‘Yabancı ve Sis’: Maske arkasında ataerkil düzene eleştiri

Bugün birçok kadının en temel hakkı olan kendi yaşamı hakkında karar verme mücadelesi sürerken, “Yabancı ve Sis” toplumun farklı olanı değil, kendi seçimini yapan kadını nasıl dışladığını anlatan güncel bir anlatı olarak öne çıkıyor.

Haber Merkezi- “Yabancı ve Sis”in çekilmesinin üzerinden elli yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, Bahram Beyzai’nin filmi, İran sinemasında toplumun “öteki” ile ve özellikle kadınla kurduğu ilişkiyi anlatan en çağdaş yapımlardan biri olarak kabul edilmektedir. Film, görünürde sisin içinden bir sahil köyüne gelen kimliği belirsiz bir erkeğin hikayesini anlatırken, daha derin katmanlarında toplumun kendi kurallarına karşı çıkan bir kadından duyduğu korkuyu işler.

Bahram Beyzai, ilk sahnelerden itibaren sisi yalnızca doğal bir unsur olarak ele almaz; sis, gerçek ile mit arasındaki sınırı temsil eder. Yabancı, bu sisin içinden çıkar; isimsiz, geçmişi olmayan ve hafızasını kaybetmiş bir erkektir. Ancak beklentinin aksine hikayeyi taşıyan karakter erkek değil, Rana’dır (Proane Masoumi). Rana, diğerlerinin aksine korkmak yerine yabancıya yaklaşan ilk kişidir. Onun yanında Jiran (Ezzat Safavi) da etkili bir karakter olarak yer alır ve köyün ataerkil ve geleneksel yapısı içinde kadınlar üzerindeki toplumsal baskıyı yansıtır.

Kadın özne oluyor

1950’li yılların birçok filminde kadınlar ya hikayenin kenarında yer alır ya da mağdur olarak temsil edilir. Ancak Rana, aktif bir özne olarak konumlanır. Seçim yapar, karar verir, sığınak sağlar ve bu seçimin sorumluluğunu üstlenir. Bu özellik, onu dönem sineması içinde istisnai bir karakter haline getirir. Köy toplumu ise kadının seçimini kabul etmez. Yabancı, onlar için yalnızca isimsiz bir erkek değil, yerleşik düzen için bir tehdittir. Rana ise onu destekleyerek bu düzene karşı bir meydan okumaya dönüşür. Film, aslında toplumun yabancı bir erkekten çok bağımsız bir kadından korktuğunu gösterir.

Beklentilere uymayan bir kadın

Bahram Beyzai, eserlerinde sık sık kadınları hafıza ve kültürün taşıyıcıları olarak ele alır; erkek karakterlerden farklı olarak korkuyu aşabilen ve geleceği kurabilen figürler şeklinde sunar. “Yabancı ve Sis”te de Rana, toplumsal yargının ötesine geçmeyi kabul eden tek kişidir. O, duygusal bir refleksle değil, insani bir değerlendirmeyle karar verir, ancak bu karar ağır bir bedel içerir.

Bu açıdan film, kapalı toplumlarda işleyen dışlama mekanizmalarına yönelik bir eleştiridir. Köy, farklı olan her unsuru tehdit olarak gören bir yapının simgesidir; ister isimsiz bir yabancı olsun, ister toplumsal beklentilere uymayan bir kadın. Şiddet yalnızca yabancının dışlanmasıyla sınırlı kalmaz, aynı zamanda kendi seçim hakkını kullanan kadına da yönelir.

Filmin en önemli özelliklerinden biri, sloganlardan kaçınmasıdır. Bahram Beyzai kadın haklarından doğrudan söz etmez, ancak anlatının yapısı, erkek egemen iktidarın kadının iradesini nasıl tanımadığını açıkça gösterir. Rana, kendi bağımsız iradesini ortaya koyduğu anda sorun haline gelir; sanki toplumun derdi seçimin konusu değil, bizzat kadının seçme hakkıdır.

Görsel açıdan da “Yabancı ve Sis”, İran sinema tarihinin en şiirsel yapımlarından biridir. Sis, deniz, sessizlik, uzun planlar ve az diyalog, filme kendi döneminden koparan mitik bir atmosfer kazandırır. Bu özellik, eserin on yıllar geçmesine rağmen hala taze ve yorumlanabilir kalmasını sağlamıştır.

Farklı olanı seçmeyi göze alan kadın

Bugün, belki de her zamankinden daha fazla, “Yabancı ve Sis” kadınlar hakkında bir film olarak okunabilir; toplumsal baskı ile iç sesleri arasında seçim yapmak zorunda kalan kadınlar hakkında. Rana, bağımsız düşünmek isteyen ve bunun bedelini ödeyen bir kadını temsil eder. Bu nedenle Bahram Beyzai’nin filmi yalnızca bir aşk ya da mitolojik anlatı değil, aynı zamanda erkek egemen düzene karşı bir direniş ve seçim hakkının savunusudur.

Hala birçok kadının en temel hakkı olan kendi yaşamı hakkında karar verme hakkı için toplumsal yargı ve dışlanmayla karşı karşıya kaldığı bir dönemde, “Yabancı ve Sis” canlı bir film olmaya devam ediyor; toplumların genellikle “yabancı” ile savaşmadan önce, farklı seçmeyi göze alan kadınla mücadele ettiğini hatırlatan bir eser.

Belki de bu yüzden “Yabancı ve Sis” yarım yüzyıl sonra bile eskimemiştir; çünkü asıl meselesi sisin içinden gelen yabancı değil, korkuya rağmen kendi seçimini yapmaya cesaret eden kadındır. Bahram Beyzai’nin dünyasında gerçek tehdit “öteki” değil, kadının bağımsızlığını kabul etmeyen toplumdur.