Rojava Devrimi’nin 14 yılı: Kadınların özgürlük ve direniş manifestosu

Rojava Devrimi yaşamı yeniden kurdu; özgürlük ve umut bağlarını ördü. Bir kadının saç örgüsü bile dünyayı dolaşarak dayanışmaya dönüştü. Bu devrim, karanlığın perdesini araladı; iz bıraktı.

ZAHİDE MAMO

Haber Merkezi - Rojava Devrimi’nin evlatları on dört yıl boyunca büyük bir mücadele ve fedakârlık ortaya koydu. Bu coğrafyada elde edilen kazanımlar artık herkesin gözü önünde açık bir gerçektir. Kürtler yıllar boyunca yalnızca kendileri için değil, tüm insanlık için özgürlük ve barış uğruna bedeller ödedi.

Kadınlar, özgür yaşam ve ortak yaşam felsefesiyle Kürt kadınlarının izinden yürüyerek, zulüm altında yaşayan kadınların karanlığını aydınlatan bir yol açtı. Cesaretleriyle dünyaya, kadınların kendi özgürlüklerine ulaşabilecek güce sahip olduğunu gösterdiler; kendilerine dayatılan parçalanmışlığı bir araya getirdiler.

Rojava Devrimi yaşamı yeniden kurdu

Onlar hem savaşın öncüleri hem de karar mekanizmalarının kurucuları oldular. Seslerini dünyadaki tüm kadınlara sevgi ve kararlılıkla ulaştırdılar. Yıllar boyunca yol gösteren bir meşale olduklarını kanıtladılar. Tüm fırtınalara rağmen kimliklerini, varlıklarını ve yaşamlarını savunmaya devam ettiler.

Rojava Devrimi yaşamı yeniden kurdu; özgürlük ve umut bağlarını ördü. Bir kadının ördüğü tek bir saç örgüsü bile dünyayı dolaşarak devrimci kadınların dayanışmasına dönüştü. Bu devrim, iz bıraktı; karanlığın perdesini araladı. Kadınlar, zorbalığa karşı tüm güçleriyle direndi; devrimin mirasını korumak için her türlü mücadeleyi verdi ve kadınların zulme karşı başkaldırısının tarihini yazdı. Bir ellerinde hayatı taşırken, diğer elleriyle kayıplarla yüzleştiler. Ölümü göze aldıklarını kanıtlamak için değil, yaşam hakkını savunmak için savaştılar; onurlu ve özgür bir yaşam için.

Karanlık zihniyet kadın bedenini hedef aldı

Halkın devrimci savaşı ve özsavunmasında silinmez bir iz bıraktılar. Ermeni, Süryani, Çerkes, Türkmen ve Arap kadınlar da cihatçı gruplara karşı en ön saflarda yer aldı. Anneler, ülkelerini koruma ve çocuklarını destekleme sorumluluğunu omuzladı.

Tüm tehlikelere rağmen asla geri adım atmadılar. Bu kararlılık, yıllar boyunca süren işgal ve baskı savaşlarına karşı direnişlerini güçlendirdi. Sömürgeci, işgalci ve despot güçler kadın varlığını ve kimliğini yok etmek için her yolu denedi; hâlâ da deniyor. Bu durum onların intikam arzusunu körükledi.

Zorba zihniyet, kadının yalnızca itaatkâr olması gerektiğini, savunmada, karar alma süreçlerinde ve hatta düşünmede yeri olmadığını toplumlara dayattı. Kadının silah taşıyamayacağı, karanlık zihinlere karşı mücadele edemeyeceği öğretildi.

Bu karanlık zihniyet, özellikle kadın bedenini hedef alan vahşi saldırılar gerçekleştirdi. Suriye, bunun güncel bir örneği oldu.

Rejimin düşmesinin ardından geçici yönetime bağlı grupların Halep mahallelerine yönelik saldırıları, yapılması beklenen anlaşmaların sabote edilmesi ve ardından başlatılan vahşi saldırılar bunun göstergesi oldu. Küçük iki mahallede, insanlığı ve varoluşu savunmak isteyen bir kadın savaşçının bedeni yere serildi. Bu, yalnızca bir kadının düşüşü değil; dünyaya kadınların susturulmak istendiğinin mesajıydı. Ancak bilinmedi ki bir kadın şehit düştüğünde, susmayı reddeden bin kadın doğar.

Kadınlara yönelik ihlaller derinleşti; savaşçı kadınlar tanklarla ezildi, esirler işkenceye uğradı. Bu eylemler din adına yapıldı; oysa din bu vahşetten uzaktır. Bu davranışlar cesaret değil, özgür kadın gücünden duyulan korkunun göstergesidir.

Kürt oldukları için öldürülüyorlar

İnsanlar savaştan değil, farklı isimler taşıyan ama aynı eylemleri yapan katillerden kaçtı. İnsanlar sokaklarda kovalandı, evlerinden sürüklendi. Suçları silah taşımak değil; telefon ekranında bir Kürt sembolü ya da Kürt bölgesinde çekilmiş bir fotoğraftı. Bugün insanlar yalnızca Kürt oldukları için öldürülüyor.

Sadece Kürtler değil; onlarla dayanışma içinde olan, özgür yaşam arayışına katılan herkes tehdit altında. IŞİD’in yıkıntılarından çıkan kadınlar, Kürt kadın hareketiyle birlikte korkusuz bir yaşam için kurumlar kurdu, karar mekanizmalarında yer aldı. Ancak bölgenin geçici yönetim adı altında yeniden şekillenen yapılar, cinayetler işleyerek, yağma yaparak ve toplumsal bileşenler arasında fitne yayarak bu kazanımları hedef aldı.

Kobanê kuşatma altında kaldı; beş çocuk soğuktan hayatını kaybetti. Su, elektrik ve ısınma yok. Bu çağda çocukların soğuktan ve açlıktan ölmesi karşısında dünya sessiz kalıyor.

Bir kadının saç örgüsü kesildi; bu yalnızca saç değil, bir tarihin, bir onurun ve bir direniş hafızasının kesilmesiydi. Savaş ganimeti gibi sunulan bu görüntü, aslında kimliğin ve direnişin sembolünü hedef aldı. Oysa örgü, birçok kültürde dini, ruhsal bağlılığı ve kimliği temsil eder; bazen de bekleyişi ve davaya sadakati simgeler.

Tarih boyunca savaşlar en çok kadın bedenini hedef aldı; toplumu aşağılamak ve kimliğini kırmak için işkence ve tecavüz yöntemleri kullanıldı. Bu, insani ve ahlaki sınırların aşılmasıydı.

Tüm bu sahneler tek bir kişinin değil, özgür kadına ve demokratik topluma duyulan korkunun ilanıdır. Ancak biz var olmaya devam edeceğiz. Anneler yeni kahramanlar doğurmaya devam edecektir.

* Ortadoğu Jineoloji Akademisi Üyesi