Güney Lübnan’da kadın sağlık çalışanları: Savaşın ortasında insani direniş hattı

Güney Lübnan’daki Nejde el-Şaabi Hastanesi, savaş koşullarında kadın sağlık çalışanlarının omuzladığı insani bir savunma hattına dönüşüyor. Muna Ebu Zeyd ve Sara Selum, tüm zorluklara rağmen sahada kalarak sağlık hizmetlerini sürdürüyor.

RANA JOUNİ

Lübnan- Savaşın etkisi altındaki Güney Lübnan’da Nejde el-Şaabi Hastanesi, kadınların omuzladığı insani bir savunma hattı haline geldi. Muna Ebu Zeyd ve Sara Selum, bu süreçte görevlerini sürdürerek sahada kalmayı bir direniş biçimi ve yaşamı koruma sorumluluğu olarak tanımlıyor.

Hastanenin Müdürü Muna Ebu Zeyd, savaşın başladığı ilk günden bu yana hastaneden bir an bile ayrılmadı. Süreci yerinde takip eden Muna Ebu Zeyd, sağlık, hemşirelik ve idari ekiplerin başında yer alarak her kritik anda sahadaki gelişmeleri yönetiyor.

Hizmet vermek aynı zamanda bir direniş

Yaşananların sadece mesleki bir görev olmadığını, bunun insani bir meseleye dönüştüğünü vurgulayan Muna Ebu Zeyd, hastaneyi sadece bir sağlık kurumu değil, insanlara hizmet eden ve onları en zor koşullarda koruyan insani bir alan olarak tanımlıyor. Muna Ebu Zeyd’e göre sahada bulunmak, hizmet vermek ve direnmek bir yaşam biçimi ve aynı zamanda bir sorumluluk.

Güneyde bulunmanın sadece bir görev değil, insani ve ulusal bir sorumluluk olduğunu belirten Muna Ebu Zeyd, doktorlar ve sağlık çalışanlarıyla birlikte halkın yanında olmanın önemine dikkat çekerek, tüm zorluklara rağmen sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülmesi için çalıştıklarını ifade ediyor.

En büyük zorluk ailesinden uzak kalması

2023’ten bu yana hazırlanan acil durum planlarının güvenlik koşullarına göre sürekli değiştiğini aktaran Muna Ebu Zeyd, bu planların bazen dakikalar içinde yeniden düzenlendiğini ve bunun hem ekip güvenliği hem de hizmetin devamlılığı için zorunlu olduğunu söylüyor. İnsani açıdan en büyük zorluğun aileden uzak kalmak olduğunu dile getiren Muna Ebu Zeyd, annesini, kızını ve arkadaşlarını görememenin derin bir özlem yarattığını ifade ederek, iletişimin bu özlemi bir miktar hafiflettiğini, ancak tamamen ortadan kaldırmadığını kaydediyor.

En çok etkilendiği noktanın çocukların yaşadığı acılar olduğunu söyleyen Muna Ebu Zeyd, özellikle ebeveynlerini kaybeden çocukların bıraktığı derin izlerin unutulmadığını ifade ediyor. Muna Ebu Zeyd, savaşın hayatlarından birçok şeyi aldığını, ancak direnç ve sürekliliğin bu insani görevi sürdürme gücü verdiğini vurguluyor.

En çok çocukları tedavi ederken zorlanıyor

Hastanenin hemşirelik müdürü Sara Selum ise bu savaşın en zor yönünün yaralı sayısından çok, hastaneye gelen çocukların yoğunluğu olduğuna dikkat çekiyor. Sara Selum, özellikle ailesini tamamen kaybetmiş çocuklar ve annesini yitirmiş bebeklerin bıraktığı derin travmanın sağlık çalışanları üzerinde büyük bir psikolojik yük oluşturduğunu ifade ediyor.

İki çocuk annesi olduğunu belirten Sara Selum, bu savaşın mesleki sorumluluğun yanı sıra annelik duygusuyla birlikte çok daha ağır bir yük getirdiğini söylüyor. Hem kendi çocuklarını hem de hastanedeki çocukları koruma sorumluluğunu birlikte taşıdığını dile getiriyor.

Büyük çaresizlik

Hemşireliğin savaş döneminde yalnızca tedavi değil, aynı zamanda psikolojik ve insani destek anlamına geldiğini vurgulayan Sara Selum, sağlık ekibinin kendi içinde bir aile gibi hareket ederek bu yükü hafifletmeye çalıştığını belirtiyor.

Bazı hemşirelerin yaralı çocuklara adeta anne gibi yaklaştığını söyleyen Sara Selum, bombardıman tehdidi altındaki hastaların yeniden riskli bölgelere dönmek zorunda kalmasının da büyük bir çaresizlik yarattığını ifade ediyor.