2022’den geriye kalan: Kadınların örgütlü gücü kölelik sistemini yıkabilir

Hak ihlalleri ve saldırıya maruz bırakılan kadınların özgürlük ısrarıyla 2023 senesine gireceğine dikkat çeken Avukat Suzan Akipa, “Kadınlar örgütlülüğü büyütüp kadın dayanışmasını yükselterek, demokrasiyi inşa edecek” sözlerini kullandı.

MEDİNE MAMEDOĞLU

Amed - Dünya 2023 yılına girmeye hazırlanırken Ortadoğu’nun dört bir yanında yaşayan kadınlar yeni yıla direnişle girecek. İran, Afganistan ve Kürdistan’da 2022 yılı boyunca mevcut rejimlerin katliam ve saldırı politikalarına direnen kadınlar 2023 yılında da özgürlük taleplerini yenileyecek.

Siyasetçi kadınlara verilen hapis cezaları, abluka, tutuklama, hak ihlalleri, yargıda yürütülen cezasızlık politikaları ve katliamlarla dolu bir yılı geçiren Türkiye’deki kadınlar için bu yıl da değişen bir şey olmadı. Kadın ve toplum kırım politikalarına karşı mücadele vererek bir yılı geçiren kadınlar bu süre zarfında alanları terk etmedi. Kürt kadınlarının katliam ve saldırı politikalarının yanı sıra siyasi soykırım cezalarına da maruz bırakıldığı bu yıl yüzlerce kadın gözaltına alındı veya tutuklandı. Son bir yılda kadınların gündemini ve direnişteki ısrarlarını Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Şube Üyesi Avukat Suzan Akipa değerlendirdi. Yıllardır direnen kadınların 2022’yi de direnerek geçirdiğine vurgu yapan Suzan Akipa, kadınların aynı kararlılıkla 2023 yılını karşılayacağını ifade etti.

Direnen kadınları hedef aldılar’

Türkiye’de 2022 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kadınlar açısından nasıl bir yıl oldu?

Kadınlar açısından 2022’yi iki hat üzerinden değerlendirmekte fayda var. İlk hatta evet Kürt kadınları 2022 yılı boyunca diğer yıllar gibi, yürütülen politikalara karşı direndi. Geride kalan yıla baktığımızda kadınlar yaşamın bütün alanlarında, meydanlarda, sokaklarda, adliyelerde, cezaevlerinde ve fabrikalarda kendileri açısından yaşamsal kılınan bütün alanlarda çok ciddi bir şekilde erkek şiddetine bununla da bağlantılı olarak devlet şiddetine maruz kaldı. Baktığımız zaman geçtiğimiz yıl boyunca Leyla Güven ve Ayşe Gökkan gibi isimler yargı tacizleri ile 30 yıla varan hapis cezaları aldı. Çok gerekçesiz bir şekilde tamamen düşman hukuku kapsamında bu cezalar verildi. Bu cezalar elbette sadece bu iki isme verilmiş değil. Bu cezalar bugün Kürt hareketinde yer elan herkesi yıldırma, seslerini kısma politikası olarak da uygulanıyor.

Direnen Kürt kadınlar sistemin en büyük hedefi oldular. Nagihan Akarsel, ulus-devlet aklıyla katledildi. Katledilmesi salt bir cinayetin çok ötesinde anlamlar taşıdı. Bu cinayet Kürt kadın hareketini yıldırma ve yok etme politikası olarak da görülebilir. Bir bütünen Kürt kadınlarının hem siyasi hem de yaşamın diğer alanlarından silinmeye çalışıldığını çok rahatlıkla görebiliyoruz. Bütün bu saldırı ve baskı politikalarının şiddet oranını belirleyen en önemli öğe de dirençtir. Kadınlar direndiği için ve bu baskı politikalarını kabul etmediği için bu politikaların daha da yükseldiğini görebiliyoruz.  Bu anlamda 2022’nin en önemli hattı ve bir hattı direniş ve mücadele hattıdır.

‘Temel neden kadın düşmanı politikalar’

Türkiye’de artarak devam eden kadın katliamları, taciz, tecavüz, şiddet 2022 yılında da hız kesmeden devam etti. Kadına yönelik erkek şiddetinin artmasının nedenleri nelerdir?

Kadına yönelik her türlü şiddetin, tacizin, tecavüzün, cinayetlerin altında yatan temel şey, bu sistemin kadın düşmanlığı politikalarıdır. Bu kadın düşmanlığı dediğimiz şey veya kadını bu erkek egemen sisteme, sömürü ve kölelik üreten böylesi bir sisteme düşman kıldıran temel özeliği nedir? Burayı tanımlamak iyi olacaktır diye düşünüyorum. Tarihsel süreç içerisinde kadınlar tarafından üretilen demokrasinin, eşitliğin, özgürlüğün, bilimin aslında yaşamı yaşanılır kıldığını hepimiz biliyor ve bugün de tanık oluyoruz. Erkek aklı da devlet aklı da bunu iyi biliyor. Saldırması bu sebepledir. Bütün bu değerler yani kadın değerleri, kadın kültürü dediğimiz şey, aynı zamanda devletli sınıflı yapıları, onların katliamlarını, sömürüsünü, savaşlarını sarsacak temel güçtür. Sistemin korkusu ve düşmanlığı da buradan kaynaklanıyor. Kadınlar, bu sistemin sürdürülebilirliği konusunda en büyük engel. Buna karşı da elbette saldırma hali, direnişle ve dirençle paralel olarak artıyor. Bütün araçlarla, özel savaş politikalarıyla, cezasızlık politikalarıyla, siyasi operasyonlarla olabildiğince şiddet üretiliyor. Esas gücünü de bu cezasızlık politikalarından alan erkekler de katletmekten, saldırmaktan bir an olsun geri durmuyor. Çünkü o erkeği koruyan, kollayan, bütün bunları ona hak gören bir güç var.

‘Mesele daha köklü’

AKP’nin iktidarda olduğu son 20 yılda ve özelikle son bir yılda siyasette, sanatta, yargıda, çalışma yaşamında neler değişti? Kadına dair politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Elbette kadınların içinde olduğu mevcut durum, salt AKP ile veya onun iktidar ortağı olan AKP-MHP dönemi ile açıklanacak bir şey değil. Daha köklü bir meseledir. Ama kadın düşmanlığı politikalarını daha da derinleştiren, her gün yeniden yeniden üreten bir iktidar var karşımızda. Kadın örgütlerinin verilerine göre son 20 yılda yani AKP döneminde ve AKP-MHP döneminde 20 bini aşan kadın katliamları söz konusu. Dehşet verici. Bu kadın düşmanlığı politikaları ile birlikte uygulanan Kürt düşmanlığı politikası sonucunda, aslında Kürt kadınlara uygulanan şiddet ve her türlü şiddet devasa boyutlarda. Bunlara karşı Kürt kadınların direnişi de muazzam.

Kadın özgürlükçü yerel yönetimlerin kayyumlar eliyle gaspı, bu atanan kayyumların ilk olarak kadın kurumlarını, kadın müdürlüklerini ve dil-kültür kurumlarını kapatması, eşbaşkanların ve kadın yöneticilerin tutuklanması vb. uygulamaların hepsi de iktidarın Kürt ve kadın düşmanlığından kaynaklanıyor. Korona sürecinde de benzer uygulamalar katmerlenerek devam etti. Emeği değersiz olarak görüldüğü için; ilk gözden çıkarılanlar, ilk işten çıkarılanlar, ev içi şiddete mahkûm edilenler kadınlar oldu. Bununla birlikte yine yaşanan savaş durumu ve ekonomik kriz de kadına yönelik politikaların bir sonucu.

Şunu da biliyoruz bugün kadınlar, Kürt kadınlar siyaseti demokratikleştirecek en büyük özne. Ki demokratik siyasetin kadın özgürlükçü olması bundandır. Bugün kadın siyasetçiler, Kürt siyasetçiler sistematik yargı taciziyle sürekli kriminalize ediliyor, sürekli susturulmaya ve demokratik siyasetin önü kapatılmaya çalışılıyor. Kürt kadınlar, kadın gazeteciler, kadın kurumları ve örgütleri sürekli yargı tacizi altında. İktidarın kadınları sürekli tutuklama ve hapsetme ile susturmaya çalışması hem bireyleri susturma hem de topluma gözdağı verme amaçlıdır. Yani cezalandırma iki boyutludur. Dolayısıyla iktidar aslında topluma karşı suç işliyor.

‘Örgütlü güç kölelik sistemini yıkabilir’

*Kadınların can simidi olan İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi kadınlar açısından nasıl okunmalıdır? Kadınlara nasıl bir mesaj verilmek isteniyor?

İstanbul Sözleşmesi, gelinen aşamada kadınlar açısından en iyi hukuk metinlerinden biri. Ve ulus devletlerin veya uluslararası mekanizmaların bir lütfu değil. Kadınların örgütlü mücadelesi, evrensel mücadelesi böylesi bir metni inşa etmiştir. Dolayısıyla savunulması gereken, referans alınması gereken temel bir alandır. Kadınların İstanbul Sözleşmesi’ni nasıl da sahiplendiğini hem alanlarda hem adliyelerde geçtiğimiz yıl gördük. Çünkü bu sözleşme bu şiddet sarmalı içinde kadınlara bir alan açtı, nefes alma alanı açtı. İç hukuku bile kısmen olumlu etkiledi. Mesela bu 6284 sayılı yasanın çıkarılması örnek verilebilir.

Ama diğer taraftan şunu da gördük, ulus devletlerin hukuku içinde aslında hukuki kazanımlar, hükümetlerin iki dudağı arasındadır. Hatta tek erkeğin dudakları arasındadır. Uluslararası sözleşme olsa dahi bu böyledir. Rusya’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekilmeside  buna örnek verilebilir. Bu anlamda, İstanbul Sözleşmesinin feshine karşı yürütülen mücadeleyi, kadınların yürüttüğü mücadeleyi daha geniş bir pencereden örgütlemek gerektiğine inanıyorum. Evet, hukuk uygulansın, iktidar aklı erkek aklı canının istediğini yapmasın ama ulus devlet hukuku dışında toplumsal anlamda en geniş kadın dayanışmasını, en geniş kadın sözünü örgütleyecek olan zeminler yani kadınların ortak evrensel örgütlü gücü, bu kölelik sitemini yıkabilir.

Kadın düşmanlığı pekiştiriliyor’

Siyasetçi kadınlardan Sebahat Tuncel, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Semra Güzel ve daha birçok kadın siyasetçi cezaevlerinde. Bir yandan kadın ve çocuklara yönelik suç işleyenlerin dışarıda serbestçe dolaşması söz konusuyken öte yandan kadınların, çocukların ve bir bütünen halkların hakları için mücadele yürüten kadınlar cezaevlerinde tutuluyor. Yaşanan bu tablo hakkında neler söylemek istersiniz?

Bütün bunları da güya hukuk eliyle yapıyor. Hukukla meşrulaştırmak istiyor, örneğin İnfaz yasası düzenlemesi gibi oldukça ayrımcı, evrensel hukuk standartlarına aykırı bir yasa söz konusu. İktidar bu yasa ile kadınlara, topluma, çocuklara, doğaya karşı en ağır suçları işleyenleri bir afla, kanunla dışarı çıkartıyor. Çünkü sistemin bekası için, kadın düşmanlığını yeniden yeniden pekiştiriyor, buna özelikle alan açıyor ve resmi olarak ilan ediyor. Ama kadın özgürlük mücadelesini yürütenleri, kadınların gücünü örgütleyecek olan isimleri, bu isimlerin temsil ettiği bütün değerleri hapsediyor. Tecrit altında tutuyor. Çünkü kadınların örgütlü gücünden korkuyor. Çünkü demokratik siyaseti inşa eden kadınların, kendi iktidarlarının sonunu getireceğini biliyor. Ama şunu unutuyor, kadınlar içeride de dışarıda da direnmeye devam ediyor.

‘Kadınlar 2023’de örgütlülüğünü büyütecek’

Kadınlar tüm baskı politikalarına rağmen 2023’ü nasıl karşılayacak. Bu anlamıyla neler söylemek istersiniz?

Geçtiğimiz zaman içinde savaşa, kimyasal silahlara, kadın ve doğa kırımına, erkek egemenliğine karşı; aslında bütün şiddet biçimlerine karşı en güzel, en büyük mücadeleyi veren kadınların, 2023’ü de aynı kararlılıkla karşılayacağına inanıyorum. Kendi hayatlarına dair karar almaları bahanesiyle katledilen kadın varlığı, 2023’te daha özgür inşa edilecektir.  Kadınlar örgütlülüğü büyüterek kadın dayanışmasını yükselterek, demokrasiyi inşa ederek ve geçmiş mirası sahiplenerek devam edecektir.