Rezvan Moghadam: Kadın katliamları devlet, hukuk ve aile üçgeninde yeniden üretiliyor

Meryem Yarmohammedi'nin erkek kardeşi tarafından katledilmesi; kadına yönelik şiddet meselesini, ailenin rolünü, ayrımcı yasaları ve bu şiddetin yeniden üretilmesindeki eğitim politikalarını bir kez daha gündeme taşıdı.

ŞEHLA MUHAMMEDİ

Haber Merkezi - İran’ın Loristan eyaletine bağlı Delfan ilçesinin Kişm köyünde yaşayan, 28 yaşındaki Meryem Yarmohammadi’nin erkek kardeşi tarafından katledilmesi, toplumda büyük tepkilere yol açtı.

Katliamın ardından kadının ailesi failin serbest bırakılmasını talep etti. Meryem'in katledilmesi münferit bir olay değildir; aksine, "namus" kavramının kadının bedeni üzerindeki kontrolle bağdaştırıldığı ataerkil bir toplumun bir yansımasıdır. Bu düzende aile ve aşiretin erkekleri, namus adı altında kadının bedenini boyunduruk altına almaktadır. Aynı zamanda devlet ve hukuk da şiddet failini korumakta; kadına yönelik şiddet devlet, hukuk ve aile üçgeninde her geçen gün daha da derinleşip yaygınlaşmaktadır.

Namus Cinayetlerini Durdurma Kampanyası Sözcüsü ve kadın hakları aktivisti Rezvan Moghadam ile kadın katliamlarındaki artışın nedenlerini ve devlet, hukuk ile toplumun namus cinayetlerinin tırmanmasındaki rolünü konuştuk.

* Meryem Yarmohammadi’nin ölümü başta olmak üzere bu şiddet düzeyinin nedenleri ve kadın katliamlarındaki artışın ardındaki faktörler hakkında neler söylemek istersiniz?

Her gün kadınların farklı şekillerde öldürüldüğüne şahit oluyoruz. Meryem’in ölüm haberini aldığımda, cenazesi hala hastanedeydi. Meryem’in bedeni parçalanmıştı. Bunu kardeşi yapmıştı ve ailesi de dahil olmak üzere bazı insanlar hastanenin önünde toplanıp, Meryem’in ölüme terk edilmesi gerektiğini söylüyordu.

Bu katliam Meryem’in evli olduğu erkek ile birlikte kurgulanmıştı. “Namus cinayetleri”nin hepsi planlıdır ve fail kadınların güvenini kazanmaya veya cinayetin gerçekleşmesi için gerekli koşulları yaratmaya çalışır.

Burada devlet, hukuk ve aile üçlüsünden bahsediyoruz. İran yasaları sadece caydırıcı değil, aynı zamanda teşvik edici nitelikte. Baba, vasi olarak serbest bırakılacağını ve cezalandırılmayacağını biliyor. Romina Aşrafi'nin babası gibi. Bu yasalar değiştirilmeli ve babanın çocuğunun hayatı üzerinde söz sahibi olması mantıklı değil. Bunların hepsi şiddete yol açan yasalar.

Bir diğer sorun ise hükümetin iki sorumluluğu olmasıdır: biri yasaları çıkarmak, diğeri ise eğitim vermektir; ne yazık ki bu eğitim, ayrımcı bir yaklaşımla şiddeti teşvik etmektedir.

Bir diğeri ise aile ve geleneklerdir; örneğin, Gazal'ın katledilmesinde ailenin büyük etkisi olmuştur. Amcalar, kuzenler ve baba onun cinayetinde rol oynamıştır ve Meryem'in durumunda da aile rol oynamıştır ve ne yazık ki, bazen ailedeki kadınlar da şiddet uygulayan ve baskıcı erkeklerin yanında yer almaktadır.

Namus cinayetlerinin sayısının artmasının nedeni ise kadınların bilinç düzeyinin artmasıdır. Devrimden önce kadınlar o kadar eğitimli değildi. Şimdi ise üniversiteye girişlerde kadınların oranı yüzde altmıştan fazla. Bir yandan erkek nüfusunda bir gerileme var. Şimdi kadınlar erkeklerle eşit, hatta onlardan daha eğitimli.

Öte yandan, şiddeti teşvik eden eğitim programları var. Sonuç olarak, namus cinayetlerinde bir artış ile karşı karşıyayız ve bu nedenle sadece geçen hafta 9 “namus cinayeti” vakası belgelendi.

Ne yazık ki, bazı toplumlarda kadınların itaatkar olması ve ailenin onuru olması gerektiğine dair bir dizi gelenek ve yanlış inanış bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler'in 2022 yılı son istatistiklerine göre, yaklaşık 76 bin kadın katledildi; bunların 50 bini erkek aile üyeleri tarafından öldürüldü ve en yüksek sayılar Asya ve Afrika'da kaydedildi.

*Peki neden kadın katliamlarına dair istatistikler gizleniyor. Özellikle de birçok namus cinayeti etnik ve dini meselelerle bağlantılıyken. Bölgenin itibarının bir kadının bedeniyle ilişkilendirildiğini görüyoruz, bunun altında yatan neden nedir?

Namus cinayetleri İran genelinde mevcuttur ve kadın hakları aktivistlerinin aktif olmadığı bölgelerde, örneğin Sistan ve Belucistan'da, bu konuda haberler yayınlanmadığı için istatistiklere sahip değiliz. Bu nedenle istatistikler gerçekliğe kıyasla çok düşüktür. Tahran örneğinde ise namus cinayetleri daha fazladır, ancak nüfus bakımından diğer şehirlere kıyasla istatistikler düşüktür.

Bazı yerlerde katliamlar gizleniyor. Azerbaycanlı bir kadın, "Bize haberleri yayınlamamamızı söylüyorlar çünkü hakkımızda kötü düşünecekler. Bu tıpkı aile içinde olanlara benziyor, haberleri gizliyorlar ve bu aslında katillerle iş birliği anlamına geliyor ve daha fazla şiddete yol açıyor" diyordu.

Her halükarda, İran içinde çok fazla hareketlilik var ve farklı şehirlere göç yaşandı; bu nedenle meydana gelen cinayetin belirli bir gruba ait olduğunu söyleyemeyiz. Bu nedenle yerin bir önemi yok, eylemin kendisi kınanmalıdır.

*Kadına yönelik şiddete karşı önlem almada kimlere nasıl görevler düşüyor. Bu durumda bireysel sorumluluklarımız nelerdir?

Bu suça teşvik eden herkes, rollerine oranla suçludur; orada bulunan herkes doğrudan bıçağı Meryem'in bedenine saplamamış olabilir, ancak bunda rol oynamışlardır. Meryem'in ölümü hak ettiğine inanan tüm bu insanlar, suçu körükleyerek sonraki cinayetlere neden olmaktadır. Öte yandan, bu kişilerin eğitimli olsalardı buna inanmayabileceklerini de belirtmeliyiz. Bu kişiler, yaptıkları işin şiddetteki rolünü bilselerdi, bunu yapmazlardı. İşte burada eğitime, medyaya, okullara ve ailelere ihtiyaç duyulmaktadır; toplumun eğitilmesi gerekmektedir. Cinsiyet eşitliği ailelerde ve okullarda öğretilmelidir ve bu noktada hükümetin rolü, toplumda insanları eğitebilecek kişilerle birlikte öne çıkmaktadır, böylece artık bu kadar şiddete tanık olmayız.