Kendi soyadını korumayı seçen ilk kadın: Lucy Stone
Kadın hakları mücadelesinin öncü isimlerinden biri olan Lucy Stone, yalnızca verdiği mücadeleyle değil, evlendikten sonra kendi soyadını kullanmayı sürdüren ilk kadın olarak da tarihe geçti.
Haber Merkezi- Lucy Stone’un yaşamı kadınların kimliklerini ve haklarını savunma yolunda verilen uzun soluklu mücadelenin simgelerinden biri oldu.
Lucy Stone, “Evli bir kadının kendi kimliğini korumasının önündeki engelleri kaldırmak için bir ömür yetmez” sözleriyle, 19. yüzyılda kadınların karşı karşıya olduğu eşitsizlikleri çarpıcı biçimde dile getirmişti. 1855 yılında Henry Browne Blackwell ile evlenen Lucy Stone, dönemin geleneklerini sorgulayan sıra dışı bir evlilik yaşadı.
Henry Browne Blackwell, evlilik öncesinde yaptığı açıklamada, yasaların erkeklere tanıdığı tek taraflı ayrıcalıkları kullanmayacağını ve eşit bir evlilik kuracaklarını taahhüt etti. Çift, nikah töreninden "itaat" ifadesini çıkarmakla kalmadı; kadınları eşlerinin hukuki denetimi altına sokan evlilik yasalarını eleştiren bir bildiri de yayımladı.
Eşitsizlikle çocuk yaşta tanıştı
13 Ağustos 1818'de Massachusetts'te dünyaya gelen Lucy Stone, dokuz çocuklu bir ailenin sekizinci çocuğuydu. Otoriter bir babanın yönettiği evde büyüyen Lucy Stone, daha çocukken erkek kardeşlerine tanınan hakların kendisine verilmediğini fark etti. Eğitim konusunda kız ve erkek çocuklar arasında yapılan ayrım, onun yaşamını şekillendiren en önemli deneyimlerden biriydi.
Üniversiteye gidebilmek için çalıştı
Üniversiteye gitme isteği ailesi tarafından ciddiye alınmadı ve destek de görmedi. Eğitim masraflarını karşılayabilmek için lise sonrası dokuz yıl boyunca çalıştı. Sonunda 25 yaşındayken, o dönemde kadınları ve siyahi öğrencileri kabul eden sayılı eğitim kurumlarından biri olan Oberlin College'a kabul edildi. Eğitimi boyunca çeşitli işlerde çalışarak geçimini sağladı.
1847 yılında mezun olduğunda öğretim üyeleri kendisinden mezuniyet konuşmasını hazırlamasını istedi. Ancak o yıllarda kadınların kalabalık önünde konuşmasına izin verilmiyordu. Lucy Stone, konuşmayı başkasının okumasını kabul etmeyerek bu ayrımcılığı protesto etti ve metni yazmayı reddetti. Böylece Massachusetts'ten üniversite mezunu olan ilk kadın unvanını kazandı.
Lucy Stone'un mezun olduğu Oberlin College'da konuşma yapabilmesi için tam 36 yıl geçmesi gerekti. Üniversitenin 50. kuruluş yıl dönümünde bu kez saygın bir hak savunucusu olarak davet edildi ve yıllar önce kendisine yasaklanan kürsüye çıktı.
Soyadını değiştirmeyi reddetti
1879 yılında Massachusetts'te kadınlara sınırlı oy kullanma hakkı tanındı. Ancak bunun için evli kadınların resmi kayıtlarda eşlerinin soyadını kullanmaları şartı vardı. Lucy Stone bu uygulamayı reddetti. Kendi soyadını kullanmayı sürdürdüğü için resmi başvuruları ve imzaları kimi zaman geçersiz kabul edildi. Ama o hiçbir zaman geri adım atmadı.
Otel kayıtlarına dahi "Henry Blackwell ile evli olan Lucy Stone" şeklinde imza atarak hem evliliğini hem de kendi kimliğini birlikte ifade etmeyi tercih etti.
Bu konudaki kararlılığını ise şu sözlerle dile getirdi:
“Bu adı altmış yıldır taşıyorum. Benim adım Lucy Stone. Eğer insanlar yıllarca kullandıkları bir yolu kullanma hakkına sahip oluyorsa, altmış yıldır kullandığım adımı taşımaya da aynı şekilde hakkım vardır.”
Yaşamının sonuna kadar kadın haklarını savundu
Lucy Stone, kadın hakları mücadelesinin yanı sıra kölelik karşıtı hareketin de aktif isimlerinden biriydi. Kölelik Karşıtları Derneği'nde görev aldı, ülkenin dört bir yanında konuşmalar yaparak kadınların oy hakkını, eğitim hakkını ve hukuki eşitliğini savundu. Hayatının sonuna kadar eşitlik için çalışan Lucy Stone, öldüğünde cenazesinin yakılmasını vasiyet eden ilk Amerikalı kadınlardan biri oldu. Geride ise mücadelesini özetleyen şu cümleyi bıraktı:
“Dünyayı daha iyi bir yer haline getirin.”