‘Bilgi toplumla buluşmadan özgürleşemez’
Avrupa Jineolojî Konferansı’nın üçüncü oturumunda kadın bilgisi, pedagoji ve araştırmaların toplumsal yaşama nasıl taşınacağı ele alındı. Delegeler, Jineolojî’nin akademik sınırları aşarak toplumun diliyle konuşması gerektiğini vurguladı.
Haber Merkezi- Hollanda’nın Haelen kentinde düzenlenen Avrupa Jineolojî Konferansı’nın üçüncü oturumu, bilginin toplumsallaşması ve bilimin sömürgeci etkilerden arındırılması başlığı altında yapıldı. Jineolojî’nin kolektif öğrenme deneyimleri, pedagojik yöntemleri ve bilgi üretme biçimlerinin ele alındığı oturumda, kadın bilgisinin toplumsal yaşama nasıl nüfuz edeceği ve demokratik toplum inşasındaki yeri tartışıldı. Jineolojî Komitesi üyeleri Yasemin Anday, Nûjîn Derya ve Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) üyesi Jînda Amed’in sunumlarıyla ilerleyen oturumda, eğitimden araştırmaya, akademilerin toplumsal rolünden yerel örgütlenmelerin güçlendirilmesine kadar geniş bir yelpaze değerlendirildi.
‘Eğitim, yeni insanın inşasının temelidir’
Kürt Özgürlük Hareketi’nin eğitim deneyimlerini ve Jineolojî’nin bu birikim üzerinden gelişimini ele alan Jînda Amed, eğitimin hareketin başlangıcından itibaren temel çalışma alanlarından biri olduğunu belirtti. Haki Karer ve Kemal Pir öncülüğünde sınırlı imkânlarla başlayan eğitim çalışmalarının zamanla farklı alanlara yayıldığını ve yeni yöntemlerle geliştirildiğini ifade eden Jînda Amed, bu çalışmaların yalnızca bilgi aktarımını değil, kişilik oluşumunu da hedeflediğini söyledi.
Eğitimlerde etik ve ahlak, insan ve doğa sevgisi, kadın özgürlüğü ve feodal etkilerin aşılması üzerinde durulduğunu belirten Jînda Amed, şöyle konuştu:
“Jineolojî de yaratılan bu değerler üzerinden yükseldi. Jineolojî bunların eseridir.”
Erkek egemen ve kapitalist zihniyetin aşılmasında eğitim ve öz eğitimin önemine dikkat çeken Jînda Amed, kişinin kendisini geliştirmesi için yoğunlaşmanın belirleyici olduğunu vurguladı. Önder Apo’nun paradigması temelinde akademilerin geliştiğini belirten Jînda Amed, eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının kadın özgürlüğü perspektifiyle sürdürülmesinin önemine işaret etti.
Avrupa’daki eğitim çalışmalarının Binevş Agal ve Sakine Cansız gibi kadınların öncülüğünde geliştiğini belirten Jînda Amed, devlet baskılarına ve erkek egemen zihniyete rağmen kadınların mücadeleyi sürdürdüğünü ifade etti. Jînda Amed, bu birikimin kültür, meclisleşme ve komün alanlarında çeşitli kazanımların ortaya çıkmasına katkı sunduğunu söyledi.
Kürt kadınlarının eğitim deneyiminin özgür yaşamın nasıl kurulabileceğine dair önemli yanıtlar geliştirdiğini kaydeden Jînda Amed, “Kadınlar erkek egemen baskıları aşmakla kalmadı, ‘Nasıl yaşamalı?’ sorusuna da cevap oluşturdu” dedi.
Jineolojînin toplumla bağı güçlendirilmeli
Jineolojî alanında konferanslar, eğitimler ve çeşitli araştırmalar yürütüldüğünü ancak mevcut çalışmaların geliştirilmesi gerektiğini belirten Jînda Amed, akademilerin ve komitelerin toplumsal yaşama daha fazla katılması gerektiğini vurguladı.
Jineolojî’nin kadın özgürlük mücadelesinin topluma dayalı ve enternasyonalist niteliğiyle bağını güçlendirmesi gerektiğini ifade eden Jînda Amed, çalışmaların toplumun ihtiyaçlarına nasıl yanıt verebileceği sorusunun tartışılması gerektiğini söyledi. Jînda Amed, eğitim ve araştırmaların kendi alanlarıyla sınırlı kalmaması, toplumsal ilişkiler ve örgütlenmeyle bütünleşmesi gerektiğine dikkat çekti.
‘Jineoloji özgür yaşamın bilgisini koyan bir bilim olarak doğdu’
Jineolojî Komitesi üyesi Yasemin Anday, Avrupa’da on yılı aşkın süredir yürütülen pedagojik çalışmaları ve alternatif öğrenme yöntemlerini değerlendirdi. Kadın köleliğinin toplumsal sorunların temelinde yer aldığını belirten Yasemin Anday, Jineolojî’nin bu gerçekliği ortaya koymak ve özgür yaşamın bilgisini geliştirmek amacıyla doğduğunu söyledi.
Yasemin Anday, “Toplumun sırtındaki hançer kadın köleliğiydi; bu hançer çıkarılmadan hiçbir toplumsal sorun kökten çözülemezdi. Jineolojî, işte bu hançeri tanımlayan, yerinden söküp atan ve yerine özgür yaşamın bilgisini koyan bir bilim olarak doğdu” dedi.
Avrupa’daki çalışmaların Kürt Kadın Hareketi’nin eğitim ve öz eğitim deneyiminden beslendiğini kaydeden Yasemin Anday, konferanslar, seminerler ve okuma gruplarıyla başlayan çalışmaların 2017’de Almanya’da gerçekleştirilen ilk Avrupa kampıyla yeni bir boyut kazandığını belirtti. Kamplarla birlikte öğrenmenin, kadınların birlikte yaşadığı, tartıştığı, araştırdığı ve sorumluluk paylaştığı ortak yaşamın içine taşındığını ifade etti.
“Bilgiyi yalnızca tartışmak değil, birlikte deneyimlemek ve yaşamla buluşturmak” gerektiğini vurgulayan Yasemin Anday, ortak yaşamın bireyci alışkanlıkları ve toplumsal çelişkileri görünür kıldığını söyledi. Xwebûn, hevaltî, eleştiri-özeleştiri ve tekmil gibi pratiklerin kadınların kendilerini ve ilişkilerini değerlendirmelerine alan açtığını belirten Yasemin Anday, şöyle konuştu:
“Komünal yaşam, yalnızca ortak bir mekânda bulunmak değil; birlikte düşünmek, sorumluluk üstlenmek, çelişkilerle yüzleşmek ve ilişkileri dönüştürmek için sürekli emek vermektir.”
Jineolojî çalışmalarında sözlü tarih, yaşam anlatıları, küçük grup çalışmaları, tiyatro, sanat ve hafıza yöntemlerinin de geliştirildiğini aktaran Yasemin Anday, bu yöntemlerin farklı kadınların deneyimlerini görünür kıldığını belirtti. Bununla birlikte, çalışmaların kadınların düşüncelerinde, ilişkilerinde ve örgütlenmelerinde yarattığı değişimin de değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Dil farklılıkları, ekonomik koşullar, çalışma saatleri ve çocuk bakımının kadınların eğitimlere katılımını etkilediğine dikkat çeken Yasemin Anday, Avrupa merkezli bilgi anlayışının ve araştırmalarda yararlanılan kaynakların da eleştirel biçimde sorgulanması gerektiğini söyledi. Farklı kadın hareketleriyle karşılıklı öğrenme ilişkilerinin geliştirilmesinin önemini vurgulayan Yasemin Anday, kamplarda edinilen deneyimlerin yerel örgütlenmelerde süreklilik kazanmasının temel sorunlardan biri olduğunu kaydetti.
Pedagojik çalışmaların sürekliliğinin sağlanması, farklı yerellerde üretilen bilginin ortak bir toplumsal birikime dönüştürülmesi ve öğrenmenin demokratik-komünal yaşamın inşasıyla bütünleştirilmesi gerektiğini belirten Yasemin Anday, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Jineolojî pedagojisinin temel meselesi yalnızca neyi öğrettiğimiz değil, öğrendiklerimizle nasıl bir yaşam kurabildiğimizdir.”
Kadın tarihi üzerine araştırmalar
Oturumun “Bilginin özgürleştirilmesinde Jineolojî’nin araştırma amaç ve yöntemleri” başlıklı bölümünde Avrupa’da Jineolojî bünyesinde yürütülen araştırmaların sonuçları paylaşıldı. Çalışma grupları; kadın tarihi, halk stranları, mitoloji, göç, sürgün, asimilasyon, köylü hareketleri, yurtseverlik ve aile üzerine yaptıkları araştırmaları aktardı.
Kürdistan, Fransa, Katalonya ve İspanya’da halk stranları üzerine yürütülen araştırmalarda, stranların kadınların kendilerini ifade etme yollarından biri olduğu ve kadınlara yönelik şiddetin bu eserlerde sıkça işlendiği belirtildi. Fransa’daki dil çeşitliliği ve zamanla tek dilin hâkim kılınması da araştırma başlıkları arasında yer aldı.
İtalya’da mitoloji üzerine yapılan araştırmalarda Medusa ve Athena gibi figürler Jineolojî perspektifiyle ele alındı. Çalışma grubunun aktarımında, mitolojik anlatıların erkek egemen yorumlarla şekillendirildiğine dikkat çekilerek şu ifadeler kullanıldı:
“Athena’nın erkeğin kafasından yaratıldığı, zayıf bir figür olarak patriyarkal ideoloji tarafından yansıtılıyor. Kadın bir tanrıça olarak yaşamın ve ölümün belirleyicisidir. Medusa’yı araştırdıkça başka tanrıçaların varlığına da rastladık. Paleolitik ve Neolitik dönem üzerine bir broşür de hazırladık. Bu materyalleri Jineolojîk bir perspektifle ele almakta zorlandık. Greko-Romen kültürü erkek egemen bakışla ele alınmış; biz de Jineolojî bakış açısıyla bir broşür hazırlamaya karar verdik.”
Katalonya tarihine ilişkin araştırmalarda ise göç, sürgün ve asimilasyonun yanı sıra tek dil dayatmasının toplumsal yaşamdaki etkileri incelendi. Franco faşizmi döneminde kadınların direniş deneyimlerini araştıran çalışma grubunun, ailelerle yapılan görüşmelerden hareketle bir kitap taslağı hazırladığı belirtildi. Aktarımda, o dönemi yaşayan kadınların çoğunun artık hayatta olmadığına dikkat çekilerek, tarihin henüz yeterince konuşulmayan yönlerinin kayıt altına alınmasının önemi vurgulandı.
Jineolojî bünyesinde yaklaşık altı yıldır sürdürülen son 500 yıllık köylü hareketleri, demokratik tarih anlayışı, yurtseverlik ve İsviçre’de demokratik aile alanındaki araştırmalar hakkında da bilgi verildi. Ailenin Jineolojî içerisindeki yerinin tartışıldığı, kadınlara yönelik atölye ve kamplar düzenlenerek çalışmaların sonuçlarının broşürlerle paylaşılmasının planlandığı ifade edildi.
Araştırma gruplarının genel değerlendirmesinde, tarihsel ve toplumsal olguların pozitivist anlayıştan uzak, Jineolojî perspektifiyle ele alınmasının önemine dikkat çekildi.
AKADEMİLERİN TOPLUMSAL ROLÜ TARTIŞILDI
“Jineolojî akademilerinin amacı, işlevi ve örgütlenme modeli nasıl şekillenecek? Demokratik modernite perspektifiyle akademilerin toplumsal rolü” başlıklı bölümde, Avrupa’da yürütülen araştırma ve tartışmaların toplumla buluşturulması gerektiği vurgulandı.
Atölye sonuçlarında, Jineolojî çalışmalarının dayandığı temeller üzerinden somut projeler geliştirilmesi, alan meclisleri arasındaki kopukluğun giderilmesi ve ortak bir paylaşım mekanizması oluşturulması gerektiği belirtildi. Akademilerin örgütlenmesinde diaspora koşullarının ve ihtiyaçlarının dikkate alınması, meclislere yönelik eğitimlerin yapılması ve seminerlerin somut projelere dönüştürülmesi önerildi.
Atölye aktarımında, “Alan meclisleri arasında kopukluk var, Jineolojî çalışmalarını sırf Jineolojî çalışanlarından bekleme var. Bunu gidermeliyiz. Paylaşıma dönük ortak bir mekanizma oluşturmalıyız. Akademileşme alanında diasporanın ihtiyaçları temelinde somut planlamalara ihtiyaç var” denildi.
Çocuklara yönelik çalışmaların geliştirilmesi
Sunumların ardından söz alan delegeler, Jineolojî’nin akademik kavramlarla sınırlı kalmaması, toplumun gündelik yaşamına ve ihtiyaçlarına yanıt veren çalışmalar yürütmesi gerektiğini belirtti. Kadınlarla kurulan ilişkilerin sürekliliği, kadın tarihinin yazılması, araştırma sonuçlarının ortak hafızaya dönüştürülmesi ve genç kadınlarla çocuklara yönelik çalışmaların geliştirilmesi öne çıkan başlıklar oldu.
Jineolojî’nin fazla akademik bir çerçevede ele alındığını söyleyen bir delege, farklı halklardan kadınlarla kamplarda bir araya gelmenin önemli olduğunu ancak toplumsal alandaki temasların da güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kürt kadınlarının Lahey’deki azınlık platformunda yer almamasına dikkat çeken delege, Jineolojî’nin de uluslararası alanda kadınların ve halkların temsilini güçlendirecek öneriler geliştirebileceğini ifade etti.
Kadın evi, jineolojî komünleri ve hafıza çalışmaları önerildi
Delegeler, Jineolojî çalışmalarının toplumsal karşılığını güçlendirmek amacıyla çeşitli somut öneriler de sundu. Bakurê Kurdistan’dan gelip ülkesine dönemeyen kadınların birlikte yaşayabileceği bir kadın evi kurulması, kitap ve tiyatro alanlarında komünler oluşturulması, ortak ürünler geliştirilmesi ve kadın direniş kültürüne ilişkin deneyimlerin farklı ülkelerde araştırılması öneriler arasında yer aldı.
Ayrıca dönemsel projeler çerçevesinde Jineolojî komünlerinin kurulması, derneklerde geçmişten bugüne deneyim sahibi insanların yaşam öykülerinin kaydedilmesi ve bu anlatıların arşivlenmesi gerektiği ifade edildi. Bir delege, hafıza çalışmalarının önemine dikkat çekerek derneklerde yaşanmışlığı olan kadınların deneyimlerini paylaşmasının ve toplum tarafından dinlenmesinin ortak bilgi birikimini güçlendireceğini belirtti.
Genç kadınlar ve çocuklara yönelik çalışmaların da temel öncelikler arasında yer alması gerektiği vurgulandı.
Avrupa Jineolojî Konferansı’nın üçüncü oturumu, araştırmaların toplumsallaştırılması, akademilerin yerel örgütlenmelerle ilişkisinin güçlendirilmesi ve Jineolojî’nin kadınların gündelik yaşamına daha fazla dokunması yönündeki tartışmalarla tamamlandı.