Yasak duvarlarını aşan ses: Qemer-El-Moluk Wezîrî

Qemer-El-Moluk Wezîrî, 1924 yılında Tahran’da peçesiz sahneye çıkarak şarkı söyleyen ilk kadınlardan biri olarak, İran müzik tarihinde iz bıraktı ve kadınların kamusal alanda kendilerini ifade edebilmelerinin önünü açtı.

Haber Merkezi- 1924 yılında Tahran’da bir kadın sahneye çıktı. Fars sanat tarihinde devrim niteliğinde bir adım atan bu kadın, Qemer-El-Moluk Wezîrî’ydi. Kadınların kamusal alana çıkmasının ve erkeklerin önünde şarkı söylemesinin sınırlarla karşı karşıya olduğu bir toplumda, sesini kamuoyuyla paylaşmaya karar verdi. Qemer-El-Moluk Wezîrî yalnızca şarkı söylemedi; kendisinden sonra başka kadınların da sahneye çıkabilmesinin önünü açan bir kapı araladı.

Qemer-El-Moluk Wezîrî, 1905 yılında Tahran’da doğdu. İran klasik müziğinin dönemindeki en önemli seslerinden biri oldu. 1924 yılında kadın ve erkek izleyicilerin karşısına peçesiz çıkarak şarkı söylediğinde, bu adım İran’ın sanat yaşamında önemli bir olay haline geldi. O dönemde sanatlarını kamusal alanlarda sergilemek isteyen kadınlar birçok toplumsal engelle karşı karşıya kalıyordu. Ancak Qemer-El-Moluk Wezîrî, kadının sesinin kültür ve toplum yaşamında duyulması gerektiğine inanıyordu. Güçlü sesi, şarkı söyleme tekniği ve kendine özgü tarzıyla İran klasik müziğinde yer edindi. Sanatı yalnızca eğlence amacı taşımıyordu; sahnede aynı zamanda bir mesaj veriyordu: Kadınlar seçim yapabilir, üretebilir ve kendilerini kamuoyu önünde ifade edebilir.

Sanatı insanlara ulaşmanın yoluydu

Qemer-El-Moluk Wezîrî yalnızca sanatıyla tanınmadı. Hayır konserlerine de katıldığı ve yoksullara yardım ettiği söyleniyor. Onun için müzik yalnızca bir sanat alanı değil, aynı zamanda insanlara ulaşmanın ve başkalarına verilebilecek şeyleri paylaşmanın bir yoluydu. Qemer-El-Moluk Wezîrî, 1959 yılında Tahran’da hayatını kaybetti. Ancak sesi, İran müziği tarihindeki yerini korudu. Onun hikayesi de kendilerine daraltılan alanlarda varlıklarını görünür kılmak isteyen kadınların tarihinin bir parçası oldu.

Qemer-El-Moluk Wezîrî’nin yaşamı ve hikayesi önemli soruları gündeme getiriyor: Kimin sesinin duyulacağına kim karar veriyor? Kadınların sanatı neden bazı dönemlerde yasaklanmış bir şey olarak görülüyor? Ve sanat, toplumun algısını değiştirmek için nasıl bir yol olabilir?