Kayıplar, travma ve cezasızlık: Êzidî kadınların 12 yıllık mücadelesi
Şengal Soykırımı'nın üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen Êzidî kadınlar, travma, kayıplar ve cezasızlıkla mücadele etmeyi sürdürüyor. Hana Abbas, gerçek iyileşmenin adalet ve kayıpların akıbetinin aydınlatılmasıyla mümkün olacağını vurguladı.
TEMENNÎ EL-SERVÎ
Bağdat- IŞİD'in Şengal'de gerçekleştirdiği katliamların üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen binlerce Êzidî kadın, psikolojik, toplumsal ve ekonomik etkilerle mücadele etmeyi sürdürüyor. Sivil toplum örgütleri, resmi kurumların verdiği desteğin, kadınları sistematik biçimde hedef alan bu suçun büyüklüğü ve hayatta kalanların iyileşme, adalet ve topluma yeniden katılım ihtiyaçları karşısında yetersiz kaldığını belirtiyor.
Bu kapsamda ajansımıza konuşan Irak'taki Halkın Yardımı Örgütü Başkanı Hana Abbas, Êzidî kadınların soykırımın bedelini hala ödemeye devam ettiğini söyledi. Hena Abbas, gerçek iyileşmenin yalnızca yasa çıkarmakla mümkün olmadığını belirterek, “Adaleti, psikolojik, ekonomik ve sosyal desteği kapsayan bütüncül bir mekanizma oluşturulmalı. Ancak bu şekilde hayatta kalan kadınlar bağımsızlıklarını, onurlarını ve korkudan uzak bir gelecek kurma haklarını yeniden kazanabilir” dedi.
Ayrıca psikolojik travmanın hala tüm ağırlığıyla sürdüğünü belirten Hana Abbas, güvenlikle ilgili herhangi bir haber ya da söylentinin bile hayatta kalan kadınlara esaret yıllarında yaşadıkları korkuyu yeniden hatırlattığını söyledi. Bunun, soykırımın etkilerinin gündelik yaşam üzerinde hala belirleyici olduğunu ve iyileşmenin yalnızca zamanın geçmesiyle mümkün olmadığını gösterdiğini vurguladı.
Hayatta kalan kadınların korunması adaletin temel koşulu
Adalet sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hana Abbas, faillerin yargılanmasının önünde hala ciddi engeller bulunduğunu, cezasızlık kültürünün kadınlar için adalet arayışını zorlaştırdığını ifade etti. Bazı kadınların, Irak'ta ya da göç ettikleri ülkelerde misilleme korkusu nedeniyle bildiklerini paylaşmaktan çekindiğini belirten Hana Abbas, bu durumun adalete ulaşmayı daha da güçleştirdiğini söyledi. Hayatta kalan kadınların korunması ve haklarını talep edebilmelerinin sağlanmasının, gerçek bir adalet sürecinin vazgeçilmez unsuru olduğunu dile getirdi.
Hana Abbas, Êzidî kadınların Şengal'de yaşananlara ilişkin gerçek yanıtlar beklediğini belirterek, soykırım öncesindeki güvenlik çöküşünün nedenleri ile kadınları koruyamayan kişi ve kurumların sorumluluğunun ortaya çıkarılamadığını söyledi. Yerel ve uluslararası soruşturmaların bugüne kadar gerçeği bütünüyle açığa çıkaramadığını ifade eden Hana Abbas, bunun hayatta kalan kadınların yaralarını daha da derinleştirdiğini kaydetti.
Êzidî kadınların durumuna ilişkin düzenli raporlar hazırlanması ve hükümetlerin yükümlülüklerini ne ölçüde yerine getirdiğinin izlenmesi gerektiğini vurgulayan Hana Abbas, böylece geçici çözümler yerine kadınların gerçek ihtiyaçlarına yanıt veren politikaların geliştirilebileceğini söyledi. Şengal'de çok sayıda köyün hala yıkık durumda olmasının, toplu mezarların varlığını sürdürmesinin ve kayıpların akıbetinin hala aydınlatılamamasının binlerce kadının yas sürecini tamamlamasını engellediğini belirten Hana Abbas, yakınlarının akıbetini bekleyen kadınlar için psikolojik iyileşmenin çok daha zor hale geldiğini ifade etti.
‘Soykırım olarak tanınması somut sonuçlar doğurmadı’
Çok sayıda ülke ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Êzidîlere yönelik saldırıları soykırım olarak tanımasına rağmen Hana Abbas, bu tanımanın adaletin sağlanması ve mağduriyetlerin giderilmesi açısından somut sonuçlar doğurmadığını söyledi. Siyasi hesaplar ve farklı ülkelerden gelen IŞİD mensuplarının yargılanmasındaki zorlukların, faillerin hesap vermesini geciktirdiğini belirtti.
Hana Abbas, örgütün destek verdiği kadınların büyük bölümünün soykırım sırasında çocuk yaşta olduğunu, bugün ise eğitimlerini, sosyal ilişkilerini ve gelecek planlarını derinden etkileyen ağır psikolojik travmalarla yaşamlarını sürdürdüklerini ifade etti. Yasaların kendilerine hak tanımasına rağmen birçok kadının eğitimine devam etme ya da yeni bir yaşam kurma isteğini kaybettiğini, bunun temel nedeninin ise devam eden travma olduğunu söyledi.
Bazı kadınların bugün esaret döneminde dünyaya gelen çocuklarının bakımını tek başına üstlendiğini belirten Hana Abbas, buna karşın aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu bin 700'den fazla kaybın akıbetinin hala bilinmediğini, bunun çözüm bekleyen en ağır insani dosyalardan biri olduğunu dile getirdi.
Kaçırılan ve kaybolan Êzidîlerin durumunun hala en karmaşık insani meselelerden biri olduğunu vurgulayan Hana Abbas, özellikle suçların yaşandığı bölgeye yakınlığı nedeniyle Kürdistan Bölgesi Hükümeti'nin yürüttüğü çalışmaların sürdüğünü ancak dosyanın henüz sonuçlandırılamadığını ve çok sayıda ailenin yakınlarının akıbetini bilmediğini söyledi.
Geçmişin yaraları yeniden açılıyor
Hana Abbas, soykırımın yıl dönümünün yalnızca geçmişi anmak anlamına gelmediğini, her yıl kadınların yaşadığı acıları yeniden canlandırdığını belirtti. Ailelerin yıkılmış köylere ve toplu mezarlara yaptıkları ziyaretlerin kayıp ve travma duygusunu yeniden derinleştirdiğini, bu ağır mirasın ise yıkım ve kayıplar içinde büyüyen çocuklara da aktarıldığını ifade etti.
Şengal ve çevresindeki yıkımdan etkilenen bölgelerin yeniden inşasının yavaş ilerlemesi ve hükümetlerin verdiği birçok sözün yerine getirilmemesinin, kadınların güvenli ve istikrarlı bir yaşama dönmesini engellediğini söyleyen Hana Abbas, soykırımdan etkilenen çocukların da derin psikolojik ve toplumsal sorunlar yaşamalarına rağmen yeterince destek görmediklerini kaydetti.
Hana Abbas, sözlerini, “Êzidî kadınlar her gün travmanın etkileriyle mücadele ediyor. İyileşme yalnızca zamanın geçmesiyle mümkün değil; kalıcı psikolojik destek, adaletin sağlanması ve kadınların yaşamlarını onurlu bir şekilde yeniden kurabilecekleri güvenli bir ortam gerekiyor” diyerek tamamladı.