Tülay Hatimoğulları: Barışa olan inancı güçlendirmeye ihtiyaç var

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, sürece dair, “Devlet ve iktidar hALA somut adımlar atmadı. Somut adım atmadığı için barış bu kadar istendiği halde barışa olan inanç ne yazık ki biraz zayıflamış durumdadır” değerlendirmesinde bulundu.

Qers - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Qers Kadın Meclisi, Kars 1924 Oteli’nde “Barış ve Demokratik Toplum için Kadın Buluşması” etkinliği düzenledi. Etkinlikte konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Ortadoğu coğrafyasında hüküm süren çatışma iklimine karşı barışın ve bir arada yaşam kültürünün hayati bir zorunluluk olduğunu dile getirdi.

Tülay Hatimoğulları, barış çağrılarının bölgesel sınırları aşan demokratik bir toplum inşası için temel teşkil ettiğini vurguladı. Tülay Hatimoğulları, “Farklılıklarla bir arada yaşamayı bilenler barış çağrısının ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdir. Bizler Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın gerçekleşmesinin anlamını sadece Türkiye coğrafyası açısından değil, Ortadoğu coğrafyası açısından da son derece önemli buluyoruz. Bugün Ortadoğu coğrafyası yüzyıllardır savaşlarla kanayan bir coğrafya; her gün kan ağlıyor. Filistin kan ağlıyor; Lübnan, Irak, İran, Afganistan, Kürdistan, Türkiye savaş ve çatışmalardan kan ağlayan bir coğrafya ve emperyalist güçler bizleri çatıştırarak, toplumumuzu farklı halklar ve inançları birbiriyle çatıştırarak ne yazık ki kendi sömürgeci anlayışlarını burada bu şekilde sürdürüyorlar. Oysa bizlerin Sayın Öcalan'ın gerçekleştirmiş olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı büyütmek istememizin en büyük sebebi; Türkiye'de barışı inşa etmek, savaşı ve çatışmayı bitirmek, aynı zamanda Ortadoğu halkları arasında da barış ve kardeşlik köprüsünü asla yıkılmayacak bir şekilde yeniden ve yeniden güçlendirmektir” ifadelerini kullandı.

‘Savaşları kadınlar ağır yaşıyor’

Ortadoğu’da kadınların maruz kaldığı ağır hak ihlallerine ve köle pazarlarında satılmalarına kadar varan insanlık dışı uygulamalara dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, uluslararası kadın dayanışmasının bu karanlık tabloya karşı en güçlü ses olduğunu ifade etti. Tülay Hatimoğulları, “Savaşları biz o kadar ağır yaşıyoruz ki bu bölgede. Ezidi kadınlar, Suriye'de Arap Alevi kadınlar 21. yüzyılda, biliyor musunuz, kaçırıldılar. Erkeklere satıldılar köle pazarlarında. Ne zaman? Yeni, 21. yüzyılda. Biz kadınların pazarlarda satıldığını, internet üzerinden satıldığına tanıklık ettik ve bu çağda tanıklık ettik. Bu çok kara bir tablo, çok utanç verici bir tablo. Afganlı kadınlardan bahsetmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz sene Süleymaniye'de bir kadın konferansı düzenlendi; NADA’nın düzenlediği bir konferans. Bu örneği bu toplantıların hepsinde özellikle anlatmak istiyorum. Katıldığım bütün kadın toplantılarında Afganlı kadınların sesini duyurmak istediğim için bu örneğin altını ısrarla çiziyorum. NADA demek Orta Doğu ve Kuzey Afrika Kadın Koalisyonu; Orta Doğu ve Afrika'dan 18 ülkenin katıldığı bir konferans, bir oluşum. Ve bu oluşumun konferansı Süleymaniye'de gerçekleştiğinde 18 ülkeden renkleri, tenleri, dinleri, mezhepleri, etnisiteleri farklı çok sayıda kadın delege vardı. Bir de Afganlı kadınlar vardı. Konferans 3 gün sürdü ve 3 gün boyunca Afganlı kadınlar alçıdan yapmış oldukları ince bir maskeyi yüzlerine koyarak o konferansa katıldılar. O alçıların üzerinde Arapça ile yazılmış bazı sloganlar, özgürlük sloganları, kadınların yaşam hakkı sloganı yazıyordu” diye konuştu.

Abdullah Öcalan’ın çağrısı

Türkiye'de Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme süreciyle ilgili siyasi gelişmelerin toplumsal beklentiler üzerindeki etkisine değinen Tülay Hatimoğulları, barışın inşası için atılması gereken yasal ve somut adımların önemini vurguladı. Tülay Hatimoğulları, “Sayın Bahçeli'nin bir çağrısı gerçekleşti, bir girişimi oldu daha doğrusu. Ve akabinde geçtiğimiz sene 27 Şubat'ta Sayın Öcalan Kürt sorununun çözümü ile ilgili ve Türkiye'nin demokratikleşmesi ile ilgili tarihi bir çağrı gerçekleştirdi. Barış ve demokratik toplum çağrısı. Ve bir süreç başladı. Bu sürecin akabinde yine sizler takip ettiniz, parlamentoda bir komisyon kuruldu. Komisyon çalışmalarını sonuçlandırdı ve çözüme dair önerileri de içeren eksiği vardı. Raporun evet ama yine önemli çözüm noktalarını içeren bir rapordu ve bunu parlamentoya sundular. Ve tabii ki bütün Türkiye'nin beklentisi şuydu: Bu rapor sunulduktan sonra bazı yasal düzenlemeler gerçekleşecek ve bu yasal düzenlemelerin akabinde Kürt sorununun çözümü, Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda bazı somut adımlar atılacak. En önemlisi Türkiye'de barışın inşa edilmesi ile ilgili siyasi ve hukuki ve yasal adımların atılması bekleniyordu. Ve elbette şimdi süreçte bütün basın yazıyor, bütün basın işliyor. Süreçte bazı tıkanıklıklar söz konusu, doğrudur. Ama bizler bu tıkanıklıkları başta kadınlar olmak üzere aşmak için özel olarak çabalıyoruz ve çabalamaya devam edeceğiz. Ve tabii şunu belirtmeliyim; şöyle bir realite de vardır: Bu süreç uzadıkça bu süreci destekleyenlerin de sürecin olumlu sonuçlanacağına dair inancında kimi zayıflıklar ortaya çıkıyor” diye belirtti.

‘Barış inancını güçlendirmeye ihtiyacımız var’

Türkiye'de toplumsal barışın inşası için halkın gösterdiği yüksek desteğin iktidarın somut adımlarıyla karşılık bulması gerektiğini ifade eden Tülay Hatimoğulları, barış sürecini tek kanatlı bir kuşun uçuşuna benzeterek diğer kanadın oluşması gerektiğini kaydetti. Tülay Hatimoğulları, “Bakın toplumsal destek çok yüksek. Bugün savaş lobilerini ayırın. Geriye kalan herkes hangi siyasi görüşten olursa olsun, hangi toplumsal aidiyete, etnisiteye, inanca sahip olursa olsun insanlar barış olsun ister. Kim der ki 'Hayır, barış olmasın, savaş devam etsin'? Kim der ki 'Yaşam olmasın, ölüm olsun'? Hiç kimse bunu söylemez. Tabii ki savaş lobilerini ayırarak bunu söylüyorum. Ama devlet ve iktidar hâlâ somut adımlar atmadı. Somut adım atmadığı için barış bu kadar istendiği hâlde barışa olan inanç ne yazık ki biraz zayıflamış durumdadır. Bizim bu inancı daha fazla güçlendirmeye ihtiyacımız var. Ve bizler bu toplantıları ve bu buluşmaları gerçekleştirirken, Türkiye'nin barışını inşa etmek, barış umudunu ve inancını büyütmek için daha çok biz kadınlar olarak ne yapabilirizi siz değerli katılımcılarla da konuşmak istiyoruz. Çalışmalarımızı bu anlamıyla sürdürmek istiyoruz. Ve şunu ifade etmeliyiz ki bakın; bize şu eleştiri çok geliyor: 'Siz tek kanatla bir kuşu uçurmaya çalışıyorsunuz' diyorlar. Sonuçta Öcalan'ın bir çağrısı oldu; örgütü bu çağrıya olumlu olarak yanıt verdi, evet. Ama henüz devlet ve iktidar tarafından yeterli adım atılmadı. Biz kuşun diğer kanadının da inisiyatif alması, cesur davranması ve barışın inşa edilmesi konusunda somut adım atması için de elimizden gelen her türlü çalışmanın içinde olacağız. Çünkü şuna inanıyoruz; Türkiye'de barışı inşa edersek Türkiye demokratikleşir. Türkiye daha fazla kardeşleşir ve Türkiye'nin iç barışı, iç huzuru onurlu bir barışla daha fazla taçlanır” diye belirtti.

Kadın katliamları

Savaş ve çatışma ortamının toplumsal çürümeyi derinleştirdiğini ve en çok kadınları şiddetin hedefi haline getirdiğini ifade eden Tülay Hatimoğulları, "savaş bilançosu" nitelendirmesinde bulundu. Tülay Hatimoğulları, “Bakın savaş ve çatışmalar ne yazık ki toplumdaki birçok çürümüşlüğü derinleştiriyor ve bazı çürümüşlüklerin görünmesinin de üstünü örtüyor. Bugün Türkiye'de çok sayıda kadın cinayeti işleniyor. Özellikle böylesi karmaşık dönem kadına yönelik şiddetin tonunun çok arttığının hepimiz farkındayız. Savaş ve çatışma döneminde kadınlar daha fazla şiddet mağduru olur. Tabii ki bizler şunu da çok iyi biliyoruz: 5.000 yılı aşkındır toplumsal cinsiyet rolleri dolayısıyla, toplumun biçmiş olduğu bu roller dolayısıyla ve erkek egemen sistemin kadınlar üzerinde kurmuş olduğu tahakkümden dolayı biz kadınlar 5.000 yıl aşkındır eziliyor, sömürülüyor, katlediliyoruz. Bakın demin de söyledim 21. yüzyıldayız. Ama sadece nisan ayında 25 kadın katledildi. Erkekler tarafından katledildi. 14 şüpheli ölüm var. Tam bir savaş bilançosu gibi arkadaşlar. Her gün bir yerlerde katlediliyoruz. Erkekler tarafından katlediliyoruz” diye kaydetti.

‘Toplumu apolitikleştirmek için kadınların örgütlenmesini engellemek istiyorlar’

Gülistan Doku’un kaybettirilmesine ve soruşturma kapsamında ortaya çıkan detaylara işaret eden Tülay Hatimoğulları,  “Gülistan Doku'nun Dersim'de yaşadıkları birçok kadının yaşadıklarına bir örnektir. Bugün Türkiye'de özellikle toplumu apolitikleştirmek için başta kadınların ve gençlerin örgütlenmesini engellemek için kendi haklarını, hukuklarını, anadillerini talep etmemeleri için özgürlükleri talep etmemek için demokrasi talep etmemek için ne yapıyor bu sistem? Kadınları ve gençler başta olmak üzere çete ağlarına düşürüyorlar. Uyuşturucu ağları, kadın ticareti ağları ve ne yazık ki bunun en acı örneklerinden birini biz Dersim'de Gülistan Doku üzerinde gördük ve yaşadık. Ve bunun gibi daha aydınlanmamış çok sayıda kadın cinayeti var. Gülistan'ın arkadaşı Rojhilat Kızmaz araştırılmalıdır; ölümü araştırılmalıdır. Rojin Kabaş başta babası ve ailesi olmak üzere Kadın Hareketi için adalet istiyor. Bizler de burada Kars'ta bütün kadınlar olarak bütün kadınlar için, Rojin için adalet istiyoruz” diye konuştu.

Barış Anneleri’nin ziyareti

Barışın inşasını büyük bir sabır ve emek gerektiren iğne oyasına benzeten Tülay Hatimoğulları, Barış Anneleri'nin Ankara’daki temaslarına da değinerek, şunları belirtti: “Barışı biz tıpkı bir iğne oyası gibi ilmek ilmek, küçük küçük, büyük bir sabırla işleyeceğiz. Tüm kayıplarına ve acılarına rağmen, çocuklarını kaybetmiş olmalarına rağmen barıştan asla vazgeçmeyen beyaz tülbentli barış annelerine buradan selam ve sevgilerimi iletiyorum. İki gündür barış anneleri Ankara'da parlamentoda hem Cumhur İttifakı'yla hem de diğer muhalif partilerle, yani bütün siyasi partilerle görüşme yaparak barış talep ettiler. Siyasi parti liderlerine iğne oyasıyla işlenmiş beyaz tülbentler hediye ettiler. Bakın, iğne oyası çok anlamlı bir iştir. Biz iğne oyasını kendi memleketimizde meslek olarak yaparız, ben de çok işledim. İğne oyası büyük bir sabır ister, ilmek ilmek dokunur. O işi elinize almadığınız ve o emeği vermediğiniz sürece o tülbentin etrafındaki o oya asla bitmez. Bakınız barış da öyle bir şey. Annelerin bugün iğne oyalı tülbentleri siyasi liderlere hediye ederken anlamı buydu. Biz kadınlar hayatın her alanında her şeyi yeniden yapılandırırken ince ince bir oya gibi işlemiyor muyuz? İşte barışı da bu oya inceliğiyle, sağlamlığıyla, sabrıyla ve göz nuruyla, üzerine gide gide işledikçe bu topraklarda bir iğne oyası gibi nakşedeceğimize yürekten inanıyorum. Onurlu barış annelerimize ve barışı isteyen bütün kadınlara buradan bir kez daha selamlarımı iletiyorum.”