Yıkılan tapınaktan kutsal sulara uzanan binlerce yıllık inanç

Kirmanşan’da suyun kutsallığına ilişkin binlerce yıllık inanç, Anahita Tapınağı’nın yıkılan sütunlarından şifalı kabul edilen kaynaklara kadar halkın kültürel belleğinde yaşamaya devam ediyor.

SARA POURKHAZRİ

Kirmanşan - Kırılmış sütunlar, yıkılmış duvarlar ve sessizliğe gömülmüş bir tapınak… Bir zamanlar görkemiyle yükselen yapıdan bugün geriye birkaç taş kabartma ve geçmişin izlerini taşıyan kalıntılar kaldı. Binlerce yıllık bir tarihin tanığı olan Anahita Tapınağı, unutulmaya yüz tutmuş bir dönemin sessiz mirası olarak ayakta duruyor.

Bir zamanlar inançların, ritüellerin ve köklü bir uygarlığın merkezi olan bu yapı, bugün geçmişin ihtişamından oldukça uzak. Tapınağın taşıdığı tarihsel anlam ise eski metinlerde, halk anlatılarında ve kuşaktan kuşağa aktarılan geleneklerde varlığını sürdürüyor. Bugün birçok kişi, bir zamanlar büyük bir saygıyla anılan Anahita isminin yanından farkına bile varmadan geçiyor. O görkemli isim artık paslanmış metal bir tabelada yazılı: Anahita Tapınağı.

Avesta’dan Takı Bostan’a: Suyun tanrıçası Anahita

Anahita, eski inançlarda suların tanrıçası olarak kabul ediliyor. Saflığın, gücün ve dünyadaki bütün suların koruyucusu olarak görülen bu kadın tanrıçanın geçmişi, doğanın her unsurunun ayrı bir tanrı ya da tanrıçayla ilişkilendirildiği çok eski dönemlere uzanıyor.

Kirmanşan’da Anahita’nın varlığına işaret eden çok sayıda tarihsel ve kültürel iz bulunuyor. Bunların en önemlisi ise Kengaver’deki Anahita Tapınağı. Yaklaşık 2 bin ile 2 bin 500 yıllık geçmişe sahip olduğu belirtilen tapınak, Persepolis’in ardından İran’ın en büyük ikinci taş yapısı olarak kabul ediliyor. Yapının büyüklüğü ve görkemi, Anahita’nın geçmişteki inanç sistemlerinde ne denli önemli bir yere sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Anahita’nın adı, Zerdüştlüğün kutsal kitabı Avesta’da da geçiyor. Özellikle 3 bin 500 yılı aşkın bir geçmişe dayandırılan ve su ile saflığa ilişkin en eski övgü metinlerinden biri olarak değerlendirilen Aban Yeşt bölümünde Anahita’ya yer veriliyor.

Farklı tarihsel dönemlere, özellikle de Sasani dönemine ait altın ve gümüş kaplarda Anahita; su, nilüfer, balık ve nar gibi sembollerle tasvir ediliyor. Kirmanşan’daki Takı Bostan kabartmalarında da Sasani hükümdarının yanında yer alan Anahita figürü, bu kadın tanrıçanın geçmişteki kültürel ve inançsal önemini gösteriyor. Anahita’ya ilişkin izler yalnızca Kirmanşan’la sınırlı değil. Ancak bu bölgedeki geleneklere bakıldığında, suyun kutsallığına yönelik inancın bugün de birçok köy ve mahallede yaşadığı görülüyor.

İnsanların suya saygı göstermesi, kaynakların başında dua etmesi ya da suyun mucizevi gücünden söz etmesi, farkında olmasalar da geçmişten gelen inançların bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Suyun tanrıçasına duyulan saygıyla ilişkilendirilen bu gelenekler, yüzyıllardır bölge halkının kolektif belleğinde varlığını koruyor.

Kadim inançlar su kaynaklarında yaşıyor

Tarih bölümü öğrencisi Maria R., Kirmanşan’da suyun kutsallığına ilişkin inançların günümüzde de güçlü biçimde sürdüğünü belirtiyor. Bölgenin birçok yerinde şifalı olduğuna inanılan su kaynakları bulunduğunu söyleyen Maria R., halkın bu kaynaklara çeşitli adaklar sunduğunu ifade ederek şunları anlatıyor:

“Kirmanşan eyaletinin tamamında çok sayıda su kaynağı bulunuyor ve her bölgenin insanları bu kaynakların farklı iyileştirici özelliklere sahip olduğuna inanıyor. İnsanlar bu kaynaklara çeşitli adaklar sunuyor ve sularının fiziksel, hatta ruhsal hastalıkları iyileştirebileceğine inanıyor. Örneğin Dalaho bölgesinde Guslan ve Kani Şifa adıyla bilinen kaynaklar bulunuyor. Çok sayıda insan bu suların şifalı olduğuna inanıyor ve bu nedenle birçok kişi kutsanmak amacıyla buradan su alıyor. Bu kaynaklara sunulan adaklar arasında narın özel bir yeri var ve neredeyse her zaman görülüyor. Dikkat çekici olan ise tarihsel kaynaklarda narın, tanrıça Anahita’nın simgesel meyvesi olarak tanımlanmasıdır. Nar; doğurganlık, saflık ve yaşam gücüyle ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla su kaynaklarına adak sunma geleneğinin, suyun iyileştirici gücüne duyulan inancın ve insanların bu kaynaklara gösterdiği derin saygının, suların tanrıçası Anahita’ya yönelik kadim inançtan kaynaklandığı söylenebilir. Bu inancın adı zamanla silikleşmiş olsa da etkileri insanların davranışlarında ve geleneklerinde hala görülüyor.”

Şifalı olduğuna inanılan kaynaklar

Kirmanşan’ın farklı bölgelerinde, sularının çeşitli hastalıkları iyileştirdiğine inanılan çok sayıda kaynak bulunuyor. Ciwanro’daki Rize kaynağının böbrek taşlarına iyi geldiğine, Songor’daki Geli kaynağında yıkanmanın ise ateşi düşürdüğüne ve hastalıkları iyileştirdiğine inanılıyor.

Bu kaynaklar, Kirmanşan genelinde kutsallık ve şifa atfedilen suların yalnızca bir bölümünü oluşturuyor. Halkın suya gösterdiği saygı, doğanın temel unsurlarından biri olan suyun korunmasına yönelik köklü bir kültürel yaklaşımın devamı olarak da değerlendiriliyor. Ancak bölgedeki bir su kaynağının adı, bu inançlarla Anahita arasındaki olası tarihsel bağı daha da dikkat çekici hale getiriyor.

Kirmanşan’da halkın yerel dilde “Hanita” olarak adlandırdığı bir kaynak bulunuyor. Tarihsel metinlerde Hanita sözcüğünün doğrudan Anahita isminden türediğine ilişkin bir bilgi yer almasa da bölgedeki birçok kişinin yerel konuşma dilinde Anahita adını Hanita biçiminde telaffuz ettiği belirtiliyor.

Kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan tarih, geçmişte yazıya geçirilmemiş inançların anlaşılması açısından önemli bir kaynak oluşturuyor. Bu nedenle Hanita kaynağına şifa bulmak amacıyla giden insanların kullandığı isim, Anahita adının yerel dilde değişime uğramış bir biçimi olabileceği düşüncesini güçlendiriyor.

Bu benzerlik, suyun kutsallığına ve kadın tanrıça Anahita’ya ilişkin kadim inançların günümüze kadar ulaşmış olabileceğine dair kültürel bir iz olarak değerlendiriliyor.

‘Geçmişin inançları halkın belleğinde yaşamaya devam ediyor’

Sosyoloji öğrencisi ve tarih bölümü mezunu Efsane Ş., sözlü tarihin toplumların geçmişteki düşünce ve inanç dünyasını anlamak açısından önemli olduğunu vurguluyor. Yazılı kaynaklarda yer almayan birçok inancın halkın anlatıları aracılığıyla günümüze ulaştığını belirten Efsane Ş., şunları söylüyor:

“Kuşkusuz halk arasında sözlü inançlar biçiminde varlığını sürdüren yazılmamış tarihin bir bölümü, birçok düşünsel ve inançsal akımın araştırılması açısından güvenilir bir kaynak olabilir. Belki zamanın geçişi birçok insanın inançlarını yazıya dökmesine olanak tanımamıştır ancak insanlar bu düşünceleri kuşaktan kuşağa aktararak günümüze ulaştırabilmiştir. Bu nedenle farklı su kaynaklarının mucizelerine duyulan inancın kökleri, geçmişte insanların suların tanrıçası Anahita’ya yönelik inançlarında aranabilir. Bu inanç, resmi metinlerde giderek silikleşmiş olsa da halkın kolektif belleğinde yaşamaya devam ediyor.”

Yıkılan sütunların arasında yaşayan bir kadın tanrıça

Anahita’nın tarihsel geçmişine, eski belgelere ve anlatılara bakıldığında, bu kadın tanrıçanın geçmişte son derece önemli bir konuma sahip olduğu görülüyor. Ancak bugün, giderek aşınan birkaç tarihsel eser dışında Anahita’nın günlük yaşamdaki varlığını açık biçimde gösteren çok az iz bulunuyor. Yüzyıllar boyunca değişen yönetimler ve ortaya çıkan yeni inanç sistemleri, Anahita’nın tarihsel ve kültürel görünürlüğünü giderek azaltmış durumda.

Buna rağmen suyun kutsallığına ilişkin geleneklerde, kaynaklara sunulan adaklarda ve kuşaktan kuşağa aktarılan halk anlatılarında Anahita’nın izleri yaşamayı sürdürüyor. Üstelik bu gelenekleri sürdüren insanların bir bölümü, inançlarının kökeninde suların kadın tanrıçasına yönelik eski ritüellerin bulunabileceğinin farkında bile değil.

Kengaver’deki yıkılmış Anahita Tapınağı, ilk bakışta bir dönemin sona erişini simgeliyor. Ancak binlerce yılın bütün yıkımına ve tarihsel değişimlerine rağmen tapınağın bazı sütunları hala gökyüzüne doğru yükseliyor.

Bu sütunlar, yalnızca geçmişteki bir inancın kalıntıları değil, aynı zamanda unutulmaya karşı direnen kültürel bir belleğin tanıkları olarak duruyor.

Anahita’nın adı bugün eskisi kadar anılmasa da dağların kalbinden doğan kaynaklarda, ovalardan geçen nehirlerde, akan suların serinliğinde ve gökyüzünden tapınağın sessiz taşlarına düşen her yağmur damlasında onun varlığına ilişkin kadim anlatıların yankısı hissediliyor.

Yıkılan tapınağın ayakta kalan sütunları ise sanki binlerce yıl öncesinden bugüne aynı şeyi hatırlatıyor: Anahita’nın adı unutulsa da suya yüklenen kutsallık ve kadın tanrıçanın kültürel mirası hala yaşıyor.