İran’da kadın bedenine işkence ve cezasızlık düzeni

Meryem Yarmohammadi’nin kardeşi ve evli olduğu erkeğin iş birliğiyle katledilmesi, ‘namus’ adı altında işlenen katliamlarda kadın bedeninin nasıl bir cezalandırma aracına dönüştürüldüğünü yeniden gündeme getirdi.

Haber Merkezi- İran’ın Loristan eyaletine bağlı Delfan ilçesinin Kişm köyünde yaşayan, 28 yaşındaki Meryem Yarmohammadi, kardeşi tarafından katledildi.

Katliamın kadının evli olduğu erkek ve kardeşinin iş birliğiyle gerçekleştirildiği belirtilirken, olayın ayrıntıları “namus” adı altında uygulanan erkek şiddetinin ulaştığı boyutu gözler önüne serdi.

Katliam gecesi Meryem’in evli olduğu erkeğin çocukları dışarı çıkardığı, kardeşinin ise Meryem’i kesici aletle katledip, işkence ettiği  belirtildi.

Kadın hakları aktivisti ve sosyolog Parastoo Farrokhi, katliamın ardından yayımladığı analizde, kadın katliamlarından önce kadınların cinsel organlarının, özellikle göğüs ve vajina bölgelerinin neden hedef alındığı sorusuna yanıt aradı. Parastoo Farrokhi, bu durumun yalnızca bireysel bir öfke patlaması ya da sadist bir davranış olarak değerlendirmenin yetersiz olduğunu belirterek, bu şiddetin ataerkil düzenin sembolik ve yapısal boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguladı.

Kadın bedeni erkek mülkiyeti olarak görülüyor

Parastoo Farrokhi’ye göre ataerkil toplumlarda kadın bedeni, babanın, erkek kardeşin ya da eşin denetimine ait bir alan olarak tanımlanıyor. Bu anlayışta vajina, denetlenmesi gerektiği düşünülen kadın cinselliğinin; göğüsler ise kadınlığın, cinsel çekiciliğin ve doğurganlığın sembolü olarak görülüyor.

Kadının göğüslerinin ya da cinsel organlarının hedef alınması, bu bakış açısında sözde bir arınma ve cezalandırma girişimine dönüşüyor. 

Parastoo Farrokhi, bu saldırıların yalnızca fiziksel bir şiddet eylemi olmadığını, aynı zamanda kadınların cinsellikleri ve doğurganlıkları üzerindeki denetimin erkeklere ait olduğu mesajını taşıdığını ifade ediyor. Kadın bedeninin cinsellik, doğurganlık ve haz üzerindeki özerkliğinin hedef alınması, kadın kimliğini fiziksel olarak silmeye yönelik sembolik bir silahsızlandırma girişimi olarak değerlendiriliyor.

Kadın, insan olmaktan çıkarılıp nesneleştiriliyor

Kadın katliamlarından önce uygulanan işkence yalnızca yaşamı sona erdirmeyi değil, kurbanın insanlık onurunu da yok etmeyi amaçlayan bir şiddet biçimi olarak ele alınıyor. Parastoo Farrokhi, feminist antropolog Rita Laura Segato’nun yaklaşımına atıfta bulunarak, bu tür saldırıların insanın bir özne olmaktan çıkarılıp nesneye, ardından değersizleştirilmiş bir bedene indirgenmesi anlamına geldiğini belirtiyor.

Kadının bedeninin en mahrem ve hassas bölgelerinin hedef alınması, kadını yaşamının son anlarında mutlak bir çaresizlik ve aşağılanmayla karşı karşıya bırakıyor. Bu şiddet, kadının insan olarak taşıdığı değeri inkar eden bir tahakküm biçimine dönüşüyor.

Şiddet diğer kadınlara da gözdağı veriyor

Parastoo Farrokhi, Rita Laura Segato’nun yaklaşımından hareketle kadın bedenine yönelik parçalama ve işkence eylemlerinin yalnızca doğrudan kadına yönelik olmadığını, aynı zamanda aileye ve topluma gönderilen bir mesaj niteliği taşıdığını belirtiyor. Bu mesaj, kadınların aile ve toplum tarafından çizilen sınırların dışına çıkmaları halinde benzer bir şiddetle karşılaşabilecekleri tehdidini içeriyor. Kadınlığın sembolleri olarak görülen beden bölgelerinin hedef alınması, diğer kadınlarda kalıcı bir korku yaratmayı ve bağımsız cinselliğin, boşanmanın ya da ataerkil ilişkilerden ayrılmanın önüne geçmeyi amaçlayan bir mekanizma olarak yorumlanıyor.

Bu açıdan bedenin parçalanması, bireysel bir katliamın ötesine geçerek kadınların davranışlarını denetlemeye yönelik bir korkutma aracına dönüşüyor.

Ataerkil dayanışma

Meryem Yarmohammadi katliamında dikkat çeken unsurlardan biri, kardeşi ile eşinin birlikte hareket etmesi. Parastoo Farrokhi, feminist sosyolojide “ataerkil kardeşlik” olarak ele alınan bu tür iş birliklerinin, namus merkezli toplumsal düzenin nasıl işlediğini gösterdiğini belirtiyor.

Bu anlayışta erkekler arasındaki anlaşmazlıklar, kadın üzerindeki denetimi ve erkeklik itibarını yeniden tesis etme hedefi karşısında geri planda kalabiliyor. Kadının bedeni üzerindeki ortak mülkiyet iddiası, erkeklerin toplumsal konumlarını korumak adına şiddet uygulamalarına zemin hazırlıyor.

Parastoo Farrokhi’ye göre kadınların bağımsız davranması ya da erkek denetimine karşı çıkması, ataerkil sistem içerisinde erkekliğe yönelik bir tehdit olarak algılanabiliyor. Kadının cinsel organlarının ve göğüslerinin parçalanması ise bu sembolik kaybı telafi etmeye yönelik intikamcı bir eylem olarak yorumlanıyor.

Overkill: İntikamın göstergesi

Kriminolojide kullanılan “aşırı öldürme” (overkill) kavramı, bir kişiyi öldürmek için gerekli olan şiddetin çok ötesine geçen saldırıları tanımlıyor. Çok sayıda bıçak darbesi, bedenin parçalanması ya da yüzün ve vücudun ağır biçimde tahrip edilmesi bu kapsamda değerlendirilebiliyor.

Parastoo Farrokhi, bu tür eylemlerin yalnızca fiziksel olarak öldürme amacı taşımadığını; kadının kimliğini yok etme, bedenini aşağılamaya maruz bırakma ve sembolik intikam alma anlamları da taşıdığını belirtiyor.

Meryem’in bedeninin ağır biçimde yaralanması, katliamın yalnızca yaşamına son vermeye yönelik bir eylem olarak değil, kadın bedenine yönelik cezalandırma ve tahakküm bağlamında da incelenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Cezasızlık algısı şiddeti besliyor

Parastoo Farrokhi, kadın bedenine yönelik bu tür ağır şiddet suçlarının toplumsal, kültürel ve hukuki koşullardan bağımsız düşünülemeyeceğini vurguluyor. Ona göre namus gerekçesinin suçun değerlendirilmesinde hafifletici bir unsur olarak ele alınması, faillerin daha ağır şiddet uygulamaktan çekinmemesine yol açabilecek bir cezasızlık algısı yaratıyor.

Kadının bedeninin katledilmeden önce parçalanması, bu bakış açısından, faillerin kadın üzerinde cezalandırma hakkına sahip olduklarına ilişkin inançlarının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Parastoo Farrokhi, kadınların cinsel organlarının hedef alınmasını cinsiyet temelli nefret, kadın bedeni üzerinde mülkiyet iddiası ve ataerkil erkekliğin yeniden üretilmesi arasındaki kesişim üzerinden açıklıyor. Bu şiddet biçimi, yalnızca kadının yaşamını sona erdirmeyi değil, kadın kimliğini aşağılamayı ve bedenini ataerkil düzene karşı çıkabilecek diğer kadınlara yönelik sessiz bir gözdağına dönüştürmeyi amaçlayan bir tahakküm mekanizması olarak ele alınıyor.

Kaynak: Rûjîn Kadın Sosyolojisi (Jame'eşenasi-ye Zan-e Ruz)