‘Sızmaya Karşı Yasa Tasarısı’ kadınların bilimsel ve toplumsal bağlarını hedef alıyor

İran Meclisi’nde görüşülmesi beklenen “Sızmaya Karşı Yasa Tasarısı” ile akademik bağlantıların “casusluk” kapsamında değerlendirilmesinin önü açılıyor. Hukukçu Nire Anşari, tasarının özellikle kadınlar üzerinde yeni baskılar yaratabileceğini belirtti.

ŞEHLA MUHAMMEDİ

Haber Merkezi- İran Meclisi’nde gündeme getirilen ve bugün, Genel Kurul’da görüşülmesi beklenen “Sızmaya Karşı Yasa Tasarısı”, “sızma”, “casusluk” ve “yabancı bir görevliyle işbirliği” gibi kavramların kapsamını genişletiyor. Tasarının bu haliyle sivil toplum kuruluşları, akademik çevreler, meslek örgütleri ve yurttaşların uluslararası bağlantıları üzerinde yeni kısıtlamalar oluşturabileceği belirtiliyor.

Tasarıya ilişkin hukuki sorunları, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle olası çelişkileri ve tasarıya karşı hukuki ve sivil yolları değerlendiren hukukçu, kamu ve Avrupa uluslararası hukuku uzmanı, araştırmacı ve yazar Nire Anşari, tasarının bilimsel faaliyetler ve uluslararası akademik ilişkiler açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.

‘Bilimsel işbirlikleri suç kapsamına alınabilir’

Nire Anşari, tasarının yalnızca hukuki bir mesele olarak ele alınamayacağını belirterek, din ile bilim arasındaki tarihsel gerilime dikkat çekti. Teokratik sistemlerin özgür bilimsel üretimle sorun yaşadığını savunan Nire Anşari, üniversitelerle kurulan ilişkinin diyalog yerine baskı ve dışlama üzerinden şekillendiğini ifade etti.

Nire Anşari’ye göre tasarının ikinci maddesinde, burs ve araştırma programlarından uluslararası konferanslara katılım ve makale yayımlamaya kadar çeşitli akademik faaliyetler “yabancı görevliyle iletişim” kapsamında suç sayılabilecek şekilde düzenleniyor.

Bu durumun öğrencilerin eğitim geleceği açısından belirsizlik yarattığını belirten Nire Anşari, uluslararası bilimsel ilişkilerin sınırlandırılmasının ülkenin bilimsel gelişimi açısından da engelleyici olacağını söyledi.

Nire Anşari, Fransa Büyükelçiliği’ne bağlı dil eğitim merkezinin “kültür karşıtı projeler” ve “elitlerin ülke dışına çıkışını kolaylaştırmak” gibi suçlamalarla kapatılmasını da bu politikanın örneklerinden biri olarak değerlendirdi.

Hukukçu, tasarıya ilişkin iki temel hukuki sorun bulunduğunu belirtti. Bunlardan ilkinin, ceza hukukunu ilgilendiren tasarının Hukuk ve Yargı Komisyonu yerine Ulusal Güvenlik Komisyonu’nda ele alınması olduğunu söyledi. İkinci sorunun ise “casusluk” suçunun kapsamının belirsiz biçimde genişletilerek olağan medya ve eğitim faaliyetlerini de içine alması olduğunu ifade etti.

Kadınların uluslararası bağlantıları da gündemde

Tasarının toplumsal cinsiyet çalışmaları ve kadınların bilimsel üretimi üzerindeki etkisine de dikkat çeken Nire Anşari, kadın hakları konusunda farkındalık toplantıları düzenleyen aktivistlerin daha önce gözaltı ve ağır cezalarla karşı karşıya kaldığını hatırlattı.

Nire Anşari, “Sızmaya Karşı Yasa Tasarısı”nın kadınların toplumsal cinsiyet çalışmaları, bağımsız bilgi üretimi ve uluslararası bilimsel-sosyal bağlantılarını daha fazla hedef haline getirebileceğini belirtti.

Yurt dışındaki bir medya kuruluşuyla konuşmanın tek başına suç oluşturamayacağını söyleyen Nire Anşari, tasarıda olağan ve toplumsal açıdan kabul gören davranışların açık tanımlar yapılmadan suç kapsamına alındığını savundu.

Bunun “kanunda açıklık” ilkesiyle ve suçun maddi ve manevi unsurlarının açık biçimde tanımlanması gerekliliğiyle çeliştiğini belirten Nire Anşari, kadın hakları alanında da ayrımcılığın yapısal olduğunu ifade etti.

‘Eğitim ve bilimsel iletişim güvenlikleştiriliyor’

Nire Anşari, eğitim faaliyetlerinin güvenlik konusu haline getirilmesinin ve bilimsel etkileşimlerin suç sayılmasının “suç ve cezanın kanuniliği” ilkesi ile İran Anayasası’nın 36. maddesine aykırı olduğunu ifade etti.

“Kültür karşıtı proje” ve “ağ kurma” gibi ifadelerin mevcut yasalarda açık biçimde tanımlanmadığını belirten Nire Anşari, bu tür geniş ve belirsiz ifadelerin güvenlik kurumlarının eğitim faaliyetlerine müdahalesinin önünü açabileceğini söyledi.

Tasarıda casusluk konusunun daha önce çıkarılan yasalardan yeterince ayrıştırılmadan ele alındığını savunan Nire Anşari, önceki düzenlemelerde daha çok İsrail ve “düşman ülkelerle” işbirliğine odaklanılırken yeni tasarının bu yaklaşımı günlük sivil ve akademik faaliyetlere kadar genişlettiğini ifade etti.

Tasarıda hapis, mal varlığına el koyma ve idam gibi ağır cezaların öngörüldüğünü belirten Nire Anşari, düzenlemenin yalnızca suç tanımlarını genişletmekle kalmadığını, yurt dışıyla gerçekleştirilecek iletişim ve işbirliklerinin tamamında izin mekanizması oluşturmayı da amaçladığını savundu.

Ekonomiden akademiye geniş kısıtlama

Tasarıdaki ikinci maddenin uluslararası iletişimi sınırlandırmayı hedeflediğini belirten Nire Anşari, ekonomik, akademik, medya, kültür ve hukuk alanlarının da düzenlemenin kapsamına girdiğini söyledi.

Buna göre para transferleri, finansal destek alınması, hizmet sunulması ve yurt dışında yaşayan İranlı bir avukata vekalet verilmesi gibi olağan işlemlerin dahi yasaklanabileceği veya sıkı denetime tabi tutulabileceği belirtildi.

Nire Anşari, bu yaklaşımın olağan yurttaşlık faaliyetleri ile suç teşkil eden davranışlar arasındaki ayrımı ortadan kaldırdığını savundu.

‘Sivil toplum temelindeki hukuka aykırılığa odaklanmalı’

Daha önce Fransız öğretmenler ve İran’daki sendikal aktivistlerle ilgili davalarda, sendikal görüşmeler ve deneyim paylaşımının “casusluk” olarak suçlandığını hatırlatan Nire Anşari, yeni tasarının uygulanması halinde güvenlik soruşturmalarının kapsamının daha da genişleyebileceğini belirtti.

Sivil toplumun kendisini koruması için en etkili yolun tasarının “temelden hukuka aykırı” olduğu noktasına odaklanmak olduğunu söyleyen Nire Anşari, tasarının uzmanlık alanı olan Hukuk ve Yargı Komisyonu’nda incelenmemesinin yasal prosedür açısından sorun oluşturduğunu ifade etti.

Nire Anşari ayrıca tasarının İran Anayasası’nın çeşitli hükümleriyle çeliştiğini de anlattı. Bilimsel alışverişlerin sınırlandırılmasının insan bilgisinden yararlanma ilkesine, temel hakların izin mekanizmasına bağlanmasının ifade özgürlüğü, seyahat ve örgütlenme özgürlüklerine, yürütme yetkilerinin Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ne devredilmesinin ise yürütmenin hesap verebilirliğine ilişkin ilkelere aykırı olduğunu belirtti.

Nire Anşari, suç ve ceza arasında orantısızlık yaratılması, örneğin oturma iznine sahip olmanın mesleki haklardan mahrum bırakılma gerekçesine dönüştürülmesi ve medya kuruluşlarına verilen röportajların belirsiz biçimde suç kapsamına alınmasının da ciddi hukuki sorunlar oluşturduğunu söyledi.

Nire Anşari’ye göre tasarı, adil yargılanma, özel hayatın gizliliği ve uluslararası hukuk kapsamında İran’ın yükümlülükleriyle de çelişiyor. Bu nedenle sivil toplum açısından en önemli adımın, düzenlemenin hukuki temelinin ve yasallığının sorgulanması olduğunu ifade etti.