Riha’nın sembol ismi: Hawa’nın yaşamı ve direnişi
Riha’nın sembol isimlerinden Hanim Yaverkaya (Hawa), yaşamı, mücadelesi ve bıraktığı izlerle kadın direnişinin hafızasında simgesel bir yer edindi.
JÎN EVÎNDAR
Haber Merkezi - Riha’nın (Urfa) kadın sembollerinden biri olarak anılan Hanim Yaverkaya, yani Hawa’nın yaşamı, mücadelesi ve bıraktığı izler “Starên Azadiyê” programında ele alındı. Programda, Hawa’nın anıları, yoldaşlarının tanıklıkları ve kadın mücadelesindeki yeri geniş bir çerçevede anlatıldı.
Hafızanın dili ve kadın kimliği
İnsan çoğu zaman yaşamın sohbetlerinde, dostlukların anı ve deneyimlerinden oluşan bir hatıraya dönüşür. Bu paylaşımlarda gizli bir büyü, insanın kalbinde kendine yer bulur. Bazen gülüş ve sevinçle, bazen de hüzün ve özlemle; duyguların gücü dudaklardan taşar. Nasıl ki kalem, yazılı düşünceler için en etkili araç oluyorsa, anılar da insanlığın hafızasının en anlamlı araçları haline gelir. Bu durum, kendilerini kitap sayfaları arasında kaybeden ve hakikati görerek halklarının kimliğini yeniden inşa eden yazarlara benzer.
Bir öncü olarak Hawa
Devrimci ve öncü kadın Hanim Yaverkaya, yani bilinen adıyla Hawa, anıları, yaşadıkları ve öncülüğüyle halkının hakikatinin temsili haline geldi. Direniş ve kahramanlık sahnesine dönüşen tüm sayfalar, bugün özgürlük için geçmiş ile gelecek arasında bir köprü oluyor.
O, dolunay gibi parlayacak ve dünyanın etrafında dönen bir yıldız gibi, hem gece hem de gündüz yoldaşlığın simgesi olacaktı.
‘Annesinin kızıydı’
Anıların hüznüyle kurulan her cümle, onun kök saldığı toprağın ve vatanın gerçeğini de ortaya koyuyordu. Bu nedenle onun için yapılan en kutsal ve anlamlı tanım şuydu: “O, annesinin kızıydı.” Bu, bir kuşağın diğerine aktarımı gibiydi. Onu doğuran anne, göğsünden verdiği sütle beslediği o kahraman kızı, özgürlük ateşinin giysisiyle de donatmıştı. Onu güneşe doğru yönlendirir, tüm kadınlara seslenerek şöyle derdi: “O, dolunay gibi parlak olacak, dünyanın etrafında bir yıldız gibi dönecek. Hem gece hem de gündüz yoldaşlığın simgesi olacak.”
Yoldaşlığın simgesi olan o kız, 1962 yılında Curnê Reş’te (Hilvan) dünyaya geldi. Annesi Dûrê, kızı için gücün ve direncin canlı bir örneği oldu. Zeki ve bilinçli olan bu kız, annesinin bilgisi, deneyimi ve yaşamından öğrendiklerini kendi hayatının temeli yaptı.
Geçip giden o yılların ve dönemlerin ardından bugün bile o bilge annenin ve onun isyancı kızının izleri, derin bir bağlılıkla anlatılmaktadır. O dönemlere tanıklık eden devrimciler, bu öncü kadının hakikatini anlatırken duygulu ve içten bir yoldaşlık dili kurarlar. Bizler de onlarla birlikte kalemin ve kameranın mücadelesinde birbirimizin misafiri olurduk. Açıkçası kalemin, her anın zorluklarını ve güzelliklerini anlatmada yeterli olduğuna inanmıyorum; çünkü her an kendi başına bir deneyim ve yoldaşlığın büyük bir hatırasıydı.
Kadınların direniş hafızası
Mücadeleci ve direnişçi kadın Hawa, yani Hanim Yaverkaya, kendi portresine ait araç ve belgeleri toplarken de tarih ve yoldaşlığın izlerini önümüze serdi. Biz bu kadar derin ve açık düşünmeden önce, özgürlük hareketinin öncüleri bizi onunla tanıştırmıştı. Her işaret, her sohbet, her kalem ve her kamera, devrimcilerin anıları arasında dolaştıkça biz de o öncülerin en mutlu misafirleri oluyorduk. Bu nedenle bu haftaki “Starên Azadiyê” bölümünde o dönemin pek çok devrimcisi, hafızamızın ve duygularımızın konuğu oluyor.
Onlar, kışın uzun gecelerinde yanan kandiller gibiydiler. Her biri tarihsel bir hazine olan bu kahramanlar, bizim misafirimiz oldular. Uzun kış gecelerinin ışığı oldular.
Tanıklıklar duygularla aktarıldı
Hawa’nın yoldaşı Rojîn Munzur, tüm anlatımlarında duyguları tarif etmenin zorluğunu, özlemin kapanmayan bir yara gibi oluşunu ve başlangıç adımlarının zorluklarını derinden hissettirdi. Cümleler ne kadar acıyla kurulsa da Rojîn’in gözyaşları, nar taneleri üzerine düşen yağmur gibi akıyordu. Doğal bakışlı Rojîn, gözyaşlarıyla kalbimizin gökyüzünde parlayan bir yıldız yakıyordu. Onun ıslak ve dolu gözleri, uzun yılların sessiz acısını taşıyordu.
Hafızanın korunması vurgusu
Artık kilitli kapıların açılma zamanıydı. Sandıklarda saklı kalan duygular ve anılar, “Starên Azadiyê” programı ve yoldaşlığın izleriyle açığa çıkarılıyordu. Bu şekilde savaş meydanına dönüşen o sayfalar, Rojîn’in duyarlı kalemiyle onurun korunma alanına dönüşüyordu.
İnsan, kendini tanıyarak, araştırarak ve onurunu koruyarak; ilke ve değerlerle kurulan yoldaşlık sayesinde başarıya ulaşır. Bu nedenle “Starên Azadiyê”, özgürlük değerlerinin ve yoldaşlık onurunun tarihsel bir kaydı haline gelmektedir.