Kadınlar barışı konuştu: Bu süreç pamuklara sarılmalı

Amed’de düzenlenen “Kadınlar Barışı Konuşuyor” panelinde siyasetçiler, barış sürecinde kadınların rolüne dikkat çekti. DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, kadınların örgütlülüğünü güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.

AMED – Amed’de Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI), Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği (DOGÜNKAD), Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası İş Kadınları Meclisi ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Girişimci Kadınlar Kurulu iş birliğiyle “Kadınlar Barışı Konuşuyor” paneli düzenlendi.

Panel, DEM Parti Şirnex Milletvekili Ayşegül Doğan, AK Parti MKYK Üyesi Zeynep Alkış ve CHP Parti Meclisi Üyesi Emine Uçak Erdoğan’ın konuşmacı olarak katıldığı “Türkiye’de kadınların siyaset ve barış süreçlerindeki rolü” oturumuyla sona erdi.

“Barışı konuşmak olağan hale gelmeli”

İlk olarak konuşan CHP Parti Meclisi Üyesi Emine Uçak Erdoğan, Diyarbakır’da barışı konuşmaya imkân sunan tüm paydaşlara teşekkür ederek, siyasetçilerin ve kadınların bir araya gelmesinin istisnai değil, olağan bir durum haline gelmesi gerektiğini söyledi.

Emine Uçak Erdoğan, “Türkiye’de barış, demokrasi, adalet ve kalkınma meselelerini çözmek istiyorsak, bir araya gelmeme, konuşmama ve sorunları dönemsel seçicilikle ele alma alışkanlıklarından vazgeçmemiz gerekiyor” dedi. İrlanda modeline de değinen Emine Uçak Erdoğan, bunun değişim gerekliliğini ortaya koyduğunu ifade etti.

‘Barış masalarında kadınlar yeterince yer almıyor’

Savaş ve çatışmaların çoğu zaman kadınlar üzerinden yürütüldüğünü belirten Emine Uçak Erdoğan, barışın da kadınların elleriyle kurulması gerektiğini söyledi. Kadınların barış müzakerelerine katılımının başarı ihtimalini yüzde 35 artırdığını ifade eden Erdoğan, buna rağmen dünya genelinde kadınların temsilinin yaklaşık yüzde 13 seviyesinde kaldığını kaydetti.

Barışın önemi 

AK Parti MKYK Üyesi Zeynep Alkış ise barışın hem bir sonuç hem de bir süreç olduğunu belirterek, “Barış pamuklara sarılacak kadar önemli” dedi.

Savaşın öznesinin ve nesnesinin kadın olduğunu vurgulayan Zeynep Alkış, barışın ortak akılla inşa edileceğini ifade etti. Barışı “ontolojik, ahlaki ve tarihsel bir mesele” olarak tanımlayan Zeynep Alkış, 1921 Anayasası’ndan 1924’e uzanan süreçte yaşanan değişimlere ve Lozan Antlaşması’na da değinerek Kürt meselesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

‘Son 50 yıl çatışma ve acıyla geçti’

Son olarak konuşan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan da, çatışma süreçlerinin yaratığı tahribata dikkat çekerek, “Son 50 yıl, çatışma ve acıyla geçti. Ama artık bu süreç, demokratik ve kalıcı bir barış arayışıyla şekilleniyor. Ben Cizre’de doğdum, gençliğim orada geçti. Şırnak milletvekiliyim. 1980’ler ve 90’lar kolay yıllar değildi; en korkunç yıllar o dönemdi. 2016’ya kadar yaşananlar ise dayanılmaz noktaya geldi. ‘Buzdolabı’ metaforuna tahammülüm kalmadı. Konuşurken bile tüylerim diken diken oluyor. Peşimi bırakmayan iki görüntü var: biri Taybet Ana, diğeri Cemile. Bir yanınız yaprak döküyor, bir yanınız bahar bahçe oluyor. İnsan kendini yeniden onarmaya çalışıyor ve bu hiç kolay değil. Cemile’nin annesi, 90’larda bir kızını kaybetmişti; babam onun avukatlığını yapmıştı. Havan topu evlerinin avlusuna düşmüş ve 21 yaşındaki kızı hayatını kaybetmişti. Yıllar geçti, ama hiçbir şey değişmedi. Bu kez Cemile’nin annesi, Cemile’yi kaybetti. Cemile hiçbir şey yapmadan, evinin avlusunda hayatını kaybetti. Ve annesi, kızını buzdolabında saklamak zorunda kaldı. Eğer Cemile’nin annesi bugün Newroz’da halayın başında durabiliyorsa, biz bu barışı sağlamak zorundayız. Cizre, mezarsız ölülerin en çok olduğu coğrafyadır. Bu insanlara barışı ve demokrasiyi savunmayı borçluyuz. En büyük acılar özellikle kadınlara yaşatıldı. Bu yüzden bu toprakların kadınları Êzidî Keldani, Süryani, Kürt, Alevi fark etmeksizin deneyim ve tecrübelerine güvenerek ve bir araya getirerek barışı kurabilir” ifadelerini kullandı.

Ayşegül Doğan şunları söyledi:

“Artık ideolojik pozisyonlara göre sessiz kalma zamanı değil. Kime yapıldığına bakarak sessiz kalmak değil; haksızlığa karşı ses çıkarmak zamanı. Dün kimlere yapıldıysa nasıl karşı çıkıldıysa, bugün de aynı şekilde karşı çıkmalıyız. Cizre ve Şırnak Newrozları beni derinden etkiledi. Keşke 2016 yaşanmasaydı; keşke yıkılmış bir Sur, bodrumlarda ölen insanlar olmasaydı. Savaş onlarca başbakan, onlarca iktidar değiştirdi. Evet, bu iktidarın bazı olumlu adımlarını görmezden gelmeyeceğiz; ama yaşanan yıkımlar o kadar büyük ki, barışın toplumsallaşması en zor konulardan biri hâline geldi. İnsanlar güven duymuyor, yeniden yıkılmaktan korkuyor. Evini, evladını kaybetmiş, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanlar var. Yeni kuşaklar yetişti ve aynı sonları görme riskiyle karşı karşıya.

Pamuklara sarmamız gereken bir süreç 

Başaramamak gibi bir şansımız yok. Bu işi sadece siyasi partilere bırakamayız. Toplumun öncülük etmesi gerekir. Her yurttaş, bu savaşın son bulması için sorumluluk hissetmeli. Ve en çok da kadınlar, çünkü en büyük bedeli onlar ödedi, en büyük barışı da onlar kurabilir. Ateş hattında nasıl çıkacağımıza karar vereceğiz. Kürtler belirleyici ortak özne konumunda. Kart, Kürt dönemleri sona erdi. Eğer barış bir tanımlamayı kabul etmiyorsa, tümdün bir sistem değişikliği vaat etmiyorsa o barış barış değildir. Bizim hıza ihtiyacımız var. Barış konusunda hızlanmamız gerek. Barış tüm tarafların ezberlerinin bozulması gerek. Silah yakma töreninde bulunuyordu. O esnada helikopter sesi duyuldu. Arkadan ağlama sesleri duyuldu. Koruma için mi saldırı mı? Diye düşündük. Silahları yoktu dağa gittiler. Silahlarını yakıp gittiler. Dağdan silahlarını bırakarak demokratik bir çözüm ve onurlu bir barış talebinde bulunuyorsa neyi bekliyorsunuz?  Çok önemli andayız. Pamuklara sarmamız gereken bir süreç, geçmişten ders çıkardığımız ve hepimizin ezberlerimizi bozacağımız bir süreç.  Kadınlar olarak güçlü bir şekilde örgütlenip barışı inşa edebiliriz.”

Panel soru-cevap bölüm ile son buldu.