Savaşın gölgesinde Lübnanlı kadınlar: Yük artıyor, direnç sürüyor

Süregelen krizler ve savaş ortamı, Lübnanlı kadınların yaşamını derinden etkiliyor. Artan ekonomik, sosyal ve psikolojik baskılara rağmen kadınlar hem aileyi ayakta tutan hem de toplumsal dayanışmanın merkezinde yer alan temel aktörler olarak öne çıkıyor.

MAHASİN MEDELLE*

Lübnan’daki savaş artık geçici bir dönem ya da gelip geçen bir olay olmaktan çıktı; günlük yaşamın tüm ayrıntılarına nüfuz eden, toplumu derinden ve sürekli biçimde yeniden şekillendiren kalıcı bir gerçekliğe dönüştü. Bu gerçekliğin merkezinde ise Lübnanlı kadınlar yer alıyor. Kadınlar hem en fazla etkilenen hem de en büyük yükü taşıyan kesim olarak, yaşamlarını sürdürme ile ayakta kalma mücadelesi arasında, bir yandan da zorlu ve karmaşık koşullar altında aile bütünlüğünü korumaya çalışıyor.

Lübnan’da tekrarlanan savaşlar ve ardı ardına gelen krizler; siyasi, mezhepsel ve ekonomik faktörlerin iç içe geçtiği istikrarsız bir ortam yarattı. Bu durum devlet kurumlarını zayıflattı ve temel hizmet sunma kapasitesini geriletti. Bu çöküşten en çok etkilenenler ise kadınlar oldu. Kadınlar, yeterli destekten yoksun, yaşam maliyetlerinin arttığı ve alım gücünün düştüğü bir ortamda; gıda, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçları karşılamak için günlük mücadele veriyor.

Kadınlar krizi yöneten bir aktöre dönüştü

Lübnanlı kadın artık yalnızca savaşın mağduru değil; aynı zamanda krizleri yöneten temel bir aktör haline geldi. Geleneksel rollerinin ötesine geçerek aile geçimini sağlayan, çocukları yetiştiren, ev yönetimini üstlenen ve günlük kararları alan kişi konumuna geldi. Bu dönüşüm bir tercih değil, koşulların dayattığı bir zorunluluktu. Böylece kırılganlık ile gücü aynı anda barındıran yeni bir kadın profili ortaya çıktı.

Psikolojik açıdan ise kadınlar sürekli bir kaygı ve stres hali içinde yaşıyor. Gelecek korkusu, güvensizlik hissi ve çözümsüz krizlerin devam etmesi bu durumu derinleştiriyor. Günlük baskılar—temel ihtiyaçları karşılayamama ve çocukların geleceğine dair endişe—depresyon, kaygı bozuklukları, uyku sorunları ve kronik yorgunluk gibi birçok sorunu beraberinde getiriyor.

Ayrıca, aile üyelerinin kaybı, zorunlu göç ya da şiddete tanıklık gibi travmatik deneyimler kadınların psikolojisinde derin izler bırakıyor. Bu durum uzun vadede davranışlarını ve uyum kapasitelerini etkileyen “uzamış travma”ya yol açabiliyor. Sonuç olarak kadınlar, aile ve toplum içinde daha fazla içe kapanma ve güvensizlik yaşayabiliyor.

Bu psikolojik etkiler yalnızca ruhsal boyutta kalmıyor; fiziksel sağlığı da etkiliyor. Kronik baş ağrıları, sindirim sorunları, iştahsızlık ve sürekli yorgunluk gibi belirtiler kadınların günlük yaşamını daha da zorlaştırıyor.

Ekonomik koşulların kötüleşmesi ve göç, aile bağlarının zayıflamasına ve sosyal destek ağlarının çökmesine yol açtı. Bu durum kadınların üzerindeki sosyal ve psikolojik baskıyı daha da artırdı.

Bu koşulların en dikkat çekici sonuçlarından biri de aile içi şiddetin artması oldu. Ekonomik baskı ve psikolojik gerilimler, aile içi çatışmaları büyütürken; bazı bölgelerde erken yaşta evlilikler de yoksulluktan kaçış yolu olarak artış gösterdi. Bu durum kız çocuklarının eğitim ve gelecek fırsatlarını olumsuz etkiliyor.

Tüm bu zorluklara rağmen Lübnanlı kadınlar olağanüstü bir direnç ve uyum yeteneği sergiliyor. Toplumsal ve insani girişimlerde aktif rol alıyor, ihtiyaç sahibi ailelere destek oluyor, yardım kampanyaları düzenliyor ve başkalarına psikolojik destek sunuyor. Bu rol, onların güçlü iradesini ve içsel dayanıklılığını ortaya koyuyor.

Ekonomik alanda derin kriz

Ekonomik çöküşten en çok etkilenen kesimlerden biri de kadınlar. İş fırsatlarının azalması, işsizliğin artması ve ücretlerin düşmesi kadınları doğrudan yoksullukla karşı karşıya bıraktı. Sosyal koruma mekanizmalarının yetersizliği ise durumu daha da ağırlaştırıyor.

Kadınlar, iş bulmakta ciddi zorluklar yaşarken, ücret ve fırsatlar açısından ayrımcılığa maruz kalıyor. Bu nedenle çoğu, güvencesiz ve düşük gelirli kayıt dışı işlerde çalışmak zorunda kalıyor.

Ayrıca finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve kurumsal destek eksikliği, kadınların kendi işlerini kurmasını ya da geliştirmesini engelliyor. Bu da ekonomik bağımsızlıklarını sınırlıyor.

Sağlık alanında da ciddi sorunlar mevcut. Sağlık hizmetlerine erişim zorluğu, ilaç eksikliği ve yüksek maliyetler kadınların yükünü artırıyor—özellikle de ailede hasta bakımını üstlenen kadınlar için.

Bunun yanında kadınlar, yerel düzeyde insani yardım çalışmalarının da öncüsü konumunda. Çoğu zaman karşılık beklemeden yürüttükleri bu çalışmalar, üzerlerindeki fiziksel ve psikolojik yükü daha da artırıyor.

Aile içinde psikolojik dengeyi sağlayan temel unsur

Kadınların yaşadığı zorluklar çocukları da doğrudan etkiliyor. Çünkü kadınlar aile içindeki psikolojik dengenin temel kaynağıdır. Kadının yaşadığı stres ve travma, çocuklarda davranış sorunları, öğrenme güçlüğü ve sürekli kaygı hissi olarak ortaya çıkabiliyor. Ekonomik zorluklar ise çocukların erken yaşta çalışmasına ve eğitimden kopmasına neden olabiliyor.

Zorunlu göç de kadınlar için ayrı bir zorluk alanı yaratıyor. Güvenlik ya da iş bulma amacıyla yer değiştiren kadınlar, sosyal ağlarını kaybediyor ve yeni risklerle karşılaşıyor. Yabancı bir ortamda yaşamanın getirdiği yalnızlık, kaygı ve belirsizlik de psikolojik yükü artırıyor.

Tüm bunlara rağmen uluslararası hukukta yer alan kadın hakları ile sahadaki gerçeklik arasında büyük bir uçurum bulunuyor. Kurumların yetersizliği nedeniyle bu haklar etkin biçimde uygulanamıyor ve kadınlar yeterli korumadan mahrum kalıyor.

Çözüm için ne yapılmalı?

Lübnanlı kadınların durumunun iyileştirilmesi için kapsamlı adımlar gerekiyor. Ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, yerel düzeyde destek merkezlerinin kurulması ve kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesi öncelikli olmalı. Ayrıca kadınları şiddetten koruyan yasaların etkin uygulanması ve toplumsal farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor.

Kadınların karar alma ve barış süreçlerine dahil edilmesi de hayati bir gereklilik. Çünkü kadınlar, yaşadıkları deneyimler sayesinde gerçekçi ve sürdürülebilir çözümler üretebilecek birikime sahip.

Tüm zorluklara rağmen Lübnanlı kadın, direncin ve iradenin simgesi olmaya devam ediyor. O yalnızca savaşın mağduru değil, aynı zamanda toplumun yeniden inşasında temel bir aktör.

Lübnan’ın geleceği, kadınların güçlendirilmesi ve güvenli bir yaşam alanına kavuşmaları olmadan mümkün değil. Bu da gerçek bir siyasi irade ve çok yönlü iş birliği gerektiriyor.

Sonuç olarak, Lübnanlı kadının hikâyesi; kırılmaya karşı direnen bir gücün, sönmeyen bir iradenin hikâyesidir. Bu hikâye desteklenmeli, görünür kılınmalı ve daha adil bir geleceğin başlangıç noktası haline getirilmelidir. Çünkü kadınlara yapılan yatırım, gerçek bir toplumsal iyileşmenin temelidir.

*Jineoloji Akademisi Üyesi