İran’da ekonomik kriz derinleşiyor: Gıda, ilaç ve işsizlik baskısı artıyor

İran’dan gelen raporlar; yüksek enflasyon, artan işsizlik, ilaç kıtlığı ve psikolojik baskının toplumda çok katmanlı bir kriz yarattığını ortaya koyuyor. Gıda ve temel ihtiyaçlardaki sert fiyat artışı, hane halklarını doğrudan etkiliyor.

Haber Merkezi- İran’daki duruma ilişkin yayımlanan raporlar, dijital mecralardaki görüntüler, haberler ve kamuoyuyla paylaşılan günlük görüşler sokaklarda ortaya çıkan tabloyu net biçimde gösteriyor: ekonomik zorluklar artık yalnızca “yüksek fiyatlar” ile sınırlı değil; gıda, iş, sağlık ve ruhsal sağlığı üzerinde çok boyutlu bir baskıya dönüşmüş durumda. Veriler ile saha gözlemleri; eşi benzeri görülmemiş fiyat artışlarını, iş kayıplarını, ilaç eksikliğini ve psikolojik desteğe erişimdeki yetersizliği ortaya koyuyor.

Gıda fiyatlarında artış

Fiyatlar alanında İran Merkez Bankası 12 aylık enflasyonu yüzde 50.6, Mart ayı aylık enflasyonu ise yüzde 7 olarak açıkladı. Aynı verilere dayanan düzenlenmiş raporlar, endeksin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 67 arttığını gösteriyor. Gıda enflasyonu yüzde 110’u aşarken, Tahran’da kırmızı et fiyatı 1.4 milyon tümeni geçti.

Günlük piyasa verilerine göre bir yumurta kolisinin fiyatı 390.000 ile 580.000 tümen arasında, tavuk eti ise 345.000 ile 365.000 tümen arasında değişiyor. Başka raporlar yumurta kolisi fiyatının 440.000 ile 550.000 tümen arasında olduğunu belirtiyor. Bu durum, fiyat artışlarının yalnızca lüks tüketim ürünleriyle sınırlı olmadığını; temel protein ve gıda ürünlerini doğrudan etkilediğini gösteriyor.

Maaşlı çalışanlar üzerindeki baskı artıyor

Gerçek baskı, maaşlı çalışanlar üzerinde daha belirgin hissediliyor. “Günlük temel ihtiyaç sepeti” 71 milyon tümen seviyesine ulaşırken, asgari ücret yaklaşık 88 dolar seviyesinde kalıyor. Yayınlanan raporlar, işçilerin ekmek ve yumurta almakta bile zorlandığını ortaya koyuyor. Bir ailenin gıda harcaması, asgari ücretle geçinen ve iki çocuğu olan bir kişinin gelirinin yaklaşık yüzde 85’ine denk geliyor. Bu da ücretin artık geçim aracı olmaktan çıkıp yalnızca tüketim düşüşünü geciktiren bir unsur haline geldiğini gösteriyor.

İş piyasası üzerindeki baskı

İş piyasasında ortaya çıkan tablo, “savaş ekonomisi sonrası” bir kırılmayı gösteriyor. Çalışma Bakan Yardımcısı, son çatışmaların yaklaşık 1 milyon işi ortadan kaldırdığını ve 2 milyon kişinin doğrudan ya da dolaylı olarak işsiz kaldığını açıkladı. En büyük baskının küçük ve orta ölçekli işletmeler, teknoloji, ulaşım, turizm ve hizmet sektörlerinde yaşandığı belirtiliyor.

Bu alanlarda internet kesintileri, ticaret kısıtlamaları ve güvenlik belirsizliği krizi derinleştiriyor. Bir başka rapor, bir günde 320.000 iş başvurusu yapıldığını bildiriyor. Başka bir değerlendirme ise bir günde 318.000 CV kaydı olduğunu ve işsiz sayısının 3 ila 4 milyon arasında değiştiğini tahmin ediyor.

Tahran metrosundaki sessizlik, bazı restoranların kısmen kapanması ve trafik yoğunluğundaki azalma da talep düşüşünün göstergeleri olarak yorumlanıyor.

Aileler üzerindeki baskı artıyor

İşsizlik yalnızca kayıtlı işsizlikle sınırlı değil. Hükümet sözcüsü, işini kaybedenlerin bir kısmının işsizlik sigortası kapsamında olmadığını belirtiyor. Bu durum sosyal koruma sisteminde bir boşluk olduğunu ortaya koyuyor.

Sonuç olarak baskı doğrudan hanelere yansıyor: borçlanma, kira ödemelerinde gecikme, temel ihtiyaçların azaltılması ve tasarruf kayıpları artıyor. Bu nedenle bazı medya kuruluşları durumu yalnızca mevsimsel bir kriz değil, “işsizlik ve gelir kaybı tsunamisi” olarak tanımlıyor.

İlaç fiyatlarındaki artış

Sağlık ve ilaç sektöründe de paralel bir kriz yaşanıyor. İnsülin ve hayati ilaçlarda ciddi eksiklikler bulunuyor. Bazı ilaçların fiyatı 13 kata kadar artmış durumda. Diyabet hastaları başta olmak üzere birçok hasta hem ilaç kıtlığı hem de fiyat artışıyla karşı karşıya.

Örneğin kalp ilacı Esovix’in fiyatı 280.000 tümen’den 980.000 ile 1.3 milyon tümen aralığına yükseldi. Yetkililer bazı ilaçlarda kıtlık olmadığını iddia etse de saha raporları markalı ilaç eksikliğini ve sigorta ödemelerindeki gecikmeleri doğruluyor. Sorun yalnızca fiziksel erişim değil, satın alma gücü ve gerçek erişim imkanı olarak öne çıkıyor.

Ekonomik baskının psikolojik etkisi

Raporlar, psikolojik baskıyı ikincil değil, ekonomik krizlerin doğrudan sonucu olarak değerlendiriyor. Ekonomik zorluklar çalışanların psikolojik dengesini bozarak depresyon, stres ve iş yerinde çöküşe yol açıyor.

Savaş gibi yüksek stresli olayların ardından beynin alarm sisteminin sürekli aktif kaldığı, bunun da uzun vadeli psikolojik etkiler yarattığı belirtiliyor. Bu tabloya göre savaş ve sonrası dönem yalnızca fiyatları artırmakla kalmıyor, çalışanları sürekli bir “alarm hali” içinde tutuyor.

Üç katmanlı kriz

Savaş, internet kesintileri, güvenlik belirsizliği ve ekonomik baskılar birleşerek üç katmanlı bir “yaşam şoku” yaratıyor: Gıda ve ilaç fiyatlarında sert artış, iş kayıpları ve işsizlikte yükseliş, psikolojik baskı ve toplumsal dayanıklılıkta zayıflama.

Gıda yardım paketleri veya geçici destek planları kısa vadeli rahatlama sağlasa da kalıcı ve kapsamlı bir çözüm üretmekten uzak kalıyor.