Suriye’de müfredat değişikliği toplumsal eşitsizliği derinleştiriyor
Suriye’de eğitim müfredatındaki değişiklikler, kadınların toplumsal rolünü sınırlandırırken, çocukların düşünce dünyasını da etkiliyor. Eğitimciler ve aileler, bu değişikliklerin gelecek nesiller üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
SORGUL ŞÊXO
Qamişlo – Suriye Eğitim Bakanlığı’nın, ülkenin farklı bölgelerinde uygulanan müfredatları değerlendirme ve birleştirme sürecini başlattığına ilişkin açıklaması, geçici bir idari düzenlemenin ötesinde anlam taşıyor. Bu açıklama, aynı zamanda onlarca yıldır süren aydınlanma döneminin sona erdiğine ve daha radikal bir dönemin kapılarının aralandığına işaret ediyor. Eğitim çevreleri, 21’inci yüzyılın bilimsel gelişmeleri, eleştirel düşünce anlayışı ve ileri teknolojiyle uyumlu çağdaş müfredatlar beklerken, yapılan değişiklikler ve müfredata eklenen yeni kavramlar, gelecek nesillerin zihniyetini gericiliğe ve ataerkil anlayışa sürükleyen tehlikeli bir eğilimi ortaya koyuyor.
İlköğretim müfredatında yapılan değişiklikler, uluslararası görsellerin ve heykellerin kaldırılmasından tarihi eserlerin görsellerinin gizlenmesine, kadın ve kız çocuklarının fotoğraflarının değiştirilerek başörtüsü ve cilbabla gösterilmesine kadar uzanıyor. Bu kapsamda kadın doktorların görselleri de değiştirildi. Kız çocuklarının fotoğrafları erkek çocukların fotoğraflarıyla değiştirilirken, müfredatta yer verilen kız çocuklarına başörtüsü, erkek çocuklarına ise uzun entariler giydirildi.
Bu değişiklikler kıyafet, başörtüsü ve cilbabın ötesine geçiyor. İslam ve şeriat adı altında cahiliye dönemine dönüş girişimlerini ve bilimin gömülmesini içeriyor. Bugün değiştirilen dersler, nesiller üzerinde derin ve uzun vadeli etkiler yaratıyor. Eğitim Bakanlığı’nın bu yılki stratejisi oldukça tehlikeli. Bu değişiklikler, kız ve erkek öğrencilerin psikolojik gelişimleri üzerinde derin ve uzun vadeli psikolojik ve eğitsel etkiler bırakıyor.
Yapılan değişikliklere ilişkin Kürtçe öğretmeni Rojîn Mûsê, Psikolog Betûl Iwêra ve çocukları ilkokulda okuyan Semîra El-Hesen, ajansımıza konuştu.
‘Değişikler zamanın ihtiyaçlarına uygun değil’

Kürtçe öğretmeni Rojîn Mûsê, Suriye Eğitim Bakanlığı tarafından müfredatta yapılan değişikliklerin zamanın ihtiyaçlarına uygun olmadığını ve öğrencilerin yararına hizmet etmediğini belirterek, bu değişikliklerin çocukların tek taraflı ve karanlık bir zihniyetle yetişmesine yol açacağını söyledi. Rojîn Mûsê, “2020-2026 müfredatları ile 2011-2016 müfredatlarını karşılaştırdığımızda, 2025-2026 ilköğretim müfredatlarında çok büyük bir değişiklik olduğunu görüyoruz. Bu durum biz yetişkinleri bile şaşkına çeviriyor. Kız çocuklarının fotoğraflarının kaldırılması ya da üzerlerine başörtüsü ve cilbab eklenmesi nasıl bir zihniyetin ekilmesine yol açıyor? Herkes şunu bilsin ki Suriye tek renkli, tek dinli ve tek dilli değildir. Bu nedenle Suriye’nin çok renkliliği onun zenginliğidir ve Suriye bu şekilde güzelleşir. Tek din, tek dil ve tek renk üzerine kurulu müfredatların dayatılması, Suriye’de yaşayan halkların baskı altına alınmasıdır” sözlerine dikkat çekti.
‘Karanlık bir gelecek istemiyoruz’
Çocuklarını bilimle yetiştirdiklerini belirten Rojîn Mûsê, yeni müfredatın dayatılmasının çocukların düşünce dünyasını değiştirme tehlikesi taşıdığına dikkat çekerek, şunları söyledi:
“Tek dinli zihniyet çocuklarımızın düşüncelerini baskı altına alıyor. Biz çocuklarımızı gelişmeleri ve aydınlık bir geleceği güvence altına almaları için bilimle eğitiyoruz. Çocuklarımıza hizmet etmeyen karanlık bir gelecek istemiyoruz. Çünkü çocuğun zihni boş bir bilgisayar gibidir; içine ne koyarsanız onu alır. Bugünün nesilleri teknolojiyle büyüyor ve meydana gelen değişimlerle birlikte bunların farkına varacaklar. Örneğin kitaplarda bir şeyler yazıyor, ancak yaşamın içinde çok daha güzel şeyler ve ayrıntılar var. Ailelerinin desteği ve teknoloji sayesinde öğrencilerin küçük bir bölümü bugünkü müfredatlardan etkilenmeyebilir. Ancak büyük bir bölümü, kendilerine dayatılan karanlık zihniyetin olumsuz etkisi altında kalacak. Bu nedenle bugünkü müfredatlar, geleceğimizi yönetecek zihinlerin şekillenmesini engelliyor. Dünyanın dört bir yanındaki insan ve çocuk hakları örgütlerine çağrıda bulunuyoruz. Bizi yalnızca sözle değil, pratikte de desteklesinler.”
‘Kadınların rolüne dair dar bir bakış açısı var’

Psikolog Betûl Iwêra, eğitim müfredatının kadınların rolünü etkisizleştirmediğini ancak onları belirli bir imajla sınırlandırdığını belirterek, müfredatın çocuklara yalnızca bilgi kazandırmakla kalmadığını, aynı zamanda kendilerine, başkalarına ve topluma ilişkin düşünce ve algılarının şekillenmesine de katkıda bulunduğunu söyledi. Betûl Iwêra, müfredatta bazı kişilik özelliklerinin sınırlı biçimde temsil edilmesinin çocukları etkileyebileceğini ve kadınların rolüne ilişkin dar bir bakış açısı geliştirmelerine yol açabileceğini ifade etti.
Psikolog Betûl Iwêra da, eğitim müfredatının kadınların rolünü etkisizleştirmediğini, ancak onları belirli bir imajın içine yerleştirdiğini dile getirdi. Betûl Iwêra, “Eğitim psikolojisi perspektifinden bakıldığında müfredat, çocuklara yalnızca bilgi ve birikim kazandırmak için değildir. Aynı zamanda çocukların kendilerine, başkalarına ve topluma ilişkin düşüncelerinin ve algılarının şekillenmesine de katkıda bulunur. Bu da bir çocuğun, müfredatta sınırlı bir şekilde yer alan bazı kişilik özelliklerini gördüğünde bu değişikliklerden etkilenebileceği ve kadınların rolüne ilişkin dar ve sınırlı bir bakış açısı geliştirebileceği anlamına geliyor” dedi.
‘Müfredatta yapılan değişiklikler nedeniyle çocukların yaşayacakları dikkate alınmalı’
Ailenin çocuğun değerleri, eşitliği, sorumluluğu, dayanışmayı ve farklılıkları kabul etmeyi öğrendiği ilk ortam olduğunu vurgulayan Betûl Iwêra, şöyle konuştu:
“Ebeveynler olarak bu değerleri yalnızca sözlü yönlendirmelerle değil, çocuklarımızın önünde sergilediğimiz davranışlarla da aşılayabiliriz. Çocukların bu değerleri taklit, gözlem ve örnek alma yoluyla öğrendiğini biliyoruz. Bu durum anne ve babalara, çocuklarının önünde sergiledikleri her davranışın farkında olma sorumluluğu yüklüyor. Aile içindeki rollerin kız ve erkek çocuklar arasında, cinsiyet ya da cinsel yönelim gözetilmeksizin paylaşılması gerekiyor. Eğitim müfredatlarında yapılan son değişiklikler nedeniyle çocukların karşılaşabileceği çelişkilerin ve soruların dikkate alınması önemlidir.
Bu değişiklikler yalnızca eğitim müfredatıyla değil, başka faktörlerle de bağlantılıdır. Öğretmenlerin öğrencilerin sorularını dinlemesi ve çocukların bu değişiklikler nedeniyle ebeveynlerine yöneltecekleri sorular bunlardan bazılarıdır. Toplum; okullar, medya ve kültürel topluluklarla birlikte bilinçlendirme çalışmaları ve eğitim seminerleri düzenleyerek toplumumuzdaki temel değerlerin yerleşmesi ve çocuklarda güçlenmesine katkıda bulunabilir. Bu, çocuklar ile çevrelerindeki kişiler arasında açık bir diyalog kurulması yoluyla gerçekleşir.”
Betûl Iwêra, aidiyetin insanın kendisini toplumun bir parçası olarak hissetmesi anlamına geldiğini, ancak bir kadına sınırlı bir rol verilmesinin onun yaşadığı topluma aidiyet duygusunu azaltabileceğini belirtti. Betûl Iwêra, “Özgüven iki kaynaktan beslenir. Psikolojik boyutu, kişinin kendisini değerlendirmesini ve güçlü ve zayıf yönlerini anlamasını içerir. Diğer kaynak ise kadının çevresindeki insanlar tarafından takdir edilmesi ve toplum tarafından varlığının tanınmasıdır. Ancak toplumun bir kadına belirli bir rol vermesi, bazı kız çocuklarında özgüvenin azalmasına neden olabilir” sözlerine yer verdi.
Kız çocuklarında özgüven eksikliğine yol açan faktörlere dikkat çeken Betûl Iwêra, “Özgüven eksikliği yalnızca eğitim müfredatıyla bağlantılı değildir. Aile faktörünü, toplumsallaşma yöntemlerini, toplumu ve kadınla ilişki kuran kişileri de kapsar. Eğitim müfredatları da kız ve erkek çocuklarının özgüvenini yükseltme ya da azaltmada önemli bir rol oynar. Kendi rollerini sınırlı ve belirli bir imajla bağlantılı gördüklerinde bu durum, kendilerini toplum içinde ifade etme becerileri üzerinde olumsuz bir etki yaratabilir” ifadelerinde bulundu.
‘İçinde yaşadığımız kültürel çeşitliliği de dikkate almalıyız’
Daha iyi bir ruh sağlığı ve eğitim için değerlendirmelerde bulunan Betûl Iwêra, sözlerini şöyle tamamladı:
“Çocuklarımız için güvenli bir ortam oluşturmak, onların iyi bir eğitim seviyesine ve sağlıklı bir ruhsal duruma ulaşmalarına yardımcı olmak istiyorsak, bilgilerin dengeli ve bütünlüklü bir şekilde aktarılmasını düşünmeliyiz. Ayrıca içinde yaşadığımız kültürel çeşitliliği de dikkate almalıyız. Böylece çocuk, yaşadığı çevreyi bütün çeşitliliğiyle kabul edebilir.”

İki çocuğu ilkokula giden Semîra El-Hesen ise, değiştirilen yeni müfredatların cinsiyetçiliği öne çıkardığını söyledi. Semîra El-Hesen, “Kız çocukları ve kadınların fotoğraflarının müfredattan kaldırılması, kıyafetlerine cilbab ve başörtüsü eklenmesi cinsiyetçiliği öne çıkarıyor. Müfredattaki değişiklik toplum ve öğrenciler arasında çelişkilere yol açacak. Çünkü bu durum kız çocuğu ve erkek çocuğu ayrımını daha fazla öne çıkaracak. Bu değişiklikler beraberinde olumsuz sonuçlar getirecek ve kız ile erkek çocukları arasında mesafe oluşturacak. Birlikte oynamalarının ya da birbirleriyle iletişim kurmalarının yasaklanması gibi kaygılar ve çelişkiler ortaya çıkacak” sözlerine dikkat çekti.
İlgili taraflardan müfredatta yapılan değişiklikleri durdurmalarını isteyen Semîra El-Hesen, “Müfredat değiştirilmeli ve içinde hiçbir cihatçı unsur bulunmamalı. Her iki cinsiyet eşit olmalı ve eğitim haklarını birlikte sürdürmeliler. Burada birçok halk ve din var, ancak müfredat yalnızca İslam dinini vurguluyor. Biz İslam'a karşı değiliz, ancak Êzidîler ve Hristiyanlar da dahil olmak üzere diğer halkların kendi dinlerini ve kültürlerini öğrenme hakları var” diye belirtti.
Çocukların eğitim yükünün ağırlaştığını kaydeden Semîra El-Hesen, sözlerinin sonunda şu ifadelere yer verdi:
“Ev ödevlerini birlikte yaptığımızda çocukların yaşadığı zorlukları ve engelleri görüyorum. Çünkü bu yıl Arapça müfredatı dayatıldı ve eğitim alanında çocuklarımızın seviyesi de geriledi. Daha önce her şeyi Kürtçe öğreniyorlardı. Bu nedenle siyaset ve dini taassup eğitim alanından ayrılmalı. Çocukların siyasi müdahaleler olmadan doğru ve korunaklı bir eğitim alma hakkı var. Öğrenciler, başka bir dini zorla öğrenmeye mecbur bırakılmadan ana dillerini ve kendi kültürlerini öğrenme hakkına sahip olmalı.”