Kadın sorunlarını edebiyata taşıyan Hanan Darqawi, kitapları ile mücadele veriyor

Kadınların yaşadığı toplumsal sorunları ele alan yazar Hanan Darqawi, “Kadınların maruz kaldığı her türlü ayrımcılık ve adaletsizlikle mücadele edilmeli” diyerek, kadın yazarlara dönük ayrımcılığa karşı dayanışmanın önemine vurgu yaptı.

HANAN HARITE

Fas- Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde kadın yazarların seslerini birleştirmesi gerektiğini belirten Faslı yazar Hanan Darqawi, kurum ve derneklerde örgütlenme ve kolektif çalışmayla kadın yazarların çalışmalarının desteklenmesini istedi.

Ajansımızın sorularını yanıtlayan yazar Hanan Darqawi, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki kadın edebiyatını değerlendirdi.

*“Dansçılar Cennete Girmez” adlı romanınızda sessizliği bozarak, erkek zihniyeti ile bir tartışma yaratıyorsunuz. Okuyucuda bir etkileşim gördünüz mü? Cesaretiniz nedeniyle eleştirilere maruz kaldınız mı?

Son romanım “Dansçılar Cennete Girmez”de, Arap edebiyatında kimsenin ele almadığı bir konuyu, dansçıların gerçeğini, farklı kökenlerden gelen üç Faslı kızın hikâyesini anlatarak ortaya koyuyorum. Baskının, utancın, çocuğa tecavüze ve aile içi şiddete değiniyorum. Roman kadın bedeninin yasaklarla sömürülmesi ve sahiplenilmesi, kadınları harekete geçiren yoksulluğu yansıtıyor. Bu roman, kimi zaman örf ve adetler kimi zaman da din adına erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü Kuzey Afrika ve Ortadoğu toplumlarının kültürel ve dinsel mirasına bir itirazdır.

Bu romandan kesitleri Facebook sayfamda yayınladım ve her defasında etrafında tartışmalar ortaya çıktı ve bazı muhafazakârlar tarafından eleştirildi ancak yayınlandıktan sonra iyi bir tepki aldı ve ikinci baskısı yapıldı. Fas'ın kuzeyindeki Tetuan Sanat Fakültesi'nde bu bölüm üzerinde araştırmalar ve eleştirel çalışmalar yapılmış. Okuyuculardan da teşvik mektupları alıyorum. Bana göre iyi bir eser, okuyucuya kendini kabul ettirdi.

*Peki ya gizli kürtaj konusunu ele aldığınız “Gece Yarısı Güzelleri” romanınız da ataerkil sistemin kadınların hayatı üzerindeki kontrolünü nasıl somutlaştırdınız? 

“Gece Yarısı Güzelleri”, çetrefilli bir konuyu, yani gizli kürtajı ele aldığım “Bel ve Vatan” ile “Güzeller Köprüsü”nden sonra üçüncü romanım. Roman, iktisat öğrencisi Sabiha’yı anlatıyor. Sabiha, kürtaj için para bulmaya çalışırken ya çocuğu doğurmak ya kürtaj yapmak, ya da cinsiyet ayrımcılığı yapan bir toplum ve uygulamalarla yüzleşmek arasındaki mücadeleyi yaşıyor. Romanın kahramanının yoksul ve muhafazakâr bir aileden gelmesi, iki erkek kardeşinin ise cihat hayali kurması ve ona baskı uygulayan köktendinci olması nedeniyle, romanın olayları üzerinden Fas toplumunda kadınların karşılaştığı engelleri ortaya koymaya çalıştım.

Sabiha, okulunu bırakması için baskıya maruz kalıyor, şiddet görüyor ve istemediği bir erkekle evlenmeye zorlanıyor. Bu durumu reddeden Sabiha, evden kaçıyor, erkek kardeşi onun izini bulup onu kesici aletle yaralıyor, şiddet uyguluyor. Sabiha'nın öyküsü, Fas toplumunda baskı ve ötekileştirmeye maruz kalan, kendilerini ifade etmek ve arzularını gerçekleştirmek için yasa dışı yollara başvurmak zorunda kalan pek çok kadının acılarını yansıtıyor. Burada toplum ve ilgili taraflar, sosyal ve ekonomik adaletin sağlanması, kadınların haklarının, özgürlüğünün ve onurunun güvence altına alınması ve toplumda cehaletin, geri kalmışlığın ve şiddetin yayılmasına katkıda bulunan ahlaki ve toplumsal yozlaşmanın yayılmasının önlenmesi için gerekli koşulları sağlamalıdır.

*Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgesindeki feminist edebiyatı nasıl sınıflandırıyorsunuz ve eleştiri her iki cinsiyetin edebi metinlerini takip etme ve okuma konusunda objektif mi, yoksa ataerkil otorite tarafından mı yönetiliyor?

Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki feminist edebiyat, her ülkeden güzel seslerin olduğu gibi canlı bir edebiyat, ama kurumsal ve resmi desteğin yokluğunda kadın yazarların bireysel girişimlerine bağlı bir edebiyat. Bölgedeki yayıncılık dünyasının koşulları nedeniyle çoğu kadın yazar hüsrana uğruyor. Kültür Bakanlığı ise kitabı destekliyor ve satıyor ancak yazara ödeme yapmıyor. Dokuz edebi eserim yayınlandı ve Dar Al-Marifa'dan sadece kısa öykü koleksiyonum “Kötü Bir Hayat” için ödememi alabildim. Bu desteğin kadın yazarlara aktarılmasını talep ediyorum. Çünkü bizlerde ekonomik olarak zorlu bir hayat yaşıyoruz. Bölgemizde feminist edebiyat hayati önem taşısa da maddi desteğin yanı sıra başka dillere çevrilmesi için kurumsal bir projeye de ihtiyaç duyuyor. Bizim bölgemizdeki eleştiri ise ne yazık ki ataerkil otoritenin, hatta paranın elinde. “Bel ve Vatan” adlı romanım için benden para isteyen Mısırlı bir eleştirmeni hatırlıyorum. Ne yazık ki eleştiri, kadınların eserlerini küçümsediği gibi her iki cinsiyetin eserlerine de aynı ciddiyetle yaklaşılmıyor. Erkek eleştirmenler kadın eserleri hakkında pek yazmazlar, yazdıklarında bile ikinci sınıf eleştiriler üretirler.

*Edebiyat, çatışma ve kriz alanlarında kadınların acılarını ele alıyor mu? Kadın meselesinin tek ve bölünmez olduğu düşünülürse, Kuzey Afrikalı ve Ortadoğulu yazarlar olarak aranızda nasıl bir koordinasyon var?

Çatışma ve kriz bölgelerinde, kadınların çatışmada bir silah olarak tecavüze uğraması ve kadınların en zayıf halkaları olması nedeniyle kadınların ve çocukların acısı iki katına çıkıyor. Daha ziyade Êzidî kadınların DAİŞ çeteleri tarafından nasıl köleleştirildiğini gördük. Suriye'de, Libya'da, Irak'ta ve Sudan'da olup bitenler çok yıkıcı. Maalesef yaratıcılık çok az. Yazmak ve edebiyat da yemek içmek gibi insani bir ihtiyaç olmaya devam ediyor ve kadınların şunu anlaması gerekiyor ki; özellikle çatışma bölgelerinde savaş tüccarlarının karşısında dile getirilen her söz çok önemli. Suriyeli, Iraklı, Libyalı, Yemenli, Sudanlı ya da diğer kadınların acılarını pek okumadım ama o bölgelerdeki kadınların acılarını dile getirmelerini, içinde bulundukları koşullar hakkında konuşmalarını, hatta erkeklerin de bu koşullar hakkında yazmasını bekliyoruz. Önemli olan çığlıklarının dünyaya ulaşmasıdır. Yemenli Ali Al-Mukri, “Harmah” adlı romanında Yemenli kadınların sesini tüm dünyaya ulaştırmıştır.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki kadın yazarlar arasındaki koordinasyona gelince, kadın yazarlar arasındaki iletişimin bölgedeki kadın yazarların kurum ve derneklerinde örgütlenmesi, kolektif yayınlar yapılması ve kadın yazarların birleştirilmesi dışında bir çözüm olamayacağına inanıyorum. Sesimiz var, çünkü davamız birdir; o da kadınların özgürlüğü ve koşullarının iyileştirilmesidir. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'nın yeniden inşası için Marshall Planı'na benzer. Toplumlarımızda kadınların maruz kaldığı her türlü ayrımcılık ve adaletsizlikle mücadele edilmeli, kadınların yaşam koşullarını iyileştirecek ulusal bir projeye ihtiyacımız var. Bölgedeki kalkınma stratejilerinin odağında her alanda kadının durumunun ele alınması ve yaratıcılıkla ilgilenen tüm kurumlarla koordinasyon sağlanması gerekiyor.

*Gelecek planlarınızda neler var?

Gelecek projelerim arasında basılmayı bekleyen “Fransız Aşığı” romanı, biyografi olan “Okumaya Övgü” kitabı ve  “Bir Kadının Hayatında Bir Saat” kitabı da yer alıyor. Kısa öykülerden oluşan bir derlemeyi yayınevlerine gönderdim ve yanıt bekliyorum. “Kırılgan Saatlerim” ya da “Felsefe Beni Delilikten Nasıl Kurtardı?” diye Fransızca bir kitap var. İnceleniyor ve şu anda Fas'ı ve sömürgecilikten bu yana Tinjdad Vahası'ndan bir aile aracılığıyla tarihini konu alan bir roman olan “Cennet Ne Veriyor” üçlemesinin ilk kısmı üzerinde çalışıyorum.