Raziye Öztürk: Abdullah Öcalan’ın statüsü hukuki forma kavuşmalı
Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Raziye Öztürk, Kürt sorununun yalnızca silahsızlanma başlığıyla çözülemeyeceğini belirterek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsünün hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini söyledi.
ELİF AKGÜL
İstanbul- Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme sürecine ilişkin tartışmalar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolü ve hukuki statüsünün nasıl ele alınacağı başlıkları üzerinden yeni bir boyut kazandı.
Abdullah Öcalan’ı temsil eden Asrın Hukuk Bürosu ise kamuoyuna yaptıkları yazılı açıklamada, İmralı’daki konut üzerinden yürütülen tartışmaların sürecin siyasi ve hukuki boyutunu geri plana ittiğini belirterek, Abdullah Öcalan’ın statüsünün tartışılmasının önemine dikkat çekti. Ajansımızın sorularını yanıtlayan Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Avukat Raziye Öztürk, Kürt sorununun çözümünün yalnızca silahsızlanma başlığıyla sınırlandırılamayacağını, sürecin demokratik siyaset ve hukuk zeminine taşınması gerektiğini söyledi. Raziye Öztürk, Abdullah Öcalan’ın statüsünün hukuki bir forma kavuşturulması, sürecin kurumsallaştırılması ve tarafların mutabık olduğu bir yol haritasının oluşturulması gerektiğini belirtti.
‘Çerçeve yasa hukuki ilk adım’
Raziye Öztürk, avukatları olarak Abdullah Öcalan’la Eylül 2025’te yaptıkları görüşmede çerçeve yasanın henüz resmi ağızlardan duyulmaya başlandığını, aynı dönemde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin umut hakkını görüşmek üzere toplandığını hatırlattı. Raziye Öztürk şöyle devam etti:
“Biz Sayın Öcalan'la avukatları olarak çok uzun bir aradan sonra Eylül 2025'te görüştüğümüz zaman henüz çerçeve yasanın resmi ağızlardan duyulmaya başlandığı bir zaman dilimiydi ve bizim görüştüğümüz tarih de bu Bakanlar Komitesi'nin umut hakkını görüşeceği güne tekabül ediyordu.
Biz içeri girdiğimizde Sayın Öcalan bu durumu ‘Kürtler için artık bir hukuk kapısı aralanabilir diye yorumluyorum’ şeklinde ifade etmişti.
Bu çerçeve yasayı esas olarak aslında hukuki ilk adım olarak ifade edebiliriz. Bu yönüyle birçok eksikliğine rağmen olumlu buluyoruz. Ama zaten kimse bu meselenin tek başına bir çerçeve yasayla çözülebileceğini düşünmüyor. Böylesi bir tarihsel meselenin de tek bir yasa üzerinden çözülmesi gibi bir durum zaten söz konusu olamaz.”
Raziye Öztürk, mevcut çerçeve yasanın kapsamının da tartışılması gerektiğini vurgulayarak, “Çerçeve yasa açısından baktığımızda, PKK’lilere, gerillalara dönük, onlara özgü bir yasa olarak ifade edildi. Ama yasa o yönüyle bir bütüncüllük arz etmiyor. Çünkü bazıları, özellikle üst düzey yöneticiler, bu yasanın dışında tutuluyor. Esasen normal siyaset yapan, mahalle çalışması yürüten, bir kadın çalışması yürüten de dahil olmak üzere birçok kişi zaten PKK üyeliğinden içeri alındığı için, yasanın çoğunlukla onları kapsadığını söyleyebiliriz” dedi.
Raziye Öztürk’e göre PKK’nin feshiyle ortaya çıkan hukuki sonuçların da bütünlüklü biçimde hayata geçirilmesi gerekiyor. Fesih kararının hukuki sonuçlarının ertelenmesinin ve sürecin idari ve siyasi nitelikteki bir organa bağlanmasının risk taşıdığını belirten Raziye Öztürk, bundan sonraki aşamada toplumsal mücadelenin önem kazanacağını söyledi.
‘AİHM kararları uygulanmalı, kayyum meselesi ortadan kaldırılmalı’
Raziye Öztürk, Meclis Komisyonu raporu ile çerçeve yasada, sürecin ihtiyaçlarına göre yeni yasal düzenlemelerin yapılacağının belirtildiğini ifade ederek, bunun yanında yeni bir yasa gerektirmeyen bazı adımların da atılması gerektiğini söyledi:
“Bu ihtiyacın karşılanması gerekiyor. Bir de asgari gerçekleştirilmesi gerekenler, yani ayrıca bir yasa çıkarılması veya bir yasal düzenleme ya da reform yapılmasını gerektirmeyen durumlar söz konusu. Bunların başında işte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması, hasta mahpusların durumu, siyasi iradeye bir ket vurulması açısından kayyum meselesinin ortadan kaldırılması var. Bu durumların ortadan kaldırılması, sürecin daha sağlıklı ve daha ciddi adımlarla ilerlemesini sağlayacak bir yaklaşım olacaktır. Bunun mücadelesini tüm toplum olarak sürdürmeye devam ediyoruz. Bu anlamda, hukuki ve siyasi açıdan tüm gerekliliklerin bir an önce yerine getirilmesi gerekiyor.”
Raziye Öztürk, sürecin başlamasında siyasi iradenin oluşmasının belirleyici olduğunu belirterek, 2024 yılının ekim ayından itibaren Kürt sorununa çözüm amacıyla siyasi bir iradenin ortaya çıktığını düşündüklerini söyledi. Ancak sürecin daha hızlı ilerlemesi gerektiğini ifade eden Raziye Öztürk, siyasi açıklamaların yanı sıra bunun hukuki ve kurumsal bir zemine taşınmasının önemine dikkat çekti:
“Bu sürecin başlamasında bir çözüm iradesinin oluşması önemliydi. Aranan da buydu zaten. Başat diyebileceğimiz şeylerden biri bu meselenin barışçıl yollarla demokratik bir çözümle nihayete erdirilmesi. Bunun için bir iradenin olması gerekiyordu. Sayın Öcalan'ın buna yönelik iradesi 93'ten beri biliniyor zaten. Hatta ‘Muhatap arıyorum’ diye bir kitap da çıkarmıştı o dönem. Ancak karşısında hem muhatap bulamadı hem de bazı dolaylı yollar haricinde muhatap alınma durumu olmadı. Bu meseleyi çözmeye dair sürdürülebilir bir süreç inşa edilemedi.”
Raziye Öztürk, konuşmasına şu sözlerle devam etti:
“İki yıllık bir süreç oldu. Açıkçası daha hızlı ilerlemesi gerektiğini düşündüğümüz bir süreçti, ancak çeşitli krizler çıkabiliyor, ağırlaşabiliyor. Siyasi anlamda çeşitli gerekçeler öne sürülebiliyor. Tabii, bu meselede siyasi irade önemli, yetkili ağızlardan gelen söylemler de önemli. Hem Sayın Öcalan’ın doğrudan muhatap alınmasına hem de koşullarına dönük de birtakım açıklamalar yapılıyor. Bu kıymetli ve önemli ama bu meselenin kurumsallaşması gerekiyor. Bu da demokratik siyaset zemininde ve hukuksal bir form alması gereken bir durum.”
‘Müzakere olacaksa iki tarafın da eşit koşullara sahip olması gerekiyor’
Raziye Öztürk, bu hukuki ve siyasi zeminin Abdullah Öcalan’ın statüsü açısından da ele alınması gerektiğini belirtti. Abdullah Öcalan’ın halen İmralı F Tipi Cezaevi’nde tutsaklık koşullarında bulunduğunu, avukatlarıyla son görüşmenin 21 Mart’ta gerçekleştiğini ve aile görüşmelerinin de sınırlı olduğunu söyledi:
“Evet Sayın Öcalan zaten Kürt halkı tarafından muhatap olarak belirtilmiş temel aktörlerden bir tanesi. Toplum adına, Kürt toplumu adına temsili olan, önder olarak anılan, hem akılcı hem etkili hem felsefesiyle hem pratiğiyle hem de duruşuyla şimdiye kadar ürettikleriyle Sayın Öcalan bir temel aktör olarak ifade edildi. Bu Kürt halkı için tartışılmaz bir durumdur açıkçası. Kürt halkı açısından milyonlarca toplanan imza, meydanlarda söylenenler, mitinglerde söylenenler, bu milyonların haykırdığı bir beyan var. Buna saygı duymak gerekiyor.”
Görüşmelerin sınırlı tutulduğunu ifade eden Raziye Öztürk, “Halihazırda Sayın Öcalan'ın statüsüne baktığınızda bir tutsaklık statüsü var. İmralı F Tipi cezaevinde kalan ve hâlâ daha sınırlı koşullara sahip bir pozisyonda. Avukatlarıyla en son Newroz günü 21 Mart'ta bir görüşme gerçekleştirdi. O tarihten bu yana görüşme yok. Aile görüşmeleri sınırlı oldu. Yani çoğunlukla heyet görüşmeleriyle sınırlı kalan bir pozisyonda. Ama bir müzakere olacaksa, bir barış görüşmesi yapılıyorsa, her iki tarafın da eşit koşullara sahip olması gerekiyor. Yani devlet tarafı her imkandan faydalanabiliyor ama Kürt halkı açısından baktığımızda onu temsil eden, o iradesini temsil eden kişi hâlâ tutsaklık koşullarında tutuluyor” şeklinde konuştu.
Avukat Raziye Öztürk, Abdullah Öcalan’ın statüsünün nasıl belirlenmesi gerektiğine ilişkin soruya ise uluslararası çatışma çözümü örneklerini işaret ederek yanıt verdi. Mandela örneğini veren Raizye Öztürk, müzakere sürecinin başlayabilmesi için tarafların eşit koşullarda olmasının önemine dikkat çekti:
“Dünyadaki çatışma çözüm örneklerine de baktığınızda, yani buna en yakın örnek olarak Mandela'yı ifade edebiliriz. İlk etapta müzakere masasındaki eşit koşulların sağlanması için çalışıldı ve bu, devlet tarafından doğrudan sağlanan, bunun için ayrıca mücadele etme ihtiyacı duyulmayan bir durum olmuştu. Çünkü dediler ki ‘Eğer biz müzakereye oturacaksak, iki taraf da eşit durumda olmalı’. Yani her türlü iletişim olanakları, temas olanakları sağlanmalı ve bir eve geçişi sağlandı.
Mesela Sayın Öcalan'la ilgili tartışmalara dönülüyor ama kendisinin birçok şeyi ifade etme, açıklama, konuşma, paylaşma gibi imkanı ve koşulu olmuyor. Ama kendisi doğrudan topluma seslenmek istiyor. Basınla konuşmak istiyor. Gazetecilerle görüşmek istiyor. Akademisyenlerle görüşmek istiyor ve bunu istemesinin temel nedeni de bu süreci ilerletebilmek. Yani biz bu barışı nasıl kalıcı bir hale dönüştürebiliriz? Hem onların fikirlerini almayı hem de kendi fikirlerini toplumla paylaşmayı, bir bakıma kendi yönünden de toplumu ikna edebilmeyi istiyor. Dolayısıyla bu olanakların sağlanması gerekiyor zaten.”
‘Öncelikli talebimiz Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması’
Raziye Öztürk, Abdullah Öcalan’ın statüsüne ilişkin tartışmanın bir başka boyutunun da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin umut hakkına ilişkin kararı olduğunu söyledi. Raziye Öztürk sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ama bunun öncesinde Sayın Öcalan'ın var olan bir hakkının ona tanınmaması durumu söz konusu. Umut hakkı dediğimiz mesele bu. Sayın Öcalan'la ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin almış olduğu bir kararı var. Türkiye bu uluslararası sözleşmeye bağlı bir devlet ve AHİM'in verdiği kararları da uygulamakla mükellef. 2014'te verilmiş ve 12 yılı aşkın süredir yerine getirilmemiş bir AİHM kararı var. Bu karara göre Sayın Öcalan’ın şu an fiziken özgür olması gerekiyor. O yüzden bizim öncelikli talebimiz, uğraşımız, Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması. O yüzden ısrarla ‘umut hakkı’ diyoruz.”
‘Silahsızlandırmayla bitecek bir mesele yok’
Mehmet Uçum’un Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Meclis’teki Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda görev alacağını açıklamasını da değerlendiren Avukat Raziye Öztürk, Meclis çatısı altında bir kurul oluşturulmasını sürecin kurumsallaşması açısından önemli bulduğunu, ancak Abdullah Öcalan’ın rolünün yalnızca silahsızlanma başlığına indirgenmemesi gerektiğini söyledi:
“Yine her ne isimle olursa olsun Sayın Öcalan’ın içerisinde aktif bir şekilde bulunabileceği, doğrudan muhatap alındığı, yani resmi yollarla böylesi bir muhataplığın gelişmesini de önemli bir adım olarak görüyorum.
Ancak sürecin en başında, biliyorsunuz, Türk-Kürt kardeşliğinin tarihselliğinden ve Cumhuriyet’in kuruluşu aşamasındaki ortaklıktan bahsedildi. İşte bu Kürt meselesinin sosyal yaşama, toplumsal yaşama, ekonomik anlamda nelere sebebiyet verdiğinden yola çıkarak geniş tartışmalar yapıldı. Bir kesim, bunu sürekli olarak sadece bir silahsızlandırma meselesine indirgedi. Gelinen aşamada da hem Sayın Öcalan'a verilen komisyonun ismine baktığımızda, çünkü bir silahsızlanma ve strateji alt komisyonu olarak ifade ediliyor, sadece bununla dar tutulmaya çalışılması gibi bir ihtimal de akla getiriliyor.”
Raziye Öztürk, silahsızlanmanın sürecin bir parçası olduğunu ancak nihai hedef olarak ele alınamayacağını belirtti:
“Evet, silahsızlandırma bu meselenin bir parçası ama bir geçiş aşaması olarak değerlendirilebilir. Neye geçiş aşaması? Demokratik siyaset ve hukuka. Silahsızlandırmayla biten bir mesele yok. Zaten Kürt meselesinin çözülmemesinin temel sıkıntısı Türkiye'de bu meselenin tek taraflı görülmesi. Yani terör kıskacına sıkıştırılmaya çalışıldı. Terör denilerek çözülmeye çalışıldı. Çözülemez. İmkanı yok. Çünkü bu meselenin tarihsel boyutu var, sosyal boyutu var, ekonomik boyutu var. Birçok boyutu var. Bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Silahsızlandırma parantezine sıkıştırmaya çalıştığınız bir süreçten kalıcı bir barış çıkması ihtimali düşük olur.”
‘Sayın Öcalan’ın rol oynayabileceği koşullar sağlanmalı’
Raziye Öztürk, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünün yalnızca silahsızlanma komisyonundaki görevle sınırlanamayacağını belirterek, sürecin toplumsallaşması ve demokratikleşme aşamasına geçilmesi gerektiğini söyledi. Meclis bünyesinde oluşturulan kurulun faaliyetlerinin, yasal karşılığının ve Abdullah Öcalan’ın hangi hukuki pozisyonda tutulacağının henüz netleşmediğini ifade etti:
“Bazı süreçler gizli olarak başlayabilir. Belli bir aşamaya getirilir, ama bir aşamadan sonra artık bunun toplumsallaşması gerekir. Mesela Meclis bünyesinde bir kurul oluşturuluyor. Ama bu kurulun ne faaliyette bulunduğunu, ne düşündüğünü, ne paylaştığını, pratik anlamda yasaya nasıl yansıyacağını, Sayın Öcalan'ı hangi pozisyonda tutacaklarına dair resmi, hukuksal hiçbir emare göremiyoruz. Sadece silahsızlandırmayla ilgili kısım Sayın Öcalan'ın kabul edebileceği bir boyut değil.
Kürdistan'ın dört parçasında da Sayın Öcalan temel bir aktör olarak kabul ediliyor. Gerçekten silahları bırakabilecek tek isim olarak PKK militanları tarafından da ifade edilen bir durum. Ama az önce de belirttiğim gibi bu geçiş aşamasının bir bölümü, bir aracı olarak ifade edebiliriz. Kürt sorunu tek başına silahsızlanmayla ilgili bir sorun değil. Biz sonuçta kalıcı bir barışı sağlamaya çalışıyoruz. Tekrar bir çatışma ortamının çıkmaması için ortak bir yaşamı inşa etmeye çalışıyoruz.
Sayın Öcalan entegrasyon meselesinden bahsetti. Buna dair perspektifleri var, programları var. Bir manifesto ortaya çıktı. Buna dair projeleri var. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın bu kurullarda kendi rolünü oynayabileceği ortamın ve imkânların, koşulların mutlaka sağlanması gerekiyor. O koşullar, şu an içinde bulunduğu koşullar değil.”
Raziye Öztürk, bunun için Abdullah Öcalan’ın fiilen tanınan statüsünün hukuki bir forma kavuşturulması ve sürecin bir takvime bağlanması gerektiğini söyledi. Toplumda sürecin sonuçlanacağına ilişkin güvensizlik bulunduğunu belirten Avukat Raziye Öztürk, tarafların üzerinde uzlaşacağı bir yol haritasının bu belirsizliği azaltabileceğini ifade etti:
“İnsanlarda bu sorunun çözülmesine dair bir güvensizlik durumu söz konusu. Bu güvensizlik durumunu aşabilecek en önemli şeylerden biri, her iki tarafın da mutabık olduğu bir yol haritası olabilir. Ciddi bir belirsizlik durumu var. Siyaseten ifade edilebilen şeyler var; hukuken de bunların resmileşmesinden, kurumsallaşmasından çekinmemek gerekiyor. Bu, her anlamda hukuki bir güvence sağlar. Yoksa müzakere açısından baktığımızda sadece bir taraf belirleyici konumda olur.”
‘Konut tartışması sürecin esas bağlamını gölgeliyor’
Raziye Öztürk, son olarak İmralı’da Abdullah Öcalan’a tahsis edilen konut üzerinden yürütülen tartışmaları değerlendirdi. Mehmet Uçum, söz konusu yapının cezaevine bağlı ek bir ünite olduğunu ve Abdullah Öcalan’ın süreçteki görevini daha rahat yerine getirebilmesi için sağlanan bir imkan olduğunu söylemişti. Asrın Hukuk Bürosu da 21 Eylül tarihli açıklamasında yapının siyasi ve hukuki çalışmaların ilerleyebilmesi bakımından gerekli olduğunu belirtmişti.
Raziye Öztürk ise tartışmanın odağının Abdullah Öcalan’ın koşullarının ve statüsünün nasıl hukuki güvenceye kavuşturulacağı olması gerektiğini söyledi:
“Konut meselesi ile ilgili de şunu belirtmek istiyorum. Aslında bu anlamda çok tartışma dönüyor. Bu da sürecin gitmesi gereken yolun, odaklanılması gereken meselenin çarpıtılması ve ufak algı oyunlarıyla yönetilmesi anlamına geliyor. Çünkü zaten bir müzakereci pozisyonunda olan Sayın Öcalan’ın koşullarının ve imkanlarının sağlanması gerekiyor. Burada tartışılması gereken bu sürecin daha iyi nasıl ilerletilebileceği, bu sürecin hukuki forma nasıl kavuşturulabileceği.
Bunun için nasıl mücadele edebiliriz? İşte demokrasi mücadelesi diyoruz biz. Demokrasi mücadelesinde nasıl ilerleyebiliriz, neleri yapabiliriz, burada nasıl bir siyaset üretebiliriz? Hatta bu soruların en başında Sayın Öcalan'a umut hakkı neden uygulanmıyor? Bu tarz bir yaklaşım sürecin önünü açacaktır.”
Raziye Öztürk, Abdullah Öcalan’ın süreçteki konumunun yalnızca silahsızlanma başlığı üzerinden tanımlanamayacağını belirterek, statü tartışmasının doğrudan muhataplık meselesiyle birlikte ele alınması gerektiğini söyledi:
“Sayın Öcalan, bu meselenin müzakerecisi, muhatabı ve taraftarıdır. Kürt halkının, Kürt toplumunun tarafıdır. Bunun böyle bilinmesi gerekiyor ve bu anlamıyla biz nesneleştirilmesini, Sayın Öcalan’ın araçsallaştırılmasını kabul etmediğimizi belirtmek istiyoruz.”