Tarihin unutturmaya çalıştığı kadınlar: Bacıyan-ı Rum
13. yüzyılda Anadolu’da kurulan Bacıyan-ı Rum, kadınların üretimden eğitime, dayanışmadan savunmaya kadar birçok alanda örgütlü rol üstlendiği ilk kadın yapılanmalarından biri olarak kabul edilirken yıllar içinde nasıl bir dönüşüm yaşıyor?
Haber Merkezi- Tarih boyunca kadınların toplumsal, ekonomik ve siyasal yaşamdaki rolü çoğu zaman resmi tarih anlatılarının gölgesinde kaldı. Erkek merkezli tarih yazımı, savaşlardan devletlerin kuruluşuna kadar birçok alanda kadınların katkılarını görünmez kılarken, Anadolu'nun ilk örgütlü kadın yapılanmalarından biri olarak kabul edilen Bacıyan-ı Rum da yüzyıllar boyunca unutulmuş ya da görmezden gelinmiş örneklerden biri oldu.
13. yüzyılda Anadolu'da ortaya çıkan ve kadınların üretimden eğitime, dayanışmadan savunmaya kadar geniş bir alanda örgütlü faaliyet yürüttüğünü gösteren Bacıyan-ı Rum, yalnızca bir meslek teşkilatı değil, aynı zamanda kadınların toplumsal yaşamın aktif öznesi olduğu özgün bir yapılanma olarak dikkat çekiyor.
Bağımsız bir kadın örgütlenmesi
Kadın emeğinin ekonomik üretimdeki yerini güçlendiren, ihtiyaç sahibi kadınlarla dayanışma ağları kuran ve kimi kaynaklara göre askeri savunma faaliyetlerinde de rol üstlenen bu teşkilat, Anadolu tarihinde kadınların kamusal alandaki varlığına ilişkin yerleşik kabulleri sorgulatıyor. Bugün tarihçiler ve araştırmacılar, Bacıyan-ı Rum'u yalnızca Ahilik teşkilatının kadın kolu olarak değil, dönemin koşulları içinde ekonomik, sosyal ve kültürel işlevler üstlenen, hatta sivil toplum örgütü niteliği taşıyan bağımsız bir kadın örgütlenmesi olarak değerlendirmeye devam ediyor.
Tarih yazınlarında Bacıyan-ı Rum
1980’li yılların sonunda yapılan bir araştırmayla tarih kaynaklarındaki yerini alan Bacıyan-ı Rum, bilinen tarih yazınlarında ilk kez Osmanlı tarihçisi Aşıkpaşazade’nin Tarih-i Âl-i Osmanlı (1481) kitabında, Türkmen topluluklarının dört kurucu öznesinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Sonrasında ise uzun bir süre tarih yazınlarına layık görülmüyor. 19.yy sonlarında Fuad Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu’nda yer veriyor. En kapsamlı araştırma Prof. Dr. Mikail Bayram tarafından hem devlet arşivleri, hem de özellikle Mardin’deki Süryani arşivleri dahil diğer ulusların tarih arşivlerinden derlenerek yapılıyor.
Kadınların iradesi ve teşkilatın kuruluşu
Belgelere göre Bacıyan-ı Rum, Ahi Teşkilatı’na benzer bir kadın yapılanması. Ahi Teşkilatı’na kadınlar kabul edilmediği için Ahilerin kadın kolu olarak kurulduğu düşünülüyor. Bacıyan-ı Rum’un, kadınların kendi iradesiyle ayrı bir teşkilat olarak kurulmuş olabileceği de önemli bir varsayım. Bacıyan-ı Rum, ilk olarak, 13.yy’da Anadolu Selçukluları hâkimiyetindeki Anadolu’da Kayseri ilinde, yani Ahi teşkilatıyla aynı dönemde ve aynı yerde kuruluyor. Bilinen ilk lideri, Hacı Bektaş’ın manevi kızı olduğu belirtilen Fatma Bacı. 13.yy’ın başlarında teşkilatın Kayseri, Konya, Kırşehir ve Ankara illerinde kurulduğu, daha sonra Anadolu’nun çoğu bölgesine yayıldığı biliniyor.
Bacıların silahlı birlikleri
Bir okul olarak ahilik teşkilatına benzeyen Bacıyan-ı Rum’da zanaat eğitimindeki çırak, yamak, kalfa ve usta hiyerarşisi bulunuyor. Her zanaat dalının ahi şeyhi, aynı zamanda o daldaki Bacıların da şeyhi olarak kabul ediliyor. Bacılar, örgücülük ve dokumacılık dallarında ustalaşıyorlar. Ama daha dikkat çekici olanı Bacılar sadece zanaatları değil aynı zamanda dönemin silahlı kuvvetlerine de bağlılar. Kaynaklar bu yönü öne çıkarmasa da Bacıların silahlı birlikleri olduğu belirtiliyor. Yazılı tarih ve anlatılara göre Bacılar Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıflama sürecine tekabül eden bu dönemde Moğol istilalarının püskürtülmesi ve halk direnişlerinde bizzat teşkilat olarak savaşıyor. Beyliklerin ordularının erkekler dışında binlerce kadından oluşan ayrı silah birlikleri olduğu da ifade ediliyor.
Bacılar ihraç ediliyor
Osmanlı’nın ilk dönemlerinden kalma tarih yazınlarında teşkilatın “Fakiregan” yani “Kadın Dervişler” olarak anıldığı ama bu teşkilatın üyesi kadınların kendilerine ısrarla “Bacılar” olarak hitap ettikleri biliniyor. Tarihçiler, Bacıların kadın oldukları için ayrı bir tarikat teşkil edemeyeceğini, Şeyh’i erkek olan bir tarikatın ayrı bir cemaati olarak ele alınabileceği görüşünde. Buna karşılık, Bacıların erkeklerle beraber zikir, sema ve sohbetlerde yer aldığı bilinen bir gerçek. Öte yandan İslamiyet’in Türkmen toplumunda etkisi arttıkça, önce Bacılar’ın silahları ellerinden alınıyor ardından Ahi ve sohbet meclisinden ihraç ediliyorlar. Silah kuşanıp yerel meclisinde söz söyleyen Bacılar, Osmanlı’nın ‘soylu’ erkeklerinin hayırsever eşleri, hünkarın hareminin haseki sultanları haline getiriliyor.
Kadınların nasıl dışlandığını gösteren bir örnek
Bacıyan-ı Rum’un hikayesi, yalnızca Anadolu’daki ilk kadın örgütlenmelerinden birinin tarihini değil, aynı zamanda kadınların toplumsal yaşamdan nasıl sistematik biçimde dışlandığının da izlerini taşıyor. Üretimde, savunmada ve kamusal karar alma mekanizmalarında aktif rol üstlenen Bacılar, yüzyıllar boyunca tarih yazımında görünmez kılınırken, günümüze ulaşan sınırlı kaynaklar kadınların Anadolu’nun sosyal ve ekonomik yaşamındaki kurucu rolünü yeniden ortaya koyuyor. Tarihçiler için Bacıyan-ı Rum, geçmişte kadınların sahip olduğu örgütlü gücü anlamanın yanı sıra, kadınların tarih sahnesindeki yerinin nasıl dönüştürüldüğünü ve unutturulduğunu gösteren önemli bir örnek olmayı sürdürüyor.