TJA: Meclis sorumluluğunu yerine getirmelidir

TJA, 27 Şubat çağrısının birinci yılına ilişkin açıklama yaparak, “Devletin gerekli adımları atması için mücadelemizi zihniyette ve eylemde yükseltirken; sürecin başarıya ulaşması için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz” dedi.

Amed - Tevgera Jinên Azad (TJA), Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın” 1'inci yılına dair yazılı açıklama yaptı. 

TJA, çağrının “başka bir yaşamın mümkün olduğuna dair umudu” yeşerttiğini ifade etti.

‘Cumhuriyetin yüzyıllık ezberini bozacak nitelikte’

Kadınların yaşadıkları sorunlara dikkat çekilen açıklamada, “Nitekim günde 6 kadının katledildiği, kadınlar özgürlükleri için mücadele ediyor diye hapsedildiği, yoksulluğun kadınlaştırıldığı, kız çocuklarının savunmasız bırakıldığı ve tüm bunların devletin karakteri olarak yerleşik politikalara dönüştürüldüğü zeminde, kadın özgürlüğüne dayalı demokratik bir sistem için çözüm yine bu çağrıda açığa çıktı. Toplumsal sorunların hukuki ve siyasi düzlemde çözülmesi gerektiği Öcalan'ın yıllardır Kürt sorununda işaret ettiği çözümdü. Ekim 2024 yılında hükümet ortaklarının 'Abdullah Öcalan gelip DEM parti grubunda konuşsun' söylemi de esasta çağrılarına, yıllardır aradığı muhataplığa bir cevap olarak; Kürt sorunun parlamentoda çözümü konusunda devlet tarafından, cumhuriyetin yüzyıllık ezberini bozacak nitelikte oldu” denildi. 

TJA’nın açıklamasının devamında şu ifadeler yer aldı:

“Devamında 9 Temmuz 2025'te Kürt Halk Önderi Öcalan'ın videolu çağrısıyla PKK'nin ortaya çıkış koşulları ve fesih kararının gerekçelerinin açıklanması yeni bir mücadele döneminin ilanı niteliğindeydi. ‘İnkâr ve imha boşa çıkarıldı şimdi sıra Demokratik Toplumun inşasında’ dedi. Sorunun çıkış nedenlerine ve bir asra damgasını vuran savaş ve çatışma yüzyılına son vererek 21. yüzyılın 'barış yüzyılı' olabilmesi, Ortadoğu'nun merkezinde yer alan Kürdistan/Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için yeni bir mücadele hattı sundu. Ortadoğu'da son iki yüz yıldır sürekli çatışma ve kriz üreten Kürt-Türk ilişkilerinin eşit ve özgür yurttaşlık temelinde yeniden ele alınmasının ve Kürtler başta olmak üzere Türkiye'deki tüm kimlik, kültür ve inançların varlığının tanınarak özgürlüklerinin güvenceye alınmasının demokratik bir cumhuriyetin inşası ile mümkün olacağını belirtti.

‘Çağrı halkları, toplumu göreve çağırıyordu’

Demokrasiye işaret eden 'Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK'nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır. Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir' çözümlemeleri bir yandan silahın yerini siyasetin ve hukukun almasını, meclisin de bu konuda sorumluluk üstlenmesini kapsıyordu. Diğer yandan böylesi bir sistemde kadınların, doğanın, Kürtlerin, inançların varlığının bizzat toplum tarafından savunulacağı, demokratik toplumun güvencesinde olacak özgürlüklerin yine bizzat toplum tarafından kurulacağı etkili yurttaşlığa çağrı niteliğindeydi.

‘Örgütlenmemizi yeniden inşa ederek bu çağrıyı ve süreci sahiplendik’

Çünkü Barış ve Demokratik Toplum çağrısı sadece devlete yönelik bir çağrı değildi. Erkek egemen kapitalist sisteme karşı 'demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü' bir sistemin inşasında kadınları, halkları, toplumu göreve çağırıyordu. Bu görev, sosyalist olmanın ölçüsünü kadına yaklaşımla belirleyen ve 'kadınla nasıl konuşacağını bilmeyen sosyalist olamaz' diyen Öcalan'ın kadın yoldaşlığını da bir kez daha gösterdi. Demokratik toplumun inşasında kadınla konuşmayı gündelik bir pratik olmaktan çıkararak dilin, bütün toplumsal ilişkileri, siyaseti, ekonomiyi belirleyen unsur olduğu hakikatine kavuşturdu. Biz kadınlar da geçen bir yıllık süreçte, hayatlarımızı savunmak ve özgürleştirmek için, demokratik ulusun özgür yurttaşlarına dönüşmek için kendimizi, zihniyetimizi, örgütlenmemizi yeniden inşa ederek bu çağrıyı ve süreci sahiplendik. Böylelikle Kürt kadınların Türkiye'de ve Ortadoğu'da Kürt sorununun demokratik çözümünü kadınların özgürlük ve eşitlik sorunundan bağımsız görmeyen zihniyeti manifesto ile muazzam bir buluşma yaşadı. Sadece yol değil, bu yolda nasıl yürüneceği de toplumla, kadınlarla buluştu. Ancak bizler açısından buluşma henüz tamamlanmadı. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin pratikleşmesini, amacına denk sürdürülmesini, Kürt halkının özgürleşmesini, Ortadoğu halklarının eşit ve özgür yaşamasını Kürt Halk Önderi Öcalan'ın özgürlük koşullarına, toplumla mutlak buluşmasına bağlı görüyoruz. TJA olarak sürecin başarıya ulaşması ve gerçek bir barışın sağlanması için özgürlük koşullarının bir an önce sağlanması çağrısında bulunuyoruz. Sadece kadınlar değil demokrasiye, özgürlüklere, eşitliğe ömrünü adamış herkes Kürt Halk Önderi Öcalan'ın çözümlemelerinden sorumluluk çıkararak yola devam ediyor. Geçen bu bir yıl içinde PKK çağrıya olumlu cevap verdi. 12. Kongresini toplayarak kendisini feshetti ve 11 Temmuz 2025'te Besê Hozat'ın öncülüğünde 30 gerilla silahlarını imha ederek demokratik siyasete katılmaya hazır olduklarını ifade etti. Yine 26 Ekim 2025 tarihinde bir grup gerilla Türkiye'den geri çekildiklerini açıkladı ve koşullar oluştuğunda demokratik siyasete katılacaklarını belirtti.

‘Meclis sorumluluğunu yerine getirmelidir’ 

Böylesine tarihi gelişmelerle birlikte, aradan bir yıl geçmesine ve devam eden diyaloglara rağmen demokratik siyaset kanallarının henüz açılmayışı, Meclis'te kurulan Komisyon'un etkili ve pratik bir seyirde çalışmalarını sürdürmeyişi, hükümetin sorumluluklarını ağırdan alması toplumda sürece dair güvensizlik oluşturdu ve güçlü bir desteği engelledi. Her ne kadar Komisyon 18 Şubat 2026 tarihinde raporunu tamamlayarak parlamentoda gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması çağrısında bulunmuş olsa da adımların tek taraflı olması, devletin somut herhangi bir hukuki ve siyasi adım atmaması hali henüz kırılamadı. Hiç kuşkusuz Ocak 2026'da Suriye geçici hükümetinin Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Bölgesi'ne dönük saldırıları, komşu ülkelerin ve hegemonik güçlerin bu saldırılardaki rolü güvensizliği derinleştirdi. Ancak Kürt Halk Önderi Öcalan'ın demokratik çözüm perspektifi ile müdahale ederek oynadığı rol, siyasi müzakerelerle Rojava'daki Kürt varlığının, kazanımlarının ve kadın sisteminin yeniden korunaklı bir alana çekilmesini sağladı. Türkiye'de Kürtlerle barış konuşulurken Rojava'da Kürt varlığına dönük saldırıların hayata geçirilebiliyor oluşu bizlere bir kez daha şunu gösterdi; aynı zamanda özsavunma anlamına gelen demokratik toplum, bütün mekanizmalarıyla kurumsallaşmadıkça başta Kürtler ve kadınlar olmak üzere tüm toplumsal kesimler her zaman katliam riskiyle karşı karşıya bırakılacaklar. Halbuki tam da şimdi barış için diyaloglar devam ederken, devletin on yıllardır kutuplaştırılan, kutuplaştırıldıkça toplumsal sorunları derinleşen Türkiye halkları için en acil görevi, Kürtlerin kimlik ve kültürleriyle; kadınların özgür iradeleriyle, inançların kırım tehdidi, toplumun tüm kesimlerinin tahakküm ve hiyerarşi olmaksızın yaşama katılabilmelerinin hukuki ve siyasi düzenlemelerini yapmaktır. Savaş ve şiddetin son bulması, sahici ve onurlu bir barış inşası için Meclis'in üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Ve artık kaybedecek zaman kalmamıştır.

Sonuç olarak, Kürt Halk Önderi Öcalan'ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın ikinci yılında kadınlar olarak demokratik toplum inşasının kadın öncülüğünde gelişmesi, kadın özgürlüğünü esas alan komünal, demokratik, sosyalist bir toplum için ideolojik, politik ve pratik olarak öncülük rolümüzü oynamanın önemini daha net görüyoruz. Barış masasındaki gücün toplumsal örgütlülükle büyüyeceğinin bilincindeyiz. Bu temelde Kürt sorununun demokratik çözümü, barışın mümkün olması, devletin üzerine düşen gerekli hukuki ve siyasi adımları atması için mücadelemizi zihniyette ve eylemde yükseltirken; sürecin başarıya ulaşması için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz."