Karmaşık Suriye denklemi istikrarsızlık ve yalpalayan süreçler
Dış müdahaleler ile krizlerin kıskacındaki Suriye güvenliğini tehdit eden sınamalarla yüzleşirken, dönen göçmenlere yönelik ihlaller temel haklar ve ulusal ortaklık konusunda derin soru işaretleri doğuruyor.
HÊVÎDAR XALİD
Haber Merkezi- Son dönemde Suriye’nin egemenliği, toprak bütünlüğünün korunması ve tüm etnik ile dini bileşenleri dışlamadan kapsayacak bir devletin nasıl inşa edileceği sıkça tartışılıyor. Ancak bölgesel ve uluslararası hesaplaşmaların açık alanına dönüşen bir ülkede egemenliği yeniden kazanmak hiç de kolay görünmüyor.
Şam kırsalına kadar ilerleyen İsrail’den Türkiye, ABD ve Rusya’ya; önceki rejim sonrası kalan nüfuzunu korumaya çalışan İran’a kadar pek çok gücün çıkarı bu topraklarda kesişiyor. Böylece Suriye karmaşık bir denklemin tam ortasında kalıyor: Dış müdahaleler ve çözüm bekleyen iç krizler bu kadar iç içe geçmişken, ulusal irade ve karar mekanizması nasıl geri kazanılabilir?
İç krizler ve büyüyen güvensizlik
Kırılganlık sadece sınır boylarıyla sınırlı değil; güvenlik, siyaset ve sosyal kulvarda biriken sorunlarla iç toplumun derinliklerine kadar uzanıyor. Kontrolsüz bireysel silahlanma, sivillerin yaşamına dönük doğrudan bir tehdit olarak ilk sırada yer alıyor. Hukuki ve idari denetimin yokluğunda sıradan bir günlük tartışma, kanlı bir çatışmaya dönüşebiliyor.
Bunun yanı sıra, ders kitaplarındaki müfredat değişiklikleri toplumun farklı kesimlerinde tepki ve öfkeye yol açarken eğitim dosyası bir anlaşmazlık alanı olmayı sürdürüyor. Kırılgan ekonomik koşullar halkın omzundaki yükü ağırlaştırırken, kaos ve kriz hali gerçek bir çözüm üretilmeksizin devam ediyor. Tüm bu iç içe geçmiş dosyalar arasında, topluma güven duygusunu kazandıracak bütünlüklü bir yaklaşıma duyulan ihtiyaç her geçen gün artıyor.
Kürt göçmenlerin dönüşü ve hak ihlalleri
Bu sınamaların tam merkezinde, göç ettirilen Suriyeli Kürtlerin topraklarına geri dönmesi meselesi duruyor. Bu durum, devletin yurttaşlarını koruma ve haklarını güvenceye alma kapasitesi açısından gerçek bir sınav niteliğinde.
Geçtiğimiz hafta Girê Spî’de yaşananlar, geri dönenlerin karşı karşıya kaldığı tehlikelerin boyutunu gözler önüne serdi. Suriyeli hükümet yetkililerinin gözleri önünde dönenlere yönelik saldırılar, darp, gasp, yağma ve mülkleri yakma olayları gerçekleşti. İnsan onurunu ve güvenli bir şekilde toprağına dönme hakkını ayaklar altına alan bu uygulamaları hiçbir vicdanın kabul etmesi mümkün değildir.
Demokratik entegrasyon sloganlarla inşa edilemez
Yaşananları daha da vahim kılan durum ise faillerin yargılanması ve hesap vermesi sürecinin belirsizliğini korumasıdır. Evlerine dönen Kürtler, toplumsal barışa hizmet etmeyen ırkçı söylemlere ve hakaretlere maruz kaldı. Bazı yurttaşlar bu tür uygulamalarla karşılaşırken "demokratik entegrasyon" ve "ulusal ortaklık" kavramlarından nasıl söz edilebilir?
Entegrasyon yalnızca sloganlarla inşa edilemez; biçimsel adımlarla değil, hakları koruyan somut güvenceler ve kaosu sonlandıracak somut bir siyasi irade ile mümkündür. Özellikle 29 Ocak’ta Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Suriye geçici yönetimi arasında imzalanan anlaşmadan bu yana yürütülen süreçte hükümetin bu dosyalara ciddiyetle yaklaşması şarttır. Çözümsüz bırakılan sorunlar zamanla yok olmaz; aksine katlanarak istikrarı engeller.
Kürt halkı Suriye toplumunun kadim ve asli bir parçasıdır. Kendi kimliğini ve özgünlüğünü koruyarak vatanında onurlu ve güvenli bir şekilde yaşama, devlet kurumlarında yer alma hakkına sahiptir. Kürtlerin hakları Suriye’nin geleceğinden bağımsız ele alınamaz. Herhangi bir bileşenin haklarının çiğnenmesi, toplumsal birliğin harcını zayıflatır. Kürt varlığını hedef alan politikalara göz yummak, doğrudan Suriye’nin egemenliğini ve birliğini tehdit eder. Hakiki egemenlik, halkları dışlayarak değil; haklarını koruyarak ve eşit yurttaşlığı esas alarak sağlanabilir.
Suriye nasıl bir devlet olmak istiyor?
Meselenin özü şurada düğümleniyor: Suriye nasıl bir devlet olmak istiyor? Emrivakilerle otoritesini dayatan bir devlet mi, yoksa gücünü yurttaşlarının güveninden ve eşit ortaklık hissinden alan bir devlet mi?
Ülkenin karşı karşıya olduğu tablosu, geçici çözümlere veya yüzeysel adımlara izin vermiyor. Yaşanan çöküşün büyüklüğünü kabul eden ve geçmişin hatalarını tekrarlamayan bütünlüklü bir siyasi vizyona ihtiyaç var. Net ve kapsayıcı bir vizyonun yokluğu ile temel ulusal meselelerdeki derin anlaşmazlıklar, mevcut yönetimin bu süreci atlatma kapasitesine dair ciddi kaygılar yaratıyor.
Toplumsal birlik olmadan toprak bütünlüğü sağlanamaz
Suriye, krizleri idare etmenin ötesinde, devlet ile yurttaş arasındaki ilişkiyi adalet ve eşitlik temelinde yeniden inşa etme zorunluluğuyla karşı karşıyadır. Egemenliği kazanmak hakları korumaktan, toprak bütünlüğü ise toplumsal birliği sağlamaktan ayrı düşünülemez.
İstikrar yalnızca güç kullanarak dayatılamaz; ancak herkes bu vatanda kendine ait bir yer olduğunu ve onurunun pazarlık konusu yapılmadığını hissettiğinde inşa edilebilir. Dış müdahaleler ile iç kırılganlık arasında kalan Suriye’nin geleceği; krizleri yönetmekten ziyade krizlerin kökenine inebilmesine bağlıdır.
Mevcut yönetim bu tarihi sorumluluğu kapsayıcı bir ulusal projeye dönüştürebilecek mi, yoksa ülke dış müdahalelerin ve iç bölünmelerin kıskacında açık krizlere mahkum mu kalacak?