Nergis Muhammedi yaşam için direniyor: Bu dünya için ahlaki bir sınav
Tedavi hakkı bir siyasi ayrıcalığa ve baskı aracına dönüştüğünde, hapishaneler yavaş ölümlere götüren mekanlara dönüşür. Bu nedenle Nergis Muhammedi’nin yaşadıkları yalnızca İran’ı ilgilendirmiyor; tüm dünya için “ahlaki bir sınav” anlamına geliyor.
HIZAMİ MAHCUB*
Tunus - İran’da rejim, muhaliflerini öldürmek için her zaman darağacına ihtiyaç duymaz; bazen dar bir hücre, yorgun bir beden ve kasıtlı olarak geciktirilen bir tedavi yeterlidir. Zamanın kendisi bir işkence aracına dönüşür. Bugün Nobel Barış Ödülü sahibi İranlı aktivist Nergis Muhammedi’nin yaşadığı trajedi tam olarak böyle görünüyor.
Onun hikayesi artık sadece baskıcı bir iktidarla karşı karşıya olan bir düşünce mahkumunun hikayesi değil; yaşamla ölüm arasında gerçek bir mücadeleye dönüşmüş durumda.

Tedavinin cezalandırma aracına dönüşmesi
Gözaltılarla tükenmiş, hastalıkla bedeni yıpranmış bir kadın… Bağımsız sağlık hakkından mahrum bırakılmaya devam etmesinin onu ölüme sürükleyebileceğine dair uyarılar yükseliyor. Bu noktada mesele artık bir siyasi anlaşmazlık ya da ideolojik bir çatışma olmaktan çıkıyor; ahlaki ve insani bir soruya dönüşüyor: Bir devlet hastalığı nasıl bir silah, tedaviyi nasıl bir cezalandırma aracına dönüştürebilir?
İran rejimiyle yüzleşmeyi sözleri ve duruşuyla seçti
Yıllar önce Nergis Muhammedi, İran rejimiyle yüzleşmeyi sözleri ve duruşuyla seçti. Kadınları savundu, idam cezasına karşı çıktı ve din ile siyaset adına dayatılan kısıtlamaları eleştirdi. Bunun bedelini defalarca tutuklanarak ve ağır cezalarla ödedi. Ancak iktidar, yalnızca özgürlüğünü elinden almakla yetinmedi; sanki onu son nefesine kadar fiziksel ve psikolojik olarak yıpratmayı hedefledi. Çünkü İran’da hapishane yalnızca muhalifleri izole etmek için değil, aynı zamanda sesini yükseltmeyi düşünen herkese gözdağı vermek için kullanılıyor. Acı olan şu ki, dünyadan Nobel Barış Ödülü alan bir kadın, en temel haklardan biri olan tedaviye erişimden bile mahrum bırakılıyor.
On yılı aşkın süredir çocuklarını göremeyen bir anne
Aslında bu ödülün ona uluslararası bir koruma sağlaması beklenirdi. Ancak baskı mekanizmasını durdurmak bir yana, belki de iktidarın onun sembolik gücünü kırma konusundaki ısrarını artırdı. Çünkü bazı rejimler geleneksel muhalefetten çok, küresel bir vicdana dönüşen sembollerden korkar. Fakat bu hikayenin en acı tarafı yalnızca hapis ya da hastalık değil; sessiz insani acıdır. On yılı aşkın süredir çocuklarını göremeyen bir anne… Sürgünde yaşayan iki çocuk, annelerinin bedeninin parmaklıklar ardında yavaş yavaş nasıl bir kurbana dönüştüğünü izliyor.
Nergis Muhammedi tüm dünya için bir ahlaki sınav haline geldi
İşte o noktada tüm siyasi sloganlar düşer ve geriye en acı soru kalır: Bir kadın sesinden korkan bir iktidar ne kadar ileri gidebilir? Nergis Muhammedi’nin meselesi artık yalnızca İran’a ait değil; tüm dünya için bir ahlaki sınav haline gelmiş durumda. Çünkü tedavi bir siyasi ayrıcalığa, sağlık hizmeti bir baskı aracına dönüştüğünde, hapishane yavaş bir idam biçimine dönüşür. Tarih, dünyanın sadece kınamakla yetindiği ve artık çok geç olduğunda farkına vardığı birçok muhalifle doludur. Bu nedenle bugün yapılan uyarılar her zamankinden daha kritik.
Geçen her gün, onu trajik bir sona biraz daha yaklaştırabilir. Bu da uzun bir siyasi baskı tarihine yeni bir sayfa ekler. Rejimler bir süreliğine sesleri susturabilir, ancak gerçeği sonsuza dek gizleyemez. Parmaklıklar ardında hasta bir kadından korkmak, iktidarın gücünü değil, derin kırılganlığını gösterir. Nergis Muhammedi siyasi bir ayrıcalık talep etmiyor, kahramanlık aramıyor; bugün istediği tek şey, her insan için garanti altına alınması gereken basit bir haktır: tedavi edilmek ve hayatta kalmak.
*Tunuslu gazeteci