Suriye’de mezhepçi şiddet büyüyor, eşit yurttaşlık geriliyor
Suriye’de mezhepsel kimlik temelinde yaşanan saldırıların sivillerin güvenliğine yönelik kaygıları artırdığını belirten avukat Wala Taceddin, cezasızlığın ve nefret söyleminin toplumsal bölünmeleri derinleştirdiğine dikkat çekti.
ROCHELLE JUNİOR
Süveyda – Suriye’de dini ve mezhepsel kimlik temelinde yaşanan katliamlar ve hedefli saldırılar artık münferit olaylar olmaktan çıkarak sivillerin güvenliğine, kurumların onları koruma kapasitesine ve eşitliğin sağlanmasına ilişkin giderek büyüyen kaygılara yol açıyor.
Mezhepsel kimliğin kişilerin kaderini, yaşam ve güvenlik haklarını belirleyen bir etkene dönüşmesi endişesi artarken, hukukun yurttaşları ne ölçüde koruyabildiği de yeniden tartışılıyor.
‘Toplumsal durum kötüleşiyor’
Bu konuda değerlendirmelerde bulunan avukat Wala Taceddin, yurttaşlık bilincinin mezhepsel aidiyetler karşısında gerilediği uyarısında bulundu. Suriye’de toplumsal durumun ciddi biçimde kötüleştiğini belirten Taceddin, bazı bölgelerde ve koşullarda mezhepsel aidiyetin kişilerin kaderini belirleyen temel bir etkene dönüştüğünü söyledi.
Radikal dini düşünceler ile cihatçı ve Selefi geçmişe sahip grupların ortaya çıkmasının toplumdaki ayrışmaları derinleştirdiğini ve birlikte yaşamın temellerini zayıflattığını ifade eden Wala Taceddin, “İstikrarın yeniden sağlanması için herkesi koruyan, dini ve kültürel çeşitliliğe saygı duyan ve hukuk önünde eşitliği güvence altına alan bir hukuk sistemine ihtiyaç var. Ahlaki ve toplumsal değerlerdeki gerilemeye bazı toplumsal kesimleri ve azınlıkları hedef alan kışkırtıcı söylemler eşlik ediyor. Belirli grupları hedef alan medya kampanyaları bu gruplara yönelik şiddetin meşrulaştırılmasına zemin hazırlayabiliyor” dedi.
Sözlü kışkırtmanın doğrudan saldırılara dönüşmesinin tehlikesine dikkat çeken Taceddin, farklı toplumsal kesimlerin tekrar tekrar hedef alınmasının, her olayın birbirinden bağımsız değerlendirilmesi yerine kimlik temelli şiddetin tekrarlanan örüntülerinin bulunduğuna ilişkin kaygıları artırdığını ifade etti.
Resmi açıklamalar ile hesap verebilirlik talepleri arasında
Bazı katliamların ardından kurulacağı açıklanan soruşturma komisyonlarının işlevini de sorgulayan Wala Taceddin, kamuoyuna açıklanan sonuçların ve fiili hesap verebilirliğin bulunmamasının bu komisyonları, mağdurlar ve yakınları için adalet sağlamayan biçimsel girişimlere dönüştürebileceğini belirtti.
Wala Taceddin, soruşturma komisyonlarından birinde yer alan bazı kişilerin geçmişlerini incelediğini ve bu kişilerden birinin daha önce Alevileri hedef alan kışkırtıcı içerikler yayımladığını dile getirdi.
Devletin varlığını hukukun üstünlüğü ve adaletin sağlanması üzerine kurması gerektiğini vurgulayan Wala Taceddin, hukukun yerine intikam ve kan dökme anlayışının geçmesinin devletin temellerini zayıflatacağına, farklı toplumsal kesimlerin korunmadıkları ve hukuk önünde eşit olmadıkları yönündeki algılarını derinleştireceğine dikkat çekti.
Tekrarlanan saldırılar, hedef alınan kesimlere ilişkin kaygıları artırıyor
Wala Taceddin, Misyaf Köprüsü’nde yedi mühendis ve işçinin öldürülmesi olayını hatırlatarak bu kişilerin Alevi kimlikleri nedeniyle hedef alındığını belirtti. Wala Taceddin ayrıca, topraklarına ulaşmak ve zeytin toplamak için resmi izinleri olmasına rağmen Dürzi gençlerin öldürülmesine de dikkat çekti.
Bu olayların sivilleri korumaya yönelik resmi önlemlerin ne kadar etkili olduğu konusunda soru işaretleri yarattığını belirten Wala Taceddin, saldırıların cezasız kalmasının toplumsal ayrışmaları derinleştirebileceği ve Suriye’deki farklı kesimleri kendi güvenliklerini sağlamak için bireysel ya da topluluk temelli yöntemler aramaya yöneltebileceği uyarısında bulundu. Wala Taceddin, böyle bir durumun toplumsal barışı tehdit edeceğini ve çatışma ihtimalini artıracağını ifade etti.
Mezhepçilik karşısında yurttaşlık bilinci geriliyor
Mezhepsel hedef göstermelerin artmasının ortak ulusal aidiyet duygusunu zayıflattığını ve alt kimlikleri öne çıkardığını kaydeden Wala Taceddin, “Suriye’deki farklı toplumsal kesimleri hedef alan kışkırtıcı ve aşağılayıcı söylemler Suriyeliler arasındaki güveni aşındırıyor ve birlikte yaşam olanaklarını engelliyor” dedi.
Her toplumsal kesimin kendi bireylerini koruma ve kültürel-tarihsel kimliğini yaşatma hakkı olduğunu vurgulayan Wala Taceddin, bunun başkalarının haklarını ihlal etmenin gerekçesi haline getirilmemesi gerektiğini ifade etti. Bir topluluğun üyeleri, kurumların güvenliklerini sağlayamadığını düşündüklerinde korunma ve kendi kaderini tayin taleplerinin daha acil hale geldiğini belirtti.
Suriye’deki farklı toplumsal kesimlerin tarihlerinin görmezden gelinmesini ve katkılarının küçümsenmesini reddeden Wala Taceddin, Alevilerin, Dürzilerin, Kürtlerin ve diğer kesimlerin ülkenin tarihinin ve kimliğinin ayrılmaz parçaları olduğunu vurguladı. Wala Taceddin ayrıca medya ve siyasi finansmanın nefret söylemini yaymak ve düşmanca kalıp yargıları güçlendirmek amacıyla kullanılmasına karşı uyarıda bulundu.