Gülistan Kılıç Koçyiğit: Üniversiteler denetim rejimiyle kuşatılıyor
Gençliğin ifade ve örgütleme hakkının engellenmeye çalışıldığını belirten DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Gençliği bu şekilde bastırarak bir ülkeyi yönetemeyeceğini iktidarın anlaması gerekiyor” dedi.
Ankara - Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit Meclis'te düzenlediği basın toplantısında konuştu.
Gülistan Kılıç Koçyiğit, gençlerin içerisinde bulunduğu yoksulluk, güvencesizlik ve geleceksizlikle boğuştuğuna dikkat çekerek, “Oysa ki gençlik itirazdır, örgütlenmedir, gelecektir, hak aramaktır, ifadedir. Gençlik en büyük demokratik haklarını kullanan kesimdir. Ama ne yazık ki Türkiye’de gençliğin bütün bu haklarını kullanması yerine susması, itaat etmesi, biat etmesinin beklendiğini ifade etmemiz gerekiyor. Bu anlamıyla Türkiye’nin özellikle de AKP iktidarının bir gençlik politikası olmadığını, daha ziyade gençleri yönetmek, gençleri denetim altına almak ve bir denetim rejimi kurmak gibi bir bakış açısı olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bunun birçok emaresi var. Ama özellikle YÖK’ü kaldıracağız diye işbaşına gelen AKP hükümetinin bugün YÖK’ü tahkim etmesi, üniversitelerin özelliğini yok etmesi, üniversitedeki bilimsel eleştirel düşünceye tahammül etmemesi, üniversite kulüplerinden tutalım da üniversitedeki kamusal alanların kullanımının önüne geçen politikaları hayata geçirmesi, kayyım rejimini üniversiteye Boğaziçi nezdinde sokmasının her birisi de aslında AKP'nin gençliğe, üniversiteye, özel eğitime nasıl baktığını bizlere açık ve net bir şekilde gösteriyor” dedi.
ODTÜ’de öğrencilerin hedef gösterilmesi
Öğrencilerin gözaltına alınmasına değinen Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bugün gençlik nerede söz hakkını kullanıyorsa, nerede itiraz ediyorsa, nerede sokağa çıkıyorsa karşısında polisi buluyor” dedi. Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Özellikle ODTÜ'de öğrencilerin hedef gösterilmesi ve ardından gelen gözaltı ve tutuklamalara bakalım; tam olarak gençliğin kriminalize edilmesi, hedef gösterilmesi ve kampüs içerisindeki bir eylem ve etkinliğin bile bir güvenlik soruşturmasına konu edilmesinin en tipik örneklerinden birini oluşturuyor. Yine 3 Şubat'ta gözaltına alınan öğrencilerin operasyonlarla gözaltına alınan ve aradan aylar geçmiş olmasına rağmen hala tutuklukları devam eden öğrencilere değinmek istiyorum. Aslında gençliği risk olarak gören bir AKP'nin bakış açısını bizlere gösteriyor. Tabii sadece bu da değil. 28 Şubat ve 1 Mayıs'ta yine öğrenciler, öğrenci kolektifleri ve birçok gençlik çevresi 1 Mayıs'a çağrı yapmıştı. Sosyalist gençler çağrı yapmıştı. Bunun sonucunda ne oldu? Yine gözaltına alındılar, tutuklandılar. Oysa ki 1 Mayıs'a çağrı yapmak suç değil. Gençlerin sokakta olması suç değil” dedi.
‘12 Eylül zihniyetini değiştirelim’
Bugün gençliği bir özne olarak değil, bir risk olarak gören bir yaklaşım olduğunu belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit devamında şunları ifade etti: “Sadece sokaklarda, kampüslerde, yaşam alanlarında değil aynı zamanda dijital mecralarda da gençliğin kuşatılmaya çalışıldığını, ifade ve örgütlenme hakkının engellenmeye çalışıldığını açık ve net görüyoruz. Öğrenci derneklerinin, öğrenci topluluklarının, birçok gençlik örgütünün X ve Instagram hesaplarının kısıtlanması bunun en açık göstergelerinden birisidir. Bir içerik sorunundan ziyade bir ifade özgürlüğünün engellenmesi, örgütlenme hakkının ve siyasal katılım hakkının engellenmesi olarak görmemiz gerekiyor. Boğaziçi Üniversitesi'ndeki CITOK bünyesinde yürütülen süreçlerde 14 öğrenci hakkında soruşturma açılması aslında kampüs içerisindeki faaliyetlere tahammülsüzlüğün en açık göstergesi. Bugün öğrenci kulüpleri kapatılıyor ve kampüs içerisindeki birçok eylem ve etkinlik örgütlenme ve ifade özgürlüğü sınırlandırılmaya çalışılıyor. Kampüsleri aslında kışlalara çevirmeye çalışan bir anlayış hakimdir. 12 Eylül zihniyeti ile hesaplaştık. 12 Eylül zihniyetini değiştirelim. 12 Eylül Anayasasını geride bırakalım diyen anlayışın ya da iktidarın bugün 12 Eylül zihniyetine rahmet okutan bir bakış açısıyla gençliği zapturapt altına almaya çalıştığını, üniversiteleri denetim altına almaya çalıştığını ve kendi ideolojik politik bakış açısına göre bir gençlik ve gelecek kurmaya çalıştığını da ifade etmemiz gerekmektedir.
KYK yurtlarında özellikle kadın öğrencilerin denetimlerine dair çok ciddi ihlaller var. Aile ve devlet bugün genç kadınları birebir takip ediyor, denetliyor ve onların yaşamını kontrol altına almaya çalışıyor. TEVKOM'a yönelik sosyal medya merkezli hedef gösterme, itibarsızlaştırma kampanyaları da var. TEVKOM üniversitelerde Kürt dilleri, kültürü ve sanatı üzerine çalışmalar yürüten öğrenci topluluklarının bir araya gelerek oluşturduğu dernekler hareketi. Buna yönelik de ciddi bir kriminalizasyon faaliyeti olduğunu ifade edelim. O anlamıyla Kürt kadın hareketi, dil ve kültür çalışmaları ve genç kadınların örgütlü yapıları aslında TEVKOM üzerinden hedef alınmaya çalışılıyor. Eğer bu iktidara itaat etmiyorsanız, bu iktidara muhalifseniz, eğer kimliğiniz, inancınız, bakış açınız farklıysa ve gençseniz mutlaka kısıtlanıyorsunuz, mutlaka sınırlandırılıyorsunuz ve mutlaka hedef gösteriliyorsunuz. Bu rejim üniversitelerde kayyımı, kampüslerde baskıyı, dijital alanda sansürü, sokaklarda kriminalizasyonu, yurtlarda denetimi kendisi için düstur edilmiş durumda. Tabii ki gençliği bu şekilde bastırarak bir ülkeyi yönetemeyeceğini iktidarın anlaması gerekiyor. Gençliği kriminalize ederek bir gelecek inşa edilemeyeceğini artık mevcut iktidarın anlaması gerekiyor.
‘Gençlerin sözünün, görüşünün alınmadığı demokratikleşme süreçleri tamamlanamaz’
Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin içerisindeyiz. Bu süreç açısından da gençliğin rolünün özel olarak altını çizmeliyiz. Çünkü Barış ve Demokratik Toplum yalnızca masa başında kurulacak bir denklem değil. Barış üniversitelerde, kampüslerde, yurtlarda, sokaklarda ve dijital alanda gençlerin katılımı, gençlerin sözü, gençlerin talepleriyle kurulacak bir meseledir. Gençleri dışarıda bırakan bir barış süreci eksik kalır, yarım kalır. Gençlerin sözünün, görüşünün alınmadığı demokratikleşme süreçleri tamamlanamaz ve gençlik yalnızca geleceğin değil, aslında bugünün en temel öznelerinden biridir. Bu nedenle gençlerin siyasal, toplumsal, örgütsel katılımı bir tercih değil, bir zorunluluktur ve hızlı bir şekilde bu gençlerin katılımını oluşturacak, sürece katılımını oluşturacak mekanizmaların da oluşturulması gerekiyor.
Aile 10 Yılı
Aile 10 Yılı Genelgesi yayınlandı. Bizim gündemimiz ne? Kadınlara yönelik şiddet, kadına yönelik cinayetler, özellikle de bu cinayetlerde adaletin sağlanmaması, çocuklara yönelik şiddet, çocukların korunamaması, çocuk istismarı ve yoksulluk, en temeli kadın ve çocuk yoksulluğu. Ama deyim yerinde ise iktidar, kuzu can derdinde kasap et derdinde politikalarla yola devam etmeyi kendisi açısından doğru görüyor. Bu genelgede de tespitler yapılmış. Örneğin doğurganlık kızının cumhuriyet tarihinin en düşük seviyelerine gerilediği, aile ve nüfus yapısındaki değişimlerin varoluşsal bir boyuta ulaştığı yazıyor. Doğru, Türkiye'de de dünyada da gerçek anlamda doğurganlık hızında çok ciddi bir düşüş var. Bu ülkede bu kadar yoksulluk varsa dönüp sormamız gerekmez mi bu doğurganlık hızının düşmesinin temel nedeni nedir diye? Gerçek temel nedenlere hiçbir şekilde eğilmeyen bir bakış açısının yine bu genelgeye sirayet ettiğini görüyoruz.
‘Kadına yönelik şiddete dair bütün kamu kurumları üzerine düşeni yapsın’
Özellikle kadının, çocuğun, toplumun haklarını görmeyen, yok sayan ve kendi ideolojik politik bakışını topluma giydirmeye çalışan, kendi toplumsal bakışını, kendi toplumunu inşa etmeye çalışan bir anlayış olduğunu görüyoruz. Bu nedenle gerçek sorunları ıskalıyorlar. Genelgede diyor ki: ‘Bütün kamu kurumları istişare edecek, koordine edecek ve doğurganlık hızına ve aile yapısının bozulmasına neden olan etkenlere dair de politikalar geliştirecek’ Bu ülkede bir günde dört kadın katlediliyor. Daha biz tek bir gün şöyle bir genelge duymadık. Bu kadına yönelik şiddete dair bütün kamu kurumları üzerine düşeni yapsın. Kadına yönelik şiddeti, kadına yönelik cinayetleri engellesin. Çocuğa yönelik şiddeti, istismarı ve çocuk yoksulluğunu engellesin diye bir genelge görmedik. Bugün kamu kurumlarının birinci önceliğinin insan yaşamını, kadınlara yönelik şiddeti, kadın cinayetlerini engellemek olduğunu, çocuğu korumaktır. Bugün en temel meselenin çocukların can güvenliğidir. Çocukları eşit özüne gören, onların kendilerini birey olarak gören anlayışın halihazırda Türkiye'de hiçbir şekilde yer etmediğini görüyoruz.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeyiz ve Türkiye'nin en önemli siyasal gündemlerinden biri de tabii ki çözüm sürecinin seyridir. Sürecin ilerlemesi, ilerletilmesi herkesin, halkımızın, demokratik kamuoyunun da ortak beklentisi ve hedefidir. Bu anlamda Sayın Bahçeli'nin önerdiği bazı somut adımlar sürecin ilerletilmesi açısından önemli. Yine yürütme adına yapılan açıklamalar var. Bu açıklamalarda da yasal boyutun gündemde olduğuna dair sözler sürecin ivme kazanması bakımından önem arz etmektedir. Sürecin yürümesi, başarıya ulaşması için Sayın Öcalan başta olmak üzere tüm muhataplar gerçek anlamda bir çaba içerisindedir. Var olan sıkıntıların aşılması için siyasal iktidarın ve bir bütün olarak Meclis’in devreye girmesi ve hızlı bir şekilde gecikmeden rolünü oynaması gerekir.
‘Daha geniş bir demokratikleşme perspektifinden sürece yaklaşmak gerekiyor’
İkinci aşamanın yasal gerekleri ortadadır ve bunlar görmezden gelinemez. Siyasal seyrin yasal adımlarla ivmeye kavuşturulması gerekir. Siyasal çerçevenin yasal çerçeveye kavuşturulması ve bu sürecin aciliyetini ifade etmek gerekiyor. Barışın hukuka ihtiyacı var. Bu anlamda Meclis Komisyon Raporu aslında gereken yasal adımları, atılması gereken adımları, yapılması gerekenlerin yol haritasını çok açık ve net bir şekilde hem meclis için hem de yürütme için ortaya koymuştur. Hepimiz açısından yol haritası niteliğindedir. Bağlayıcı niteliktedir. En nihayetinde o rapora her birimiz imza koyduk. Yine önermiş olduğumuz varış izleme ve takip mekanizması kurulması gerektiğini de bir kez daha ifade etmek istiyoruz buradan. İktidarın an muhalefetine, Kürt'ünden Türk'üne farklı inançlardan herkese ilaç gibi gelecek olan bu sürecin demokratik yasal çerçeve ile taçlandırılması ve nihayete ermesi gerekiyor. Bunun için de hep beraber çalışmak gerekiyor tabii ki.
Yürütmenin iktidarıyla muhalefetiyle siyaset kurumunun parlamentonun bu sürecin ilerletilmesi ve başarıya ulaştırılması aktif olarak devrede olduğunu bütün toplum görmek istiyor. Gözler mecliste, gözler iktidarda, gözler atılacak yasal adımlarda, pratik adımlarda. Türkiye'nin kalıcı barışa, güçlü demokrasiye, gerçek adalete ve özgürlüğe ihtiyacı var. Süreçle ilgili atılacak her bir adım, oluşturulacak yasal çerçeve demokrasinin önünü açacak ve güçlendirecektir. Barış için atılacak yasal adımlar demokrasinin de güvencesi olacaktır. O yüzden bu sürecin tek bir boyuta indirgenmesi, sıkıştırılması doğru olmayacaktır. Daha geniş bir demokratikleşme ve özgürleştirme özgürleşme perspektifinden sürece yaklaşmak, meseleyi ele almak gerekiyor. Yasal adımlar konusunda cesur olmak gerekiyor.”