Jineoloji Merkezi Mısır’da açıldı: Gerçek bilgi diyalog ve ortak çalışmayla olur
Mısır’da kurulan Jineoloji Düşünce ve Araştırma Merkezi, kadın meselelerini toplumdan bağımsız ele almayan, bilimsel araştırma ve bilgi üretimi yoluyla toplumsal değişime katkı sunmayı hedefleyen bir çalışma alanı oluşturmayı hedefliyor.
ASMAA FATHI
Kahire - Ortadoğu'da kadınların sorunlarını geleneksel yaklaşımların ötesinde ele alabilecek yeni araştırma perspektiflerine duyulan ihtiyaç giderek artıyor. Siyasal, toplumsal ve teknolojik dönüşümlerin hız kazandığı günümüzde adalet, eşitlik, haklar ve toplumsal katılım gibi konular yeniden tartışılırken, bu alanda bilimsel araştırma, diyalog ve bilgi üretimini değişimin temel araçları olarak gören Jineoloji Düşünce ve Araştırma Merkezi dikkat çekiyor.
Yaklaşık bir ay önce Mısır'da açılan Jineoloji Merkezi, "Jineoloji" kavramını yalnızca kadın meselelerini inceleyen bir alan olarak değil, toplumun tüm bileşenlerini kapsayan bir bilim olarak ele alıyor. Merkez, toplumsal, kültürel ve siyasal ilişkileri daha geniş bir perspektiften değerlendirmeyi ve bilginin sürdürülebilir toplumsal değişimin temel unsurlarından biri olduğu anlayışıyla çalışmalar yürütmeyi hedefliyor.
Konuyla ilgili ajansımızın sorularını yanıtlayan Jineoloji Düşünce ve Araştırma Merkezi İcra Direktörü Nujin Yusuf, merkezin kuruluş sürecini, Mısır'ın neden merkez olarak seçildiğini, gelecek döneme ilişkin çalışma vizyonunu, araştırma önceliklerini, kadın ve akademik kurumlarla iş birliği planlarını ve araştırmacıları destekleme hedeflerini anlattı.
*Merkezin kuruluş fikri nasıl ortaya çıktı? "Jineoloji" ismini neden tercih ettiniz ve bu dönemde böyle bir merkez kurma ihtiyacı neden doğdu?
Jineoloji fikri yeni değil. Merkezin kuruluşu da ani alınmış bir kararın sonucu olmadı. 2025 yılından bu yana jineoloji kavramı, bölgede yaşanan dönüşümler ve bu değişimleri farklı bir perspektiften ele alabilecek düşünsel ve araştırma temelli bir alana duyulan ihtiyaç üzerine sürekli tartışmalar yürütüyorduk. Merkeze ‘Jineoloji’ adını verdik, çünkü jineoloji temelde bir bilimdir. Bilim tek bir alanla sınırlanamaz; siyaset, toplum, kültür ve ekonomi başta olmak üzere yaşamın tüm alanlarıyla ilişki kurar. Toplumu birbirine bağlı bir bütün olarak ele alır ve kadını çevresinden bağımsız bir mesele olarak değerlendirmez.
Jineoloji kavramı Mısır ve Ortadoğu için görece yeni olabilir, ancak bir düşünce ve deneyim olarak yeni değildir. Son dönemde düzenlediğimiz toplantı ve etkinliklerde bu kavrama yönelik ilginin giderek arttığını gördük. İnsanlar artık ‘Jineoloji nedir?’ ve ‘Bu bilim neden bugün gündeme geliyor?’ sorularını soruyor. Bu ilgi, düşünce ve araştırma alanında uzmanlaşmış bir merkez kurmamız için önemli bir motivasyon oluşturdu. Amacımız toplumdaki mevcut potansiyeli geliştirmek, yeni bilgiler üretmek ve bunların yaygınlaşmasına katkı sunmak.
Aslında jineolojinin varlığını sürdürebilmesi için mutlaka bir merkeze ihtiyacı yok. Çünkü jineoloji, bir kurumdan önce bir fikirdir ve her yerde uygulanabilecek bir bilimdir. Avrupa, Lübnan, Suriye, Türkiye, İran ve Latin Amerika'da bu alanda çalışan araştırmacılar var. Her biri jineolojiyi kendi toplumunun ihtiyaçlarına göre geliştiriyor. Ancak bir araştırma merkezinin varlığı, bu düşüncenin daha sistemli ve sürdürülebilir biçimde bilgi üretmesine katkı sağlıyor.
*Jineolojinin, özellikle kadınların karşı karşıya olduğu sorunlar düşünüldüğünde, toplumsal değişime nasıl katkı sunacağını düşünüyorsunuz?
Bugün çok ciddi toplumsal sorunlarla karşı karşıyayız. Sadece kadınları ele alsak bile çözüm bekleyen binlerce meseleyle karşılaşıyoruz. Düşünsel bir değişime ve yerleşik birçok kavramı yeniden gözden geçirmeye ihtiyacımız var. Bu dönüşüm elbette bir gecede gerçekleşmeyecek. Ancak doğru soruları sormak ve alıştığımız kavramları yeniden sorgulamakla başlayabilir. 21. yüzyılın yalnızca teknoloji çağı olmayacağına inanıyoruz. Aynı zamanda kadınların düşünce, kültür, siyaset, diplomasi ve teknoloji alanlarında varlığını ve başarılarını daha da geliştireceği bir yüzyıl olacağına inanıyoruz. Bu nedenle jineoloji, kadını toplumdan ayrı bir mesele olarak ele almıyor. Kadın, erkek, çocuk ve toplumun tüm kesimleri arasındaki ilişkiyi inceliyor; adalet, eşitlik ve ortaklığa dayalı bir anlayış geliştirmeyi amaçlıyor. Ortadoğu'da yaşanan savaşlar ve çatışmalara baktığımızda, kadınların çoğu zaman ilk mağdur olan kesim olduğunu görüyoruz. Bu nedenle kadınların yaşadığı gerçekliği ortaya koyacak yeni bilgiler ve araştırmalar üretmeye bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.
*Konuşmanızda yasa ve mevzuatın temel başlıklardan biri olduğuna değindiniz. Kadın hakları konusunda bilimsel araştırma ile hukuki değişim arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yalnızca yasaların varlığı yeterli değil. Asıl mesele, bu yasaların nasıl hazırlandığı ve nasıl uygulandığıdır. Sudanlı avukat, akademisyen ve yüksek lisans ile doktora yapan birçok arkadaşım var. Onlarla jineoloji ve kadın hakları üzerine yaptığımız tartışmalarda, hukuki bilgi ile kadınların bu haklardan fiilen yararlanabilmesi arasında büyük bir uçurum olduğunu görüyoruz. Siyasi katılım, parlamentoda temsil, çatışma dönemlerinde yaşanan cinsel şiddet ve savaş bölgelerindeki tecavüz gibi konuları konuşuyoruz. Bunların tamamı, aynı anda hem hukuki hem de toplumsal düzeyde ele alınması gereken meselelerdir. Bazı ülkelerde öne çıkan dini ve toplumsal söylemlerin, kadınlara ilişkin kalıplaşmış yargıları yeniden ürettiğini de görüyoruz. Bu nedenle bilgiye ve bilime duyulan ihtiyaç her zamankinden daha büyük. Çünkü gerçek değişim, yasal düzenlemelerden önce düşüncede başlar. Bu nedenle jineolojiyi yalnızca teorik bir çerçeve olarak görmüyoruz. Jineolojiyi, zamanla daha adil politikaların, yasal düzenlemelerin ve toplumsal uygulamaların gelişmesine katkı sunabilecek fikirlerin üretildiği bir alan olarak değerlendiriyoruz.
*Saha deneyiminiz, özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’deki çalışma yıllarınız göz önünde bulundurulduğunda, kadın meselelerine ilişkin bakış açınızı nasıl etkiledi? Bu deneyim Jineoloji Merkezi fikrine ne kattı?
Kuzey ve Doğu Suriye’deki 14 yıllık deneyimim, özellikle çatışmaların ve karmaşık sorunların yaşandığı bir ortamda bulunmak, bakış açımın oluşmasında büyük bir etkiye sahip oldu. Savaşlara, açlığa, insani kayıplara ve ağır sorumluluklar üstlenen, ön saflarda yer alan kadınlara rağmen; kadınların hakları ve aileye ilişkin medeni yasalar geliştirme, kadınların kamusal yaşama katılımını güvence altına alan bir model oluşturma konusunda güçlü bir irade vardı. Ancak aynı zamanda bu kazanımların siyasi koşulların değişmesiyle nasıl değişebileceğini de gördük. Kadınların katılımını sınırlayan ya da kadınların toplumdaki rolüne ilişkin geleneksel anlayışları yeniden üreten bazı yasa ve kararların ortaya çıktığına tanık olduk. Bu da kadın haklarının kendiliğinden kalıcı olmadığını, sürekli olarak düşünsel, hukuki ve toplumsal açıdan korunması gerektiğini gösteriyor.
Bu deneyimlerden hareketle, kadının kendi iradesi, gücü, cesareti ve güvenilirliğiyle toplumdaki yerini ortaya koyduğuna inanıyorum. Adaleti sağlamayı hedefleyen her projenin, kadınların karar alma süreçlerine tam katılımını sağlaması gerekiyor. Bu nedenle bizim için jineoloji bir siyasi parti ya da örgüt değil, bir düşünce ve yaklaşım biçimidir. Bugün yürüttüğümüz tartışmaların yarın yeni kavramlara, hatta toplumsal bir iradeye ve ortak çalışmaya dönüştüğü takdirde yeni yasal düzenlemelere de zemin hazırlayabileceğine inanıyoruz.
*Jineolojinin bir fikirden resmi bir araştırma merkezine dönüşmesi elbette bazı zorlukları beraberinde getirmiş olmalı. Resmi bir merkeze duyulan ihtiyacı neden gördünüz?
Daha önce de söylediğim gibi, jineoloji özünde varlığını sürdürebilmek için bir merkeze ihtiyaç duymuyor. Ancak çalışmalarını daha etkili biçimde yürütebilmesi için hukuki ve kurumsal bir çerçeveye ihtiyaç duydu. Merkezin kuruluş sürecinde bazı bürokratik ayrıntılarla karşılaştık. Ancak aynı zamanda kendi düşüncelerimizi kurumun yapısına da yansıtmak istedik. Örneğin bazı idari düzenlemeleri değiştirerek imza yetkisinin tek bir kişide toplanmamasını, karar alma süreçlerinin ortaklık temelinde yürütülmesini sağladık. Çünkü bizim için idari detaylar bile savunduğumuz katılımcılık anlayışını yansıtmalı.
Merkezin açılmasının sorunların çözüldüğü anlamına gelmediğini düşünüyorum. Aksine, asıl çalışmanın şimdi başladığına inanıyorum. Çünkü yalnızca söylemlerle yetinmek istemiyoruz; gerçek bilgi ve araştırmalar üreterek toplumsal değişime katkı sunmayı hedefliyoruz. Bugün karşımızda hakim zihniyet, kalıplaşmış yargılar ve birçok toplumda hala etkisini sürdüren erkek egemen kültür gibi önemli zorluklar bulunuyor. Bu nedenle merkezin kurulmasından sonra sorumluluğumuzun daha da arttığını düşünüyorum.
*Merkez önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik verecek? Çalışmaları yalnızca kadın meseleleriyle mi sınırlı olacak?
Araştırmalarımızı tek bir konuya ya da kadını toplumdan ayrı bir mesele olarak ele alan bir yaklaşıma sınırlamayacağız. Çünkü toplumu bir bütün olarak değerlendiriyoruz. Özgürlük kavramı, geçiş dönemi adaleti, kimlik, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, çatışma dönemlerinde ve çatışma dışındaki cinsel saldırılar, kadın sünneti gibi başlıklar üzerine çalışmalar yürüteceğiz. Bunun yanı sıra kadınları ve genel olarak toplumu ilgilendiren çok sayıda sosyal ve kültürel meseleye de odaklanacağız. Ayrıca dünyanın teknolojik gelişmelerle birlikte geçirdiği dönüşümlere, özellikle de yapay zeka alanındaki gelişmelere özel önem vereceğiz.
*Yapay zekaya birkaç kez değindiniz. Yapay zekanın kadınlar ve araştırma çalışmaları üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yapay zekayı ne tamamen bir tehdit olarak görüyoruz ne de tüm sorunların çözümü olarak değerlendiriyoruz. Biz onu eleştirel bir bakışla incelenmesi gereken bir araç olarak görüyoruz. Bugün teknolojinin düşünme, yazma biçimlerimizi, hatta duygularımızı ve insani ilişkilerimizi dahi etkilediğini görüyoruz. İnsan sanki fikirlerini ve tutumlarını üretme konusunda makinelere daha fazla bağımlı hale geliyor. Bu durum, yapay zekanın kadınlar, toplum ve bilgi üretimi üzerindeki etkisini ciddi biçimde tartışmamızı gerektiriyor. Bu nedenle araştırmalarımızın bir bölümünü yapay zekanın olumlu ve olumsuz yönlerini incelemeye ayıracağız. Yapay zekadan nasıl yararlanabileceğimizi, ancak onu eleştirel düşüncenin ya da insan deneyiminin yerine koymadan nasıl kullanabileceğimizi araştıracağız.
*Açık araştırmalardan söz ettiniz. Bu kavramla neyi kastediyorsunuz?
Ne yazık ki birçok araştırma hazırlanıyor, ancak daha sonra raflarda kalıyor ya da yalnızca sınırlı sayıdaki araştırmacının erişimine açık oluyor. Bizim hedefimiz, araştırmalarımızı kamuya açık bir tartışma alanına dönüştürmek. Böylece araştırmacılar, ilgili kişiler ve okuyucular bu çalışmalara ilişkin görüşlerini paylaşabilsin. Çünkü gerçek, tek bir bakış açısıyla değil, diyalog ve deneyim paylaşımıyla ortaya çıkar. Ayrıca araştırmalarımızın gerçek yaşamla bağlantılı olmasına önem veriyoruz. Sadece teorik incelemelerle ya da kitaplarda yer alan bilgileri aktarmakla yetinmeyeceğiz. Saha araştırmaları, anketler ve toplumsal gerçekliğin gözlemlenmesi yoluyla çalışmalar yürüteceğiz. Böylece araştırma sonuçlarının insanların günlük yaşamından beslenmesini ve gerçek çözümler üretmeye katkı sunmasını hedefliyoruz. Bunun yanında kadın kurumları ve farklı araştırma merkezleriyle iş birlikleri geliştireceğiz. Çünkü deneyim paylaşımının daha derin ve etkili bir bilgi üretmenin en hızlı yolu olduğuna inanıyoruz. Benim için önümüzdeki dönem, öğrettiğimiz kadar öğreneceğimiz, verdiğimiz kadar alacağımız bir dönem olacak. Çünkü gerçek bilgi tek yönlü bir süreçle değil, diyalog ve ortak çalışma ile gelişir.
*Jineoloji Düşünce ve Araştırma Merkezi için Mısır'ın seçilmesi birçok soruyu beraberinde getiriyor. Birçok ülkede ilişki ve deneyim ağınız olmasına rağmen neden Mısır'ı tercih ettiniz? Mısır sizin için düşünsel ve pratik açıdan ne ifade ediyor?
Mısır'a yaptığım ilk ziyaretten itibaren çalışmalarımı yürütmek istediğim yerin burası olduğunu hissettim. Bu yalnızca duygusal bir yaklaşım değildi, uzun vadeli bir araştırma projesi geliştirmeye elverişli kültürel, düşünsel ve tarihsel bir ortam görmemle bağlantılıydı. Mısır halkı kültürel birikimi güçlü bir halk. Her düşünsel projenin tarih, kültür ve diyalog kurma kapasitesine sahip bir topluma ihtiyaç duyduğuna inanıyorum. Ben de bunu Mısır'da gördüm. Medeniyet yalnızca geçmişi temsil etmez, aynı zamanda bugünkü düşünme biçimlerini de şekillendirir. Bu nedenle Mısır'da çalışmanın, gerçeklikle bağlantılı bilgi üretmek için bize önemli bir fırsat sunduğunu düşünüyorum.
Mısırlı kadınların da uzun bir mücadele ve etki tarihine sahip olduğunu düşünüyorum. Farklı toplumsal kesimleri bir araya getirme ve çeşitlilikle çalışma konusunda güçlü bir deneyimleri var. Burada geçirdiğim süre boyunca yalnızca kadınların desteğini değil, aynı zamanda çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve bu projeye inanan Mısırlı erkeğin desteğini de gördüm. Hukuki açıdan ise Mısır'da resmi bir merkezin bulunması, kurumsal çalışmalar yürütmemiz için daha geniş bir alan sağlıyor. Faaliyetlerimizi, programlarımızı ve araştırmalarımızı kayıt altına almak için açık bir çerçeve sunarak çalışmalarımızın güvenilirliğini ve sürekliliğini güçlendiriyor.
Mısır benim için aynı zamanda bölge tarihinin önemli bir parçası. Mısırlı araştırmacılarla bir araya geldiğimde kadın tarihi, medeniyet, arkeoloji ve kimlik üzerine geniş tartışma alanları açılıyor. Bu da her araştırma projesini zenginleştiriyor. Ayrıca Mısır'da kendimi Suriye'den uzak hissetmiyorum. İki ülke arasında derin tarihsel ve kültürel bağlar bulunuyor. Bunun yanı sıra Kürtlerin Mısır'daki tarihsel varlığı da bizi ortak bir kültürel alan içinde hissettiriyor. Bu nedenle burada kendimizi ayrı coğrafyalar içinde değil, ortak bir kültürel alanın parçası olarak görüyoruz.
*Bazılarına göre kadınların yaşadığı sorunlar birçok Arap ülkesinde benzerlik gösterirken, bazı yönleriyle yerel koşullara göre farklılaşıyor. Jineoloji Merkezi bu durumu nasıl ele alıyor? Kadın meselelerine yaklaşımınızda kesişimsel bir yöntem benimsiyor musunuz?
Farklı ülkelerdeki kadınları bir araya getiren ortak meseleler olduğuna inanıyoruz. Haklar, kimlik, geçiş dönemi adaleti, korunma ve ekonomik güçlenme gibi konular, tek bir ülkenin sınırları içinde ele alınamayacak başlıklar. Ancak aynı zamanda tüm ülkeleri aynı yöntemle değerlendiremeyiz. Çünkü her toplumun kendine özgü kültürel, hukuki ve sosyal özellikleri var. Mısırlı bir kadının karşılaştığı sorunlar, Suriyeli, Lübnanlı, Libyalı ya da Körfez ülkelerindeki bir kadının yaşadığı sorunlarla birebir aynı olmayabilir. Bu nedenle herkesi tek bir kalıba koymak mümkün değil. Yöntemimiz, her toplumu kendi bağlamı içinde incelemek ve aynı zamanda bölgedeki kadınları ortaklaştıran meseleleri dikkate almak üzerine kurulu. Bu nedenle her ülkeye yönelik bağımsız araştırmalar yürüteceğiz. Bu araştırmalarla o toplumun sorunlarını, fırsatlarını ve özgün koşullarını ortaya koyacak, ardından karşılaştırmalı çalışmalarla genellemelere ve ön yargılı yaklaşımlara başvurmadan daha derin bir anlayış geliştirmeye çalışacağız.
*Merkezin önümüzdeki döneme ilişkin stratejik planının temel başlıkları neler? Öncelikli olarak hangi alanlarda çalışmaya başlayacaksınız?
İlk aşamada merkezin ve jineoloji kavramının tanıtımına odaklanacağız. Bu kapsamda seminerler, toplantılar, tartışmalar düzenleyecek; kadın kurumları, araştırma merkezleri ve araştırmacılarla ilişkiler ağı kuracağız. Uzun vadede ise temel hedefimiz araştırmalar üretmek olacak. Aile içi şiddet, haklar, kimlik, adalet gibi toplumsal meselelerle bağlantılı, gerçek sorunlara dayanan ve bilimsel derinliği olan çalışmalar ortaya koymak istiyoruz. Ayrıca öğrenme ve uygulamalı eğitimi bir araya getiren atölyeler düzenlemeyi planlıyoruz. Böylece merkez, yalnızca bilgiyi tüketen değil, bilgi üreten araştırmacıların yetişmesine katkı sunan bir alan haline gelecek.
Önceliklerimizden biri de genç kadın ve erkekleri desteklemek olacak. Çünkü yönlendirmeye ve ciddi bir bilimsel ortamda çalışma fırsatına ihtiyaç duyan çok sayıda araştırma potansiyeli bulunuyor. Eğitim ve araştırma destek programlarıyla bu potansiyeli geliştirmeyi amaçlıyoruz. Kırsal kesimde yaşayan kadınlara da özel önem veriyoruz. Onlara sahada ulaşmayı temel hedeflerimizden biri olarak görüyoruz. Çünkü kırsal bölgelerde kadınların karşılaştığı birçok sorun geleneksel araştırmalarda yeterince görünür olmuyor. Bu nedenle sahada olmak, kadınları dinlemek ve gerçekliklerini doğrudan gözlemlemek istiyoruz. Bunun yanı sıra Mısır içinde ve dışında kadın kurumları ve araştırma merkezleriyle iş birliği içinde bölgesel konferanslar ve etkinlikler düzenlemeyi planlıyoruz. Amacımız deneyim paylaşımını artırmak ve ortak araştırma çalışmalarını güçlendirecek iş birlikleri kurmak.
*Merkez bu iş birliklerini oluşturmak için somut adımlar atmaya başladı mı, yoksa bu hala planlama aşamasında mı?
Aslında merkezin açılışından önce de bazı kurumlarla ilişkilerimiz ve iletişimimiz vardı. Ancak merkezin açılmasıyla birlikte bu çalışmalar üzerine inşa edebileceğimiz resmi bir çerçeveye sahip olduk. İlk aşamada akademisyenler ve uzmanlardan oluşan danışma kurulunun toplantısını gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu kurul aracılığıyla merkezin çalışma programını geliştirmek, önümüzdeki dönemin önceliklerini değerlendirmek ve deneyimlerden yararlanmak istiyoruz. Bunun ardından kadın kurumları, araştırma merkezleri ve araştırmacılarla bir dizi görüşme yaparak deneyim paylaşımına ve ortak projelere dayanan geniş bir iş birliği ağı oluşturmayı hedefliyoruz.
Henüz yolun başındayız ve merkezin açılışının üzerinden yalnızca birkaç gün geçti. Ancak bu başlangıcın, gerçeklikle daha fazla bağlantılı, kadınları ve toplumları destekleme kapasitesi daha güçlü bir bilgi üretimine katkı sunacak uzun soluklu bir araştırma sürecinin başlangıcı olmasını istiyoruz. Sonuç olarak gerçek bilginin ortaklıkla üretildiğine inanıyorum. Gerçek bir değişim önce diyalogla, ardından araştırmayla ve ortak çalışmayla başlar. Jineoloji Düşünce ve Araştırma Merkezi aracılığıyla güçlendirmek istediğimiz yol da budur.