler. O zamandan beri hem siyasi hem de direniş alanlarında çeşitli roller üstlenmeye devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.
Filistin yasalarında kadın hakları
Filistin yasalarında kadın haklarının ele alınış biçimini eleştiren Lubna al-Deeb, kullanılan yasal dilin genel ve adaletsiz olduğunu, kadın haklarını açıkça garanti altına alamadığını ve belirsizliğe yer bıraktığını söyledi. Lubna al-Deeb, Filistin'in CEDAW gibi kadınlarla ilgili birçok sözleşmeye katılımının, kadınlarla ilgili özel maddelerin bu yasalara uygun olarak formüle edilmesini gerektirdiğini ve bunların bağlayıcı taahhütler oluşturduğunu kaydetti.
Lubna al-Deeb, sözlerinin devamında, “Kadınları korumak, sadece anayasal yasama organının varlığıyla sağlanabilecek bir şey değil, daha açık ve kapsamlı bir yaklaşım gerektiriyor. Sadece eşitlik ve denklik kavramlarını her alanda eril çoğul formda kullanmak yeterli değil. Genel olarak Arap toplumlarında kadınlar siyasi ve sosyal katılımdan dışlanma eğiliminde. Bu nedenle, kadınlara yüzde 50 kota verilse bile onları gerçekten güçlendirmeyen bir sistem, anayasal hukuk açısından açık bir ihlaldir ve bunun yaptırımı olmalıdır” şeklinde konuştu.
Kadın haklarında yasalarda belirsizlik
Yeni taslakta kadın haklarının “Genel İlkeler” başlığı altında yer aldığını belirten Lubna Al-Deeb, “Burada aile, annelik koruması, velayet ve şiddet konularını ele alan bir madde var. Ancak velayet yeterince detaylandırılmıyor, ayrıca çocuklara veya kadınlara yönelik şiddet açıkça tanımlanmıyor, bunun yerine ‘aileyi şiddetten koruma’ gibi genel bir ifade kullanılıyor. Aynı belirsizlik eğitim ve sağlık alanlarında da görülüyor” dedi.
Lubna Al-Deeb, evlilik sözleşmesi imzalama ehliyetine ilişkin yeni düzenlemeleri eleştirerek, “Bir kadının evlilik sözleşmesi imzalama ehliyetinin 15 yaş altıyla sınırlandırılması ve diğer sözleşmelerin kapsam dışında bırakılması ciddi bir sorundur” dedi. Lubna Al-Deeb, uluslararası hukukun çocukluğu 18 yaşla tanımladığını ve bu yaştan sonra hem kadınların hem erkeklerin tüm sözleşmeleri imzalayabilmesi gerektiğini vurguladı.
‘Yüzde 30 temsil yeterli değil’
Lubna Al-Deeb, kadınlara yalnızca evlilik alanında sınırlı bir ehliyet tanınmasının adil olmadığını ifade etti. Ayrıca yeni anayasa taslağındaki kota sistemini de eleştiren Lubna Al-Deeb, kadınlara yüzde 30 temsil verilmesinin yeterli olmadığını belirterek, “Bu bir geçiş dönemi ve Filistin kritik bir süreçten geçiyor. Kadınlar için yüzde 100 güçlendirme talep etmiyoruz ama en azından yüzde 50 kota verilmesi gerekirdi” ifadelerinde bulundu.
Aktivist Şahd Şurafa ise, kadınların toplumun yarısını değil, özellikle Gazze’de toplumun varlığının ve ilerlemesinin temelini oluşturduğunu belirterek, “Kadınlar tüm etkinliklerde sürekli varlık gösteriyor. Ancak bu katılım, şehrin karşı karşıya olduğu zor koşullarla zaman zaman çatışıyor ve önceliklerini yeniden düzenlemekte zorlanıyorlar” dedi. Filistin geçici anayasa taslağına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Şahd Şurafa, “Filistin Devleti, olağanüstü koşullar altında ve Gazze Şeridi ile Batı Şeria’da ciddi baskılarla karşı karşıya olduğu için, nihai olmayan ön bir belge yayınlamaya karar verdi. Bu belge, uzman bir komite tarafından hazırlanan önerilen anayasa maddelerini içeriyor ve kalıcı, bağlayıcı bir anayasa haline gelmeden önce son iki aydır kamuoyu tartışmasına, değişikliğe ve hatta referanduma açık tutuluyor” ifadelerini kullandı.
‘İşgal altındaki bölgeler için başarılı bir yaklaşım’
“Bu taslak, işgal altındaki ya da istikrarsızlık yaşayan ülkeler için başarılı bir yaklaşımdır. Bu, resmi anayasa kabul edilene kadar dört ila beş yıl sürecek geçici bir aşamadır” diyen Şahd Şurafa, geçici anayasayı hazırlayan komitenin Kadın İşleri Bakanlığı ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içinde çalıştığını kaydetti. Şahd Şurafa, “Kadın meselelerinin daha ayrıntılı ele alınması, kadın ve kız çocuklarının haklarının korunması ve olağanüstü koşullar altında tam hak güvencelerinin sağlanması için maddeler birkaç kez gözden geçirildi” diye ekledi.
Yasanın genel olarak iyi olduğunu ve kadınların haklarını dikkate aldığını söyleyen Şahd Şurafa, “Ancak bu düzenlemeler, özellikle Gazze Şeridi’nde iki yıldır süren savaş ve yasaların uygulanmasını sınırlayan koşullar nedeniyle, kadınların haklarını tam olarak elde etme sürecinin ülkenin içinde bulunduğu şartlara bağlı olduğunu gösteriyor” diyerek sözlerinin tamamladı.