Kadınlar çoklu krizlere karşı ortak mücadele için buluşacak

80 kadının imzasıyla yayımlanan “Yan Yanayız, Geleceği Konuşuyoruz” çağrısı ardından 31 Ekim–1 Kasım’da Ankara’da bir konferans düzenlenecek. Akademisyen Yıldız Önen toplumsal mücadelenin her alanında kadınları bir araya getirmeyi amaçladıklarını söyledi.

ELİF AKGÜL

İstanbul- Dünyada ve Türkiye’de derinleşen çoklu krizlerin, savaşların, siyasal baskıların gölgesinde ve Kürt sorunun çözümü ve demokratikleşme sürecinin üçüncü yılında 80 kadın, “Yan Yanayız, Geleceği Konuşuyoruz” çağrısıyla Ankara’da bir araya geliyor. 21 Eylül Dünya Barış Günü’nde yayımlanan bildirgenin ardından kadınlar, 31 Ekim–1 Kasım’da 500 kadının katılımını hedefleyen bir konferans düzenleyecek.

Konferansta eşit yurttaşlık, özgürlük ve demokrasiden emek sömürüsüne, toplumsal cinsiyet eşitliğinden ekolojik yıkıma ve barışa uzanan başlıklar konuşulacak. Cumartesi ve pazar günleri birer giriş paneliyle başlayacak buluşmada, her iki günün ikinci ve üçüncü oturumları katılımcıların konuşup tartıştığı forumlara ayrılacak.

500 kadın 31 Ekim-1 Kasım’da Ankara’da toplanacak

Çağrıyı yapan kadınlardan biri olan akademisyen Yıldız Önen, neden bir araya geldiklerini, konferansın programını ve formatını ajansımıza anlattı:

“21 Eylül’de, Dünya Barış Günü’nde bir bildirge yayımladık: 80 kadının imzasıyla, ‘Yan yanayız, geleceği beraber inşa edeceğiz’ diye. Bu, 31 Ekim–1 Kasım’da Ankara’da yapacağımız bir konferansın çağrısı. En çok sorulan soru şu: Bu bir parti mi, platform mu, dernek mi, vakıf mı? Henüz bunları konuştuğumuz bir yapı değiliz. Şu anda sadece ve sadece Ankara’daki konferansı birlikte inşa ediyoruz.”

“Hem dünyada hem Türkiye’de çok zor bir dönemden geçiyoruz” diyen Yıldız Önen, dünyanın içinde bulunduğu çoklu krizler döneminde bir çözüm arayışıyla bir araya geldiklerini söyledi:

“Çoklu krizler deniyor: ekonomik krizle başladı, politik krizle devam etti; jeopolitik, ekolojik, hepsi bir arada. Dünya gerçekten çok büyük bir karmaşanın içinde. Uppsala Çatışma Veri Programı’na göre 2025’te tarafı devletler olan 65 çatışma yaşanmış. Bunların 13’ü, binden fazla insanın öldüğü savaş olarak tanımlanıyor ve yüz binlerce insan ölmüş. Bu 65 çatışma, 1946’dan bu yana bir rekor.

Türkiye de böyle bir dünyadan bağımsız değil. Bahsettiğim bütün krizleri burada da bir arada yaşıyoruz. Her sabah yeni bir baskınla, yeni bir saldırıyla uyanıyoruz. Halk TV’nin kapatılmasıyla uyandık. 12 Eylül’de, tam da darbenin yıl dönümünde, o darbenin bütün baskılarını yeniden hatırlatan, LGBTİ+’lara yönelik bir saldırıyla uyandık. Olağanüstü krizlerin gündelik yaşamımızı son derece etkilediği böyle bir dönemde, kadınlar olarak bütün sorunları bir arada görüp konuşabilir miyiz, bunlara beraber çözüm arayabilir miyiz diye bir araya geldik.

Bir yanda Türkiye’de çok büyük baskılar var. Kadınlara baskı var, LGBTİ+’lara baskı var. Geçen gün bir yerde gördüm: Sadece bir ayda 40’a yakın medya mensubu gözaltına alınmış, bir kısmı da tutuklanmış. Dernek üyeliği dışında hiçbir sorumluluğu olmayan 80 LGBTİ+ dernek üyesi tutuklandı. Yeni Parti’nin belediyelerinden kaçının hala ellerinde kaldığını artık kimse bilmiyor; çoğu tutuklandı. Geçen gün mesela, ilk tutuklamalardan biri olan Kent Uzlaşısı tutuklamalarında beraat kararı çıktı. Yani insanlar cezaevinde yatıyor, sonra beraat ettiriliyor. Dolayısıyla demokrasiye çok ihtiyacımız olan bir dönemdeyiz.”

‘Silah bırakmak bu sürecin ilk adımı’

Devam eden Kürt meselesinin çözümü ve demokratikleşme sürecinde kadınların çözümün önemli bir öznesi olduğunu vurgulayan Yıldız Önen şöyle devam etti:

“Buna paralel olarak bir de barış süreci var. ‘Barış süreci başladı’ diyoruz ama bu iki yılda ne kadar adım attığımız da çok önemli bir tartışma. Barış süreçlerini biliyoruz: Sadece silah bırakmayla çözülen ya da biten süreçler değil bunlar. Silah bırakmak ilk adım. Bu adımın arkasından toplumsal barışa varana kadar onlarca adım var. Dünyanın pek çok yerindeki örneklerden biliyoruz ki barışın toplumsallaşması dediğimiz süreç, silahların bırakılmasından çok daha uzun süren, çok daha tartışmalı bir süreç. İrlanda’da, Bask Bölgesi’nde, Güney Afrika’da bile hala çözülemeyen sorunlar yaşandığını biliyoruz. O yüzden hem demokrasinin gelişmesi, daralan siyaset alanının açılması açısından hem de barış sürecinin toplumsallaşması açısından önümüzde yapılması gereken pek çok iş var.

Kadınların bu konuda çok yetenekli olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de 80’lerden bu yana dünyaya örnek olabilecek bir kadın hareketi var. Hem aile içi şiddete karşı hem toplumsal eşitliğin sağlanması için ciddi mücadeleler veren kadın koalisyonları, örgütlenmeleri var. Bu deneyimden yararlanmak istiyoruz. Bildirgede de yazdık: Adalet olmadan barış olmaz, barış olmadan demokrasi olmaz, demokrasi olmadan eşitlik olmaz, eşitlik olmadan özgürlük olmaz. Bu beş değerin bir arada kazanılması için farklı siyasi çevrelerden kadınlar olarak Kürt sorununun çözümü, demokrasinin gelişmesi, kadınların erkek ve devlet şiddetine karşı korunması ve daha pek çok konuda adım atılmasını istiyorsak, önce tartışalım, konuşalım, sonra da somut adımları birlikte atalım dedik ve bu konferans çağrısını yaptık.”

‘Kadınların yalnızca tek bir alana sıkıştırılmasına karşıyız’

Konferansta toplumsal mücadelenin her bir alanında kadınların dahil olacağı bir program tasarladıklarını söyleyen Yıldız Önen şunları söyledi:

“Konferansın programına eşit yurttaşlık, özgürlük, eşitlik ve demokrasi başlıklarıyla başlıyoruz. Hemen ardından emek sömürüsüne ve ekolojik yıkıma karşı nasıl mücadele edeceğimizi konuşacağız. Genel olarak, sanki sadece kadınlar toplumsal düzeyde eşit olursa bütün sorunlar çözülecekmiş gibi bir bakış açısı var; kadınların yalnızca bu alana sıkıştırılmasına karşıyız. Bahsettiğim çoklu krizlerden kadınlar da herkes kadar, hatta bence iki kat fazla etkileniyor. Yoksulluk kadınların üzerinde çok büyük bir baskı oluşturuyor. Dolayısıyla bu konularda da beraber ne yapabileceğimizi konuşacağız.

Geçenlerde The Economist’te bir yazı çıkmıştı: 80’lerde kadınlar çalışmak için mücadele ediyordu, şimdi evlenip ev kadını olmak için mücadele ediyorlar, diye. Aslında bu sonucun arkasında çok ciddi bir ekonomik sorun var ve konferansta bunu tartışma imkanı bulacağımızı düşünüyorum. Nedir bu sorun? 80’lerde, 90’larda hem dünyada hem Türkiye’de, hizmet sektöründe ve diğer alanlarda kadın istihdamı artmıştı. Kadınlar rahatça iş bulabiliyor, iş hayatına atılıyor, kendilerini ve ailelerini geçindirebiliyorlardı. Ama ekonomik krizle birlikte, dünyanın her yerinde ama özellikle Türkiye’de çok net gördüğümüz gibi, kadınlar işten çıkarılmaya ya da çok daha düşük ücretlerle çalıştırılmaya başlanıyor. Dolayısıyla ailelerini ekonomik olarak geçindiremiyorlar. The Economist’in yazdığı şeyin arkasında da bu ekonomik krizin çalışan kadınlar üzerindeki etkisi var. Konferansta bunu da konuşmak istiyoruz.”

‘En önemli başlık: Barış’

Konferansın en önemli başlığının “barış” olduğunu vurgulayan Yıldız Önen, farklı siyasi partilerden temsilcilerin biraraya geleceğini aktardı:

“Biliyorsunuz, mecliste neredeyse yüzde 90’ı temsil eden pek çok siyasi partinin desteğiyle yasa geçti ama henüz yasanın yürürlüğe girdiğini, yasal düzenlemelerin hayata geçtiğini göremedik. Siyasi parti temsilcileriyle birlikte barışın inşası için meclise ve siyasi partilere ne tür görevler düştüğünü, bizim bu konuda neler yapabileceğimizi konuşmak istiyoruz.

‘Konferans’ diyorum ama belki ‘forum’ demek daha doğru; formatı bildiğimiz konferanslardan farklı olacak. Hedefimiz 500 kadının katılması. Cumartesi ve pazar günleri birer giriş paneli olacak, ama her iki günün ikinci ve üçüncü oturumları tamamen katılımcıların konuştuğu, tartıştığı oturumlar olacak. Emek sömürüsünü, toplumsal cinsiyet eşitliğini, ekolojik yıkımı ve barışı nasıl inşa edeceğimizi bu forumlarda konuşacağız.”

‘Her katılımcı kendini ifade edebilecek’

Konferansın öncelik amacının “konuşmak” olduğunu söyleyen Yıldız Önen, farklı alanlardaki mücadeleleri kadınlar olarak bir araya getirip bir yol haritası çizeceklerini ifade etti:

“Konuşmak önemli bir şey. Hem 80 imzacı hem foruma katılacak 500 kadın, bazıları tek bir alanda olsa da, pek çok alanda mücadele eden kadınlar. Bu farklı alanlardaki mücadeleleri kadınlar olarak bir araya getirip yeni dönemde toplumsal barışın sağlanmasında, yoksulluğa, eşitsizliğe ve demokratik haklara yönelik baskılara karşı neler yapabileceğimizi konuşmak istiyoruz. Bu bir ilk adım. Belki bundan sonra yerellerde devam ederiz, belki başka şeyler yaparız. Ama bu artık forumdaki katılımcı kadınların tartışmalarıyla belirlenecek.

İki-üç hafta içinde 80 kadından çok hızlı imza aldık. Aslında bildirgeyi ilan ettiğimiz gün 80’den fazla imza vardı ama orada kestik; 500 kişi katılırsa 500 katılımcının adını aynı anda duyurmak için. Şimdi kendi aramızda buluşup forumu nasıl örgütleyeceğimizi tartışıyoruz, çünkü herkesin katılması çok önemli. Maalesef Türkiye’deki genel toplantı düzeni çoğunlukla erkeklerin konuştuğu, 8 Mart’ta bile erkeklerin konuştuğu, kadınların hiç konuşamadığı toplantılardan oluşuyor. Biz bu formattan çıkmak istiyoruz. Her katılımcının kendini ifade edebileceği, ekolojiden de LGBTİ+ faaliyetlerinden de farklı alanlardan gelenlerin birlikte konuşabileceği bir ortam oluşturmayı hedefliyoruz.”

‘Toplumsal mücadelenin her alanından kadınların buluştuğu bir deneyim’

Diyarbakır, Van ve İstanbul’da da konferans planladıklarını aktaran Yıldız Önen “Temel sloganımız şu: Kadınlar olmadan siyasetin devam etmesine izin vermemek” dedi.

“Maalesef dünyadaki ve Türkiye’deki erkek, sağcı, otoriter liderlerin bu çoklu krizlere tepkisi daha fazla militarizasyon, daha fazla çatışma, daha fazla savaş oluyor” diyen Yıldız Önen şöyle konuştu:

“Bunun tersine barışı konuşmak, birlikteliği konuşmak, beraber iş yapmayı geliştirmek ‘kadınlara mahsus’ bir şey haline getirildi ve kadınlar bu süreçlerden dışlanıyor. Trump’ın ABD’yi ve dünyayı yönettiği bir dünyada yaşıyoruz; özellikle medya mensuplarına, kadın gazetecilere gösterdiği tavır ortada. Türkiye’de de benzer bir süreç görülüyor. Meclisteki, siyasi parti liderliklerindeki, üniversitelerdeki kadın sayısına bakın. Nereye baksak, yönetici düzeyinde ve siyasette kendini ifade edebilen insanlar arasında birkaç parti dışında çok az kadın görüyoruz. Bu alanın bize kapatılmasına karşı kapıları zorluyoruz.

O yüzden bence buradaki çeşitlilik çok önemli. Tabii ki pek çok alanda kadınlar bir araya gelip ortak mücadele ediyor, ama burada kadınlar yan yana geliyor ve bunların içinde çok farklı kesimler var: Ekoloji alanı da var, ekonomi alanı da, toplumsal cinsiyet eşitliği de, diğer alanlar da. Ben bunu bu kadar çok çeşitliliğin bir araya geldiği ilk kadın deneyimi olarak görüyorum.”