Kadınların mücadelesiyle onurlu barışa! - ANALİZ
Kadınların kadın kırımına karşı kenetlenerek eyleme geçmesi ile erkek egemen uygulamalar ortadan kalkar. Önümüzdeki dönem kadınları böylesi bir mücadele ağı örmeye çağırıyor. Dünya barış günü vesilesi ile kadınların mücadelesi onurlu barışı getirebilir.

BERİVAN ZİLAN
Herkesin yakından takip ettiği ve hızlı gelişmelerin yaşandığı bir süreç içindeyiz. 1 Eylül Dünya barış gününü karşılayacağımız bugünlerde dünyada hegemonik savaşlar tırmanıştadır. Rusya-Ukrayna savaşı, Azerbaycan-Ermenistan anlaşmazlığı, İsrail’in neredeyse tüm Ortadoğu ülkeleri ile çatışması devam etmekte. Savaşı çıkaran hegemon güçlerin başı ABD, son süreçte karışıklıkların devam ettiği bu ülkeleri bir araya getirerek kendisini barış elçisi olarak yansıtmakta. Savaşı körükleyenlerin barış elçiliğine soyunması iki yüzlü politikaların temel yansımasıdır. Gazze’de insanlık dramı yaşanıyor, çocuklar ve kadınlar açlıktan kırılıyor. Ortadoğu istikrarsızlığa sürükleniyor. Tüm bunlar karşısında hiçbir egemen güç sesini çıkarmıyor. Aksine savaşların devam etmesi için son NATO toplantısı ile birlikte üye ülkelerin savaşa ayırdıkları bütçeleri artırıldı. Her ulus-devlet birbiriyle yarışırcasına daha fazla silahlanma arayışına girdi. Barış gününü karşıladığımız böylesi günlerde savaş politikalarının en acımasız bir şekilde yürürlükte olduğunu görüyoruz.
Ortadoğu’da yürütülen savaş politikalarına karşı Önderliğin devreye girmesiyle yeni bir süreç başladı. Önderlik, Ortadoğu’da İsrail’in hegemonyasını geliştirme amacıyla başlattığı savaşı ve Suriye rejiminin düşmesiyle Sykes-Picot düzeninin çökeceğini ve kaotik bir döneme girileceğini önceden gördüğü için bu süreci adeta öncesinden örmeye başladı. Hegemonik savaşların tırmandırılmasıyla beraber bir belirsizlik sürecine girildi. Önderlik yıllar önce 3. Dünya savaşı ile girilen sürecin kaos aralığı olduğunu ve böylesi dönemlere örgütlü olarak müdahale eden güçlerin büyük sonuçlar yaratacağını, yeni olasılıkların böylesi süreçlerde gelişeceğini belirtmişti. Ortadoğu’daki baş döndürücü gelişmelerin nedeni de bu durumdur. TC devletinin yaşanan tehlikeyi kendi açısından görmesi ve parçalanmaktan kurtulmak için Önder Apo’ya gitmesi biraz zaman aldı. Hamas-İsrail savaşıyla birlikte kendileri için de tehlikenin yakın olduğunu anlamış oldular.
Önderliğin düşünceleri ön açıcı oldu
Önderlik sürece müdahalesini 27 Şubat’ta “barış ve demokratik toplum” çağrısı ile geliştirdi. Önderlik öncülüğünde başlatılan bu süreç tüm dünyada ses getirdi. Birçok insan için Önderliğin düşünceleri ön açıcı oldu. Önderlik paradigması Kürdistan ve dünyada yaşanan sorunlara çözüm perspektifi sundu. Özgürlük hareketi cephesinden Önderliğin elini güçlendirmek için çağrıya cevap verildi, 5-7 Mayıs tarihleri arasında PKK Kongresi yapılarak bu çağrının gerekleri pratikleştirilmiş oldu. En son 11 Temmuz tarihinde Barış ve Demokratik Toplum Grubu adıyla Bese Hozat öncülüğünde bir grup silah bırakma iradesini göstermek ve sürecin önünü açmak amacıyla silah yakma töreni yaptılar. Bu süreçte Önderlikle görüşmelerin başlaması, resim ve görüntülerinin dışarıya yansıması İmralı tecrit sisteminin kırıldığının ifadesi oldu.
Gelişen sürecin temel öznesi ve baş müzakerecisi Önder Apo’dur. Fakat Önderlik üzerindeki tecrit koşulları kalkmış değil. İmralı rehine sistemi olduğu gibi devam ediyor. Ne avukat görüşmeleri başladı ne de Önderliğin aile görüşleri belli bir istikrara kavuştu. DEM heyeti de bir aydan uzun bir süreden sonra dün bir görüşme gerçekleştirebildi. Halbuki baş müzakereci olarak Önderliğin sadece görüşme yapar koşullarının oluşması bile yeterli bir tutum değil. Devletin çözüm arayışındaki samimiyeti Önderliğe yaklaşımla paraleldir. Önderliğin fiziki özgürlüğünün sağlanması temelinde bundan sonra atılacak adımlar belirleyici olacaktır.
Komisyondaki yetersiz kadın temsili eleştirilmesi gereken bir husus
Barış ve demokratik toplum grubunun silah yakma eylemi ile birlikte Önderliğin önerisiyle TC meclisi bünyesinde bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun kurulması sorunun çözümünün toplumsallaşması, diğer partilere ve kamuoyuna mal olması açısından önemlidir. Çünkü Kürt sorunun çözümü salt mevcut iktidarla ele alınamayacak kadar önemli bir konudur. Türk devletinin yüzyıllık soykırım politikaları ile oldukça derinleşmiş ve çözümün partiler üstü olduğu bir durumdur. Bu anlamda ne kadar topluma mal olursa o kadar gelişme olur. Komisyonun Önder Apo ile görüşüp görüşmeyeceği de tartışılan bir diğer husus. Sadece komisyondan dar bir heyetin bile İmralı’ya gidip görüşme yapması yetersiz bir yaklaşım olur. Tıpkı Devlet Bahçeli’nin de dile getirdiği gibi Önderliğin meclise giderek tüm komisyona hitaben kendisini ifade edecek koşulların oluşması gerekir. Özgürlük hareketi Önderliği baş müzakereci olarak ilan etti. Madem yürüyen bir müzakere süreci var o zaman sürecin baş müzakerecisinin de sürece aktif dahiliyetinin önü açılmalı. Komisyondaki yetersiz kadın temsili eleştirilmesi gereken bir husustur. Kadınların sürece öncülük rolü var. Bu nedenle fikirlerinin daha fazla esas alınması önemli olmakta. Kadınlar bu süreçte ne istiyor, barışa katkıları ne olacak, öncülük rollerini nasıl yerine getirecek vb. konularda, komisyonun kadınları dinlemesi ve katması önemlidir. Komisyonun dar bir görev alanına sıkıştırılması, sadece silah bırakan PKK militanlarının yasal durumu ile ilgili çalışmalarla sınırlandırılması yaklaşımları mevcut. Halbuki komisyon adından da anlaşılacağı üzere Milli birlik, kardeşlik ve demokrasi konusunda adımlar atacak yasalar için zemin hazırlayacak bir çalışma tarzını esas almalı.
Türkiye ile beraber yürütülen bu sürecin sonuçları tüm Türkiye halklarını ve Ortadoğu’yu etkileyecek düzeydedir. Böylesi bir sürece hükümetin daha ciddi yaklaşması beklenir. Fakat yer yer süreci provoke eden ve boşa çıkaran uygulamalar devreye konulmakta. CHP’ye yönelik tutuklama operasyonları, dil ve kimliğe yönelik geliştirilen ırkçı saldırılar bunların göstergesi. Kimi medya organları da bu provokasyonları kullandıkları zehir dili ile beslemekte. Tüm bu uygulamalar ancak sürece sahip çıkacak halk eylemleriyle boşa çıkabilir.
Hegemon güçler Suriye’de Kürtlerin statüsüzlüğü için uğraşmakta
Önderlik, 50 yıldır PKK’nin açığa çıkardığı değerleri ve onurlu bir mücadele sonucu ortaya çıkarılan tüm gelişmeleri yeni yüzyıla mal etme çabası içindedir. PKK’nin yarattığı maddi ve manevi değerleri toplumsallaştırma, kadın özgürlük çizgisini, özgür toplum sistemini geliştirme, bu çağın sosyalist gerçeğini oluşturmayı hedeflemektedir. Tarihte olduğu gibi Kürt-Türk ittifakına dayalı olarak her iki halkın da kazançlı çıkacağı bir durumu ortaya çıkarmaya çalışıyor. Tüm parçalarda demokratik müzakere temelinde Kürt halkının haklarını garantilemeye, demokratik siyasetin ve mücadelenin önünü açmaya çalışıyor. Ancak Rojava’da HTŞ’nin ve onu yönlendiren güçlerin dayatmaları ortadadır. DAİŞ’in devamı olan bu güç karşısında silah bırakma ya da savunmasını zayıflatma dayatmaları söz konusudur. Alanda zayıflayan ulus devletler bile Kürtler konusunda katı tutumlarını sürdürmektedir. Suriye’de katliama uğrayan Aleviler ve Dürziler üzerinden sonuç alındıkça mevcut rejimin Kürtlere de yöneleceği dile getirildi. Kürtlerin örgütlü gücü sayesinde şimdilik fiziki bir yönelim yaşanmasa da yer yer provoke eden saldırılar oldu. Arap aşiretlerinin kışkırtılması, bölgede intihar eylemlerinin olması, geliştirilen kadın özgürlük çizgisinin yok sayılması ile Rojava’daki meşru durum kabul edilmek istenmemekte. Bu durumu en fazla körükleyen Türk devletidir, bunun somut sözcülüğüne de Hakan Fidan soyunmuştur. Suriye’de esas parçalanmayı dayatan ve sistem içerisinde karışıklık yaratarak istikrarı engelleyen Türk devletidir. Türk devleti ile beraber Colani’yi parlatan hegemon güçler Kürtlerin statüsüzlüğü için uğraşmakta. Liberalizmin temsilini yapan bu ulus devletler her fırsatta kadın özgürlüğünü dillerine pelesenk etseler de kadın karşıtı gerici-dinci bir örgütü öne çıkarmaktalar. HTŞ’nin kadınlara yönelik anti demokratik ve dıştalayan yaklaşımları tüm toplumsal yaşam için bir tehdit oluşturmakta. Çoğulculuğu ortadan kaldırma temelinde halklara yönelik geliştirilen saldırılara göz yumulmakta. Tüm Ortadoğu’da ezilen halklara umut ışığı olan Rojava devrimine yönelik her türlü saldırgan tutuma karşı demokratik özerk yönetimin kadın özgürlükçü çizgisini ve çoğulcu yapısını korumak tüm kadınların görevi olmalı.
Güney halkını belirsizliğe sürükleyen siyasi yapılanmalar
Başurê Kürdistan’da geçtiğimiz günlerde Süleymaniye merkezli çatışmalar yaşandı. YNK içi çatışma olarak lanse edilen bu durumda Türk devletinin parmağı olduğuna dair kuşkular var. Saldırılar sonlanana kadar KDP başta olmak üzere diğer hiçbir siyasi partinin açıklama yapmaması da bu karışıklığı körükleyen tutumlarına bir işaret olarak görülebilir. Halk, yaşanan duruma fiziki olarak müdahil olmadı. Fakat halkın mevcut yönetimlere güvensizliği devam etmekte. Güney seçimleri üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hala bir hükümet kurulabilmiş değil. Güney halkını belirsizliğe, geleceksizliğe sürükleyen siyasi yapılanmalar toplumsal sorunları da körüklemekte. Kadına yönelik şiddet, ekonomik sorunlar, göç temel sorunlar olarak yansımakta. Kadın kurumlarına yönelik kapatma girişimleri oldu. Irak’taki siyasi ve toplumsal istikrarsızlık da bölgeyi ciddi etkilemekte. Önümüzdeki aylarda Irak seçimleri olacak. Her siyasi partinin kendisini dayandırdığı bir ulus-devlet gücü var ve bu durum dış güçlerin müdahaleleri ile sistem dizaynına zemin hazırlamakta. Buna karşın kadın öncülüğü ve örgütlülüğünü öne çıkarmak önemli bir görev olarak kadınların önünde durmakta.
Dünya kadınları ‘Jin Jiyan Azadi’ sloganı etrafında birleşti
Bölgenin temel devletlerinden olan İran’da dıştan saldırılar ve içteki anti demokratik uygulamalar karşısında tepkiler nedeniyle sistem bunalımı sürmekte. Buna karşı en örgütlü ve güçlü halk tepkileri de kadınlar öncülüğünde gelişmekte. 16 Eylül “Jin Jiyan Azadi” devriminin aynı zamanda kadın devriminin yıl dönümüdür. İran’da kadınlar öncülüğünde gelişen eylemler ile birlikte tüm dünya kadınlarının ortak mücadele hattı örüldü. Dünya kadınları “Jin Jiyan Azadi” sloganı etrafında birleşti, ortak kadın mücadelesinin felsefesi olarak ele alındı. Bu söylem salt bir slogan olmaktan çıkmış ve demokratik toplumun manifestosu haline gelmiştir. Kürdistani kadın özgürlük mücadelesinin evrenselleştiğinin somut göstergesidir. Yaşanan ve biten bir süreç değil, etkileri hala kadın mücadelelerine yön veren bir dönemeci ifade eder. Rejimin kadınlar üzerinden geliştirdiği baskı politikaları da devam etmektedir. Cezaevlerindeki kadın tutsaklara yönelik idam politikaları devrededir. Şerife Muhammedi’nin onaylanan idam cezasını durdurmak, Pexşan Ezizi ve Werişe Muradi için idam tehdidini ortadan kaldırmak kadın direnişi ve örgütlülüğüyle mümkündür.
Eko kırım ile Kürdistan doğası talan ediliyor
Eko kırım faaliyetleri egemen güçler eliyle özel uygulanan bir yöntem olarak devrededir. Tüm dünyada yaşanan iklim krizi, çevre felaketleri doğanın yıkım politikalarına karşı feryadı olarak yansımakta. Botan, Garzan, Dersim başta olmak üzere Kürdistan’da yer altı kaynaklarını talan etme faaliyeti çok fazladır. Ağaç kesme faaliyetlerini hiç durdurmadılar. Bu konuda korucular da özel olarak görevlendirilmiş. Eko kırım ile Kürdistan doğası talan ediliyor. Maden aramalarıyla Kürdistan’da sömürüyü derinleştirmeye, halka dönük saldırıları sürdürmeye kadar birçok uygulama devrededir. Tüm bunlara karşı süreklileşen bir yayın çizgisi ile cevap olunabilir. İran, Türkiye, Irak, Suriye ve Kürdistan’daki orman yangınları ciddi boyuttadır. Yurtseverlik duygularıyla yangınlara müdahale edenlerden şehit düşenler de oldu. Devlet eliyle ormanların yanmasından sonra bu alanlar ranta açılıyor. Eko kırım uygulamaları bir devlet politikası olarak yürürlüğe giriyor. Eko kırımı engellenmek bu durumda gerçek bir barış mücadelesini geliştirmektir. Tüm ekolojik saldırılara karşı “toprağıma, enerjime, suyuma dokunma” perspektifiyle doğayı savunmayı esas almalıyız.
Kadın katliamları her yerde olağanlaşmış bir vaziyette devam etmekte
Savaştan en çok etkilenen kadınlar da bu süreçte ciddi kırım saldırıları ile yüz yüze kaldılar. Ortadoğu’da Beluc kadınların uğradığı baskılar, Afgan kadınların yaşamdan bertaraf edilerek her türlü gerici uygulamalar ile yüz yüze kalması, Arap ve Fars kadınların mevcut yönetimler eliyle biçimlendirilmeye çalışılması, Gazze’de savaşın yoğun etkilerinin kadınlar üzerinden devam etmesi gün geçtikçe artan uygulamalar olarak yansımakta. Kadın katliamları her yerde olağanlaşmış bir vaziyette devam etmekte. Basına yansıyan rakamlara göre her gün en az bir kadın katlediliyor. Türkiye’de kadın katilleri haksız tahrik indirimi vb. Uygulamalarla adeta ödüllendiriliyor. Kadınların erkekle cinsel ilişkiyi reddetmesi katledilme nedeni oluyor ve bunu yapan erkek de tahrik indirimi alıyor. Son Ceyda Yüksel’in katledilmesi davası da bu konuda ibret vericidir. Bu tarz uygulamalar kadınlar tarafından sürekli teşhir edilmeli. Kadına yönelik erkek egemenliğinin taciz ve tecavüz vakaları neredeyse olağan hal almış. Dijital mecralar üzerinden tacizcileri ifşa eden açıklamalar olsa da bu tarz olayları daha yeterli gündemleştirmek gerekebilir. Yanı sıra Diyanet hutbeleri de kadınların miras hakkını, giyim kuşamını, kamusal alanda yer alma biçimlerini gündemine koyarak kadınları ve kazanılmış haklarını adeta hedefe aldılar. Buna karşı geliştirilen kadın eylemsellikleri oldu. Örneğin İslami feminist Berrin Sönmez bireysel bir tepki olarak diyanet uygulamalarına karşı başını açma kararı aldı. Yapılan bireysel bir eylem olsa da toplumsal tepkiyi örgütleyecek bir hareketliliğe vesile olabilir. Tüm kadınların kadın kırımına karşı kenetlenerek eyleme geçmesi ile erkek egemen uygulamalar ortadan kalkar. Önümüzdeki dönem biz kadınları böylesi bir mücadele ağı örmeye çağırıyor. 1 Eylül Dünya barış günü vesilesi ile kadınların mücadelesi onurlu barışı getirebilir.