AKP artık bir karar vermeli- ANALİZ
Barış ve Demokratik Toplum süreci bölgeye çıkış yaptıracak konumda. AKP artık bir karar vermeli, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünden yana mı tavır alacak, yoksa oyalama ve tasfiye politikasını sürdürerek, ülkeyi kaosa mı sürükleyecek?
BERİVAN ZİLAN
Haber Merkezi - Dünya sisteminde ve halklar cephesinde ciddi arayışların yaşandığı bir dönemdeyiz. 3. Dünya Savaşı hükmünü icra ediyor. Savaşın merkezi de Ortadoğu’dur. Bu savaşla birlikte bölgeyi istikrarsızlaştırma temelinde yaklaşımlar sürmekte. Kürtler Ortadoğu’da özneleşme gücünü kazanmıştır. Dolayısıyla Kürtler üzerinden stratejiler devreye konulmakta.
Kürt merkezli üç strateji
Ortadoğu’da Kürt merkezli üç strateji mücadele içindedir. Birincisi bilenen yüz yıllık inkârcılıktır. Fiilen Kürtlerin varlığı kabul edilse de halen bunun resmi kabulüne yanaşılmıyor. İkincisi ilkel milliyetçiler için ulus devletçiliktir. Bu eğilimin güçlü dış dayanakları vardır. Üçüncüsü demokratik toplum-ulus stratejisidir.
Uluslararası güçlerin Ortadoğu üzerinden yürüttüğü hegemonya savaşında bir taraftan ABD-İsrail öncülüğünde vahşi kapitalizm saldırıları devrede. Diğer taraftan da başını İngiltere’nin çektiği ve bölge devletlerinden Türkiye’nin de desteklediği statükoyu koruyan eğilimler var. Bunların yanı sıra Çin’in sessiz sedasız ilerleyişi söz konusu. Bu eğilimlerin somut çatışmasını en son İran’a yönelik geliştirilen saldırılarda gördük. İran savaşının bir kazananı olmamasına rağmen her iki taraf da sonuçtan kendisine pay çıkarmaya çalıştı. Fakat en çok kaybeden yine halklar oldu. İçte geliştirilen idam ve tutuklama politikaları, saldırılar sonucu göç ve katliam halklara yönelik ciddi bir baskı oluşturdu. Bölge bu hegemon güçlerin saldırıları altında kendi başına çıkış yolları yaratamıyor. Zaten bölgeye reva görülenin monarşi olduğu da temsilcileri Tom Barrack tarafından açıkça dile getirildi. Sistemin bu haliyle dizayn çabaları devam ediyor, geliştirilen uzun vadeli stratejik planlamalarla bunun yolları döşeniyor. Mevcut konjektürün Ortadoğu için sürekli değiştiği bir süreç. Önder Apo’nun son görüşmesinde dikkat çektiği gibi İran ve İsrail gibi bölge devletlerinin katılaştığı, milliyetçiliğin körüklendiği, halklar arası çatışmaların hedeflendiği bölge denklemi hala her şeye gebe pozisyonda. Dizaynın sürdüğü böylesi bir süreçte Türkiye’nin konumunun da bu haliyle kalması beklenmez. Türkiye’nin mevcut dar boğazdan çıkışı demokratik cumhuriyet paradigmasındadır.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci ve getirecekleri
Önder Apo’nun geliştirdiği “Barış ve Demokratik Toplum” süreci bölgeye çıkış yaptıracak konumda. Geliştirilen bu süreç sadece Kürdistan özgürlük mücadelesi için bir strateji değişimini ifade etmiyor. Bölge sorunlarına da stratejik çözümler geliştiriyor. Önder Apo’nun başlattığı sürecin başarıya ulaşmasında temel etken de fiziki özgürlüğünün sağlanmasından geçiyor. Süreci yönetecek, perspektiflendirecek, buna göre siyasi hamleler oluşturacak koşullar salt iletişim eksikliğinin giderilmesiyle değil ancak fiziki özgürlüğü ile sağlanabilir. Sürecin gidişatının kendisi için yarar getirmeyeceğini ve sıranın kendisine geleceğini gören TC bu nedenle bundan yaklaşık 1.5 yıl önce Önder Apo ile görüşmelere başladı. Süreci başlatan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli daha o zaman Önderlik için “gelsin mecliste konuşsun” dedi. Mecliste konuşmak demek kendisiyle beraber fiziki özgürlüğü de getirmesine rağmen süreç içerisinde söylemlerinden çark ettiler. İmralı’da hazırladıkları söylenen 2. ev ve son açıklamalarla Önderliğin esaret koşullarını sürdüreceklerinin sinyallerini verdiler. Uluslararası yasal prosedürler gereği uygulanması gereken umut hakkı bile pazarlık konusu yapıldı. Bu konuda tüm uluslararası devletler de göz göre göre kendi yasalarını çiğnedi. Normalde AKBK’nin Haziran toplantısında umut hakkını da gündeme alması gerekirken yapılacak toplantıda umut hakkının gündeme alınmayacağı basına yansıdı. Üstelik bu süreçte Önderlik üzerindeki tecrit yoğunlaştı, olağan avukat ve aile görüşleri yaptırılmadı, DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeleri de Türk yetkililerin insafına kaldı. Neredeyse 2 ay zaman aralığı sonrasında heyetin görüşmesi gerçekleşebildi. Tüm bunlar sürecin sağlıklı yürümediğinin göstergesidir. Önderliğin mevcut konumunu dar siyasal tanımlamalara sıkıştıran, dönemsel ele alan, Kürt halkının siyasi iradesi olarak görmeyen açıklamalara karşı daha net tutum koymak elzemdir. Bu noktada Bahçeli’nin 7 maddeyle ifadeye kavuşturduğu son açıklama da bu çerçevede ele alınmalıdır. Özellikle Önderliğin mahkumiyetinin devam edeceği, siyasi koordinatörlüğü salt örgüt tasfiyesiyle sınırlayan söylemleri sürece ciddi yaklaşılmadığının göstergeleridir. Önderliğin özgür yaşar ve çalışır koşulları oluşmadan geliştirilen tüm yaklaşım ve söylemler süreci geriye çeken tutumlardır.
Hızlı ve yerinde kararlar alınmadığı müddetçe darbe mekaniği devrede olacaktır
Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde özgürlük yasalarının çıkarılması, özgürlük hareketi üyelerinin demokratik siyasete katılmasının önü açılması gerekirken CHP’ye yönelik alınan mutlak butlan kararı ile demokratik siyaset kanallarının önü kapatılmış oldu. Yapılan bu uygulama Gladio’nun eliyle darbe mekaniğinin devrede olduğunun göstergesidir. Mesele salt bir partinin iç mücadelesi değil, iktidar eliyle Türkiye siyasetinin dizayn edilmesidir. İktidarın muhalefeti biçimlendirme çabalarıdır, demokrasinin çiğnenmesidir. Dolayısıyla sürecin hassasiyeti bir kez daha görülmüştür. Süreç için hızlı ve yerinde kararlar alınmadığı müddetçe darbe mekaniği hep devrede olacaktır. Süreci baltalama girişimleri norm dışı devlet tarafından uygulanacaktır. Bu noktada AKP iktidarının artık bir karar vermesi gerekmektedir. Mevcut demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünden yana mı tavır alacak, yoksa oyalama ve tasfiye politikasını sürdürerek, ülkeyi kaosa mı sürükleyecek? Demokratik çözüm süreci dendikçe anti demokratik uygulamalar çoğaldı. Bir gecelik kararlarla kurumlar kapatılıyor, siyasi partilere müdahale oluyor. AKP iktidarını kalıcılaştırmak için iktidar olasılığı olan tüm partileri bertaraf ediyor. Böylesi uygulamalar karşısında beklentili ruh halini aşarak ve pozitif eleştirileri güçlendirerek söz sahibi olmak önemli. Acil bir şekilde demokratikleşmenin gelişmesini sağlayacak çerçeve yasalarının çıkarılması gerekli.
Suriye’de entegrasyon süreci
Rojava’da entegrasyon tartışmaları çerçevesinde yürüyen süreç ve Önderliğin geliştirmiş olduğu süreç eş zamanlı gelişmektedir. Önderlikle görüşmeler kesildiğinde, oyalayıcı tutumlar devreye girdiğinde Rojava süreci de tıkanıklık yaşamaktadır. Tüm halklar ve inançlar tarafından meşruiyeti kabul edilmeyen geçici yönetimin demokratik entegrasyon sürecini teslimiyet olarak algıladığı anlaşılıyor. Rojava Kürdistan’ında vekil belirleme sürecinde yaşananlar, YPJ’ye yaklaşım, Kürt dil statüsüne saldırılar, okul ve eğitim sistemini bertaraf etme yaklaşımlarından bunları gördük. Halk meclisi için göstermelik bir seçimle kendi zihniyetlerine uygun atamalar yapmaları daha da tartışılacağa benziyor. Dolayısıyla ortada bir entegrasyon değil, kendi zihniyetini konumlandırma vardır. Halbuki demokratik entegrasyon özgür tercihle gerçekleşir. Gönüllülüğe dayalıdır. Tarihsel sosyoloji ile güncel duruma bakarak hangi ittifakın kendisi için uygun olacağına halkın karar vermesidir. Demokratik entegrasyon konusunda kavram kargaşası yaratılmak isteniyor. Aslında demokratik modernite paradigmasına felsefesine, ideolojik politik çizgisine hakim olanlar için her şey nettir. Genelde “entegrasyon” denilince bireysel haklar temelinde anlaşılıyor. Oysa demokratik entegrasyon demokratik ulusu esas alıyor. Dolayısıyla bireysel haklar temelinde değil, kolektif haklar temelinde katılımı esas alıyor. Toplamında halkın mevcut statüsünün kabul edilmesidir. Mevcut sistem en çok da kadınlar için tehlike barındırmakta. Bir kadın devrimi olarak tüm dünyaya ilham veren Rojava’nın savunulması, kadınların savunma gücü YPJ’nin sahiplenilmesi bizler içim önemlidir.
Kadın özgürlük mücadelesi öncülüğünde daha aktif bir katılım sergilenmeli
Süreçte kadın özgürlük hareketi öncülük misyonunu üstlenmiş durumda. Kadına karşı geliştirilen her türlü saldırılara ve kadını savunmasız bırakmaya çalışan erkek egemen yaklaşımlara karşı ciddi bir mücadele söz konusu. Kadınlara sahte özgürlük tuzaklarıyla yaşam alanları sunduğunu savunan sistem ekonomik, politik, fiziksel saldırılarla her gün kadınları kurban ediyor. Kadın kırım politikaları hız kaybetmeden sürüyor. Taciz, tecavüz, katletme, faili koruma, kadını geleneksel aile sınırları içine hapsetme devam eden esaslı uygulamalardır. Kadınlar bu uygulamalara karşı eylemler geliştirdi. Yanı sıra demokratik komünleşme perspektifi ile de yansıyan çalışmalar var. Kadın özgürlük mücadelesi öncülüğünde sürecin başarıya evrilmesi için herkesin daha aktif bir katılım sergilemesi gerekir. Tarihi sorumluluk biz kadınlardan bunu beklemektedir. Demokratik toplumun için kurucu görevlerini yerine getirecek kadınların zamanıdır.