Büyük çıkarlar Taliban’ın dönüşünü nasıl hazırladı?
Taliban’ın 2021’de Afganistan’da yeniden iktidara gelmesi yalnızca ülke içindeki siyasi ve askeri gelişmelerle açıklanamaz. Hegemonik devletlerin bölgedeki stratejik çıkarları, Afganistan’daki güç dengelerinin yeniden şekillenmesinde belirleyici oldu.
SENA EL ALİ
Taliban’ın yeniden iktidara dönüşünü anlamak yalnızca hareketin yapısına veya Afganistan devletinin zayıflığına bakmayı değil, Afganistan’ı Çin, Rusya, İran, Pakistan ve ABD’nin çıkarlarının kesiştiği stratejik bir alan olarak değerlendirmeyi gerektiriyor. Bu açıdan yaşananlar, uzun süren bir savaşın sona ermesinden ziyade bölgedeki nüfuzun yeniden paylaşılmasının bir parçası olarak okunabilir.
2001’de Taliban’ın devrilmesinin ardından geçen yirmi yıl boyunca ABD, Afganistan’da geniş bir askeri ve siyasi varlığını sürdürdü. Bu durum, Çin, Rusya ve İran’ın “ulusal güvenlikleri” açısından önemli gördükleri bölgelere yakın bir alanda ABD’ye geniş bir nüfuz alanı sağladı. Ancak zaman içerisinde ABD’nin hesapları değişti. Çin ile Hint-Pasifik bölgesindeki rekabet stratejik bir öncelik haline gelirken, Ortadoğu ve Orta Asya’daki uzun süreli savaşlar siyasi ve askeri açıdan bir yük oluşturmaya başladı.
Çin, Afganistan’a küresel ekonomik projesindeki konumu ve batı sınırına ilişkin güvenlik kaygıları üzerinden bakıyor. Afganistan’ın istikrar kazanması, ülkenin Orta Asya’daki altyapı, enerji ve ticaret projelerine bağlanması açısından fırsat oluşturabilir. Çin ayrıca Afganistan topraklarını kontrol edebilecek ve güvenlik tehditlerinin kendi topraklarına ulaşmasını engelleyebilecek merkezi bir yönetimin varlığını tercih ediyor. Bu nedenle Taliban yönetimini isteksizce de olsa kabul etti ve hareketi “ideolojik uzlaşıdan ziyade çıkar hesapları doğrultusunda ilişki kurulması gereken siyasi bir aktör” olarak değerlendirdi.
Moskova ise ABD’nin, eski Afganistan yönetiminin başlıca destekçisi olarak ülkeden çekilmesini, tarihsel olarak Rusya’nın güvenlik alanı içerisinde gördüğü Orta Asya’daki Amerikan nüfuzunun gerilemesi olarak değerlendiriyor. Rusya aşırıcı gruplara ilişkin kaygılarını sürdürse de Batı ile bağlantılı olmayan bir Afganistan hükümetinin varlığı, ABD’nin Orta Asya çevresindeki nüfuzunu azaltmak açısından bir fırsat olarak görülebilir.
Pakistan, uzun sınırı ve Afganistan’daki farklı taraflarla tarihsel ilişkileri nedeniyle Afganistan’daki dönüşümlerden en fazla etkilenen ülkelerden biri. İslamabad, kendisine düşman olmayan bir Afganistan hükümetinin, özellikle Hindistan’la bölgesel rekabet açısından güvenlik çıkarlarına hizmet edeceğini düşündü. Ancak Pakistan’ın Taliban ile ilişkileri karmaşık olmayı sürdürdü; ortak çıkarlar güvenlik ve siyasi alanlardaki anlaşmazlıkları ortadan kaldırmadı.
İran da Taliban ile arasındaki ideolojik ve siyasi farklılıklara rağmen Afganistan’daki yeni yönetimle ilişki kurdu. Tahran, Taliban’ın dönüşüne sınır güvenliği, mülteciler, ticaret ve Afganistan içerisinde kendisine karşı faaliyet gösteren grupların varlığını engelleme gibi pragmatik kaygılar üzerinden yaklaştı.
‘Katar’ın siyasi desteği’
Katar ile Taliban arasındaki ilişki, son yıllardaki bölgesel siyasetin en fazla tartışılan başlıklarından biri. Taliban’ın 1990’lı yıllarda yükselişinden, 2001’deki ABD müdahalesinin ardından iktidardan düşmesine ve 2021’de Afganistan’da yeniden yönetimi ele geçirmesine kadar geçen süreçte Katar, hareketle ilişkilerde önemli siyasi ve diplomatik roller üstlenen bir aktör olarak öne çıktı.
Katar’ın politikasını savunanlar, ülkenin çatışan taraflar arasında arabulucu rolü üstlenmeyi tercih ettiğini belirtiyor. Ancak Katar, Taliban’a siyasi ve diplomatik bir alan sağlayarak hareketin uluslararası alandaki görünürlüğünü güçlendirdi; Taliban ise terör örgütü olarak nitelendiriliyor.
Hareketin 1990’ların ortalarında Afganistan’da ilk kez iktidarı ele geçirmesine bakıldığında, Taliban Sovyet güçlerinin çekilmesinin ve Afganistan hükümetinin çöküşünün ardından ortaya çıkan kaostan yararlandı. Taliban, 1996’da başkent Kabil’i ele geçirerek “İslam Emirliği” olarak bilinen yönetimi kurdu.
O dönemde Taliban yönetimini resmen tanıyan ülkelerin sayısı oldukça sınırlıydı. Bunların başında Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri geliyordu. Katar ise Taliban’ın ilk yönetimini resmen tanıyan ülkeler arasında yer almıyordu. Ancak uluslararası koşulların değişmesiyle Doha farklı bir rol üstlenmeye başladı.
Taliban o dönemde çeşitli bölgesel ağlarla ilişkiliydi ve aldığı destek esas olarak Afganistan ve Pakistan’daki çevrelerle bağlantılı kanallardan geliyordu. Katar’ın devlet olarak açık biçimde verdiği bir destek söz konusu değildi. Ancak 2001’deki ABD işgali ve Taliban yönetiminin devrilmesinin ardından hareket, ABD güçlerine ve yeni Afganistan hükümetine karşı silahlı mücadele yürütmeye başladı.
Yıllar içerisinde ABD ve müttefikleri, savaşı sona erdirmek için siyasi bir sürecin gerekli olduğunu değerlendirdi ve Taliban ile iletişim kanalları aramaya başladı. Bu noktada Katar, farklı taraflarla ilişkileri ve Afganistan savaşına doğrudan dahil olmaması nedeniyle görüşmelere ev sahipliği yapabilecek bir ülke olarak öne çıktı.
2013’te Doha’da Taliban için siyasi bir ofisin açılması, ilişkilerin tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu ofis, Taliban’a iktidardan düşürülmesinden bu yana ilk kez uluslararası toplumla resmi bir siyasi iletişim platformu sağladı. Böylece Taliban siyasi bir meşruiyet kazandı ve kendisini yalnızca silahlı bir örgüt değil, siyasi bir aktör olarak göstermeye başladı. Hareket ayrıca ofis aracılığıyla dış ilişkilerini daha düzenli biçimde yürütme imkânı elde etti.
Katar’ın rolü, 2020’de Doha’da ABD ile Taliban arasında imzalanan anlaşmayla zirveye ulaştı. Anlaşma, Taliban’ın güvenlik taahhütleri karşılığında ABD güçlerinin Afganistan’dan çekilmesini öngörüyordu. Anlaşma, Ağustos 2021’de Afganistan hükümetinin düşmesiyle sonuçlanan sürecin önünü açtı ve Taliban’ın yeniden iktidara dönüşünü kolaylaştıran gelişmelerden biri oldu.
Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinin ardından Katar, yeni yönetimle doğrudan iletişim kurabilen az sayıdaki ülkeden biri haline geldi. Doha, insani ve siyasi meselelerde arabuluculuk rolünü sürdürürken Afganistan dosyasıyla ilgili toplantılara da ev sahipliği yaptı.
Ancak Katar, Taliban hükümetini tam anlamıyla diplomatik olarak resmen tanımadı. Buna rağmen hareketle iletişim kanallarını açık tuttu. Bu yaklaşım, ilişkileri tamamen kesmek yerine ortaya çıkan yeni siyasi gerçeklikle ilişki kurmayı tercih eden birçok ülkenin politikasına benziyor.