Kişisel Statü Kanunu’nun 70’inci yılı: Feministlerden ‘geriye gidiş’ uyarısı

Tunus’ta Kişisel Statü Kanunu’nun 70’inci yılında feministler, kadınların kazanımlarını hedef alan gerici söylemlere karşı “geriye gidiş” uyarısında bulundu.

Tunus – Bağımsızlık sonrası devletin mirası ile siyasi ve toplumsal gerilimin arttığı mevcut koşullar arasında Tunuslu kadınlar, Kişisel Statü Kanunu’nun kabulünün 70’inci yılını sembolik olarak karşıladı. Yıldönümüyle birlikte eşitlik ve özgürlük mücadelesinin geldiği nokta yeniden tartışmaya açıldı. Feminist hareketler, modern devletin temel dayanaklarından biri olarak kabul edilen bu tarihi kazanımı yalnızca geleneksel etkinliklerle kutlamak yerine siyasi iktidara ve topluma yönelik sorgulamayı öne çıkardı.

Tunus’ta kadınlar aile içi şiddetten tarım işçisi kadınların ağır çalışma koşullarına, toplumsal yaşamda ve yasalarda devam eden ayrımcılığa kadar ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıya kalmayı sürdürüyor. Bu kaygılar, kadınları yeniden geleneksel rollere hapsetmeyi amaçlayan sağcı, popülist ve gerici söylemlerin küresel ve yerel ölçekte güç kazanmasıyla daha da artıyor. Söz konusu söylemler artık yalnızca toplumun kıyısında ya da dijital medya ağlarında değil; hükümet kurumlarında, resmi platformlarda, parlamentoda ve dini çevrelerde de karşılık buluyor.

‘Siyasi bir dönemeç ve feministler olarak kendimizi sorgulama zamanı’

Tunus Demokratik Kadınlar Derneği Genel Sekreteri ve avukat Hala Bin Salim, Kişisel Statü Kanunu’nun kabulünün 70’inci yıldönümünün yalnızca ulusal bir kazanımın kutlandığı bir gün olarak görülmemesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

“Kişisel Statü Kanunu’nun 70’inci yıldönümü yalnızca bu ulusal kazanımı kutladığımız bir gün olmamalı. Aynı zamanda siyasi bir dönemeç, feministler olarak kendimizi ve mücadelemizi sorguladığımız bir süreç olmalı. Kanunun kabul edilmesinin üzerinden 70 yıl geçti. Bugün siyasi iktidara, eşitliğin sağlanması konusunda ne kadar ilerleme kaydedildiğini sormamız gerekiyor. Kişisel Statü Kanunu, 1956 yılında alınmış siyasi ve reformcu bir karardı. Kadınların statüsünü değiştirdi; kadınlara hukukta, toplumda ve aile içinde önemli bir konum kazandırdı. Kadınları ilerici ve modern bir sürece taşıyan bu proje yalnızca korunmamalı, aynı zamanda sürekli geliştirilmeli.

Aradan 70 yıl geçmesine rağmen kadınlar hala aile içinde öldürülüyor. Tarım işçisi kadınlar, ‘ölüm kamyonları’ olarak adlandırılan araçlarda ağır koşullarla ve ölümle karşı karşıya kalıyor. Kadınlar hem toplumsal yaşamda hem de hukukta farklı ayrımcılık biçimlerine maruz kalmaya devam ediyor.

Tunus hükümeti, 2011 yılında Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne (CEDAW) yönelik çekincelerin kaldırılması gibi yükümlülükler üstlendi. Ancak bunlar kadınların günlük yaşamına yansımadı. Aksine bugün hak ve özgürlüklerin daraldığı, gerici söylemlerin güçlendiği bir süreçle karşı karşıyayız. Tunus da hak ve özgürlük karşıtı hareketlerin, popülist ve gerici söylemlerin ve sağ güçlerin yükseldiği küresel süreçten bağımsız değil. Bu muhafazakar söylemler kadınların kazanımlarını hedef alıyor ve kadınları yeniden geleneksel rollerine döndürmeye çalışıyor.

Tunus’ta bu söylemler artık toplumun kıyısında kalan ya da herhangi bir siyasi gücü bulunmayan kesimlerle sınırlı değil. Sosyal medya üzerinden geniş bir alana yayıldığı gibi hükümet kurumlarında da karşılık buluyor. Parlamentodaki bazı milletvekilleri ‘demografik’ gerekçelerle Kişisel Statü Kanunu’nun değiştirilmesini talep ediyor. Sanki kadın yalnızca doğum yapan bir araçmış ve kadınların bedenleri üzerinde kontrol kurulabilirmiş gibi davranılıyor.

Bu yönelim medya ve dini platformlara da yayılıyor. Camilerde kadınları geleneksel rollerine geri döndürmeye çalışan ayrımcı söylemler dile getiriliyor. Siyasi iktidar burada tüm sorumluluğunu üstlenmeli. Hükümet ağustos ayında kadın haklarını kutlarken aynı zamanda ülkeyi modern ve ilerici devlet anlayışının gerisine götüren bu popülist ve gerici söylemleri normalleştiremez.

Feministler olarak savunduğumuz proje, 70 yıl önce temelleri atılan bir toplum modelidir. Bu proje hak ve özgürlükler mücadelesinden ve eşitlik mücadelesinden ayrı düşünülemez. Kadın hakları da demokrasiden ayrı ele alınamaz. Özgürlüklerin baskı altına alındığı, kadınların cezaevlerine konulduğu ya da yurttaşların adalete erişim ve adil yargılanma hakkının güvence altında olmadığı bir devlette gerçek ve fiili eşitlikten söz edilemez.”

‘Son 10 yılda yeni bir kazanım elde edilmedi’

Kişisel Statü Kanunu’nun 70’inci yıldönümünün hem özel hem de kamusal alanda devam eden ayrımcılığı yeniden gündeme getirdiğini belirten Hala Bin Salim, yıllardır sürdürülen mücadelenin ardından yeni kazanımlar elde edilmesi gerektiğini söyledi. 2018 yılında gündeme getirilen mirasta eşitlik talebini hatırlatan Hala Bin Salim, “Son 10 yılda yeni bir kazanım elde edilmedi” dedi.

Mücadelenin sürdürülmesinin toplumsal ve siyasi bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Hala Bin Salim, Kişisel Statü Kanunu’nun geliştirilmesi ve ayrımcılık içeren tüm maddelerin kaldırılması gerektiğini belirtti. Hala Bin Salim, kadınlar ve erkekler arasında eşit bir statünün ancak bu şekilde sağlanabileceğini ifade etti.

‘Aileyi parçalayan kadın hakları değil, şiddettir’

Kişisel Statü Kanunu’nun aile yapısını parçaladığı yönündeki iddiaları reddeden Hala Bin Salim, “Ailenin parçalanmasının nedeni kadınların şiddete maruz bırakılması, kadınları geleneksel rollerine geri döndürme ve onlardan kendi onurlarını feda etmelerini isteme anlayışıdır” dedi.

Hala Bin Salim, kadınların yeni kazanımlar elde edebilmesi için mevcut dönemin daha güçlü bir toplumsal farkındalık gerektirdiğini belirterek, kadınların hak sahibi bireyler olarak onurunu koruyan demokratik ve sosyal bir devletin inşa edilmesi gerektiğini söyledi.

‘Kazanımlar korunmalı ve geliştirilmeli’

Hükümet politikalarının eleştirilmesi gerektiğini belirten Hala Bin Salim, hukukun ve toplumsal hareketliliğin değişimdeki rolüne dikkat çekti. Kişisel Statü Kanunu’nun 1956 yılında, toplumun söz konusu değişikliklere henüz tam olarak hazır olmadığı bir dönemde çıkarıldığını hatırlatan Hala Bin Salim, “Yasa etkili bir değişim aracı oldu ve toplum da zaman içinde onunla etkileşime girdi. Bugün yapılması gereken bu kazanımları korumak ve geliştirmektir” dedi.

‘Aile ve kadın haklarını tehdit eden ciddi bir tehlike’

Feminist aktivist Jannat Kaddachi, kadınların kazanımlarına yönelik gerileme tehlikesine dikkat çekerek şöyle konuştu: “Tunus, bağımsızlık ve modern devletin inşa edildiği dönemde Kişisel Statü Kanunu’nu kabul ederek kadınların korunması konusunda öncü Arap ülkelerinden biri oldu. Aradan 70 yıl geçti. Feministler olarak beklentimiz bu kazanımlarla yetinmek ya da geriye gitmek değil; mirasta eşitlik gibi taleplerle kazanımları daha ileriye taşımaktı.

Bugün ise kurumsal olarak desteklenen popülist bir söylemle karşı karşıyayız. Parlamentoda boşanma işlemlerinin mahkemelerin dışına çıkarılmasını öngören yasa önerileri ve tasarıları gündeme getiriliyor. Bu, aileyi, çocukların ve kadınların haklarını ve aile bütünlüğünü tehdit eden ciddi bir tehlikedir. ‘Aile bütünlüğünü koruma’ söylemi kadınların haklarını hedef almak için kullanılıyor; aile ve çocukların tehdit altında olduğu öne sürülerek kadınların kazanımları tartışmaya açılıyor.

Hükümet de bu yaklaşımı dolaylı biçimde destekliyor. Kadınlara ve çocuklara nafaka ödemedikleri için haklarında hüküm verilen mahpusların serbest bırakılması bunun örneklerinden biridir. İktidar yanlılarının desteklediği popülist söylemler içinde resmi nikâh olmaksızın yapılan evliliklerin yeniden yaygınlaştırılması da gündeme getiriliyor. Sosyal medya ve alternatif medya bu söylemlerin yayılmasında önemli bir rol oynuyor. Bu düşünceler bazen başlangıçta şaka yoluyla dile getiriliyor ancak zamanla Tunus toplumunun kolektif bilinçaltında yerleşiyor ve fikir giderek normalleştiriliyor. Ardından ‘Diğer Arap ülkelerinde varken neden Tunus’ta yok?’ diye sorulmaya başlanıyor ve böylece bu düşüncenin toplumsal olarak kabul edilmesinin zemini hazırlanıyor.”

‘Kadın hakları gerçek bir tehditle karşı karşıya’

Hükümetin görevinin kadınların haklarını korumak ve desteklemek olduğunu vurgulayan Jannat Kaddachi, feminist hareketlerin bugün kadın haklarını tehdit eden gerçek bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu ve bu nedenle alarm zillerinin çalınması gerektiğini söyledi.

Feminist aktivist Jannat Kaddachi sözlerini şöyle tamamladı: “Tunus devleti olarak bağımsızlıktan bu yana sürekli kazanımlardan ve ilerlemeden söz ediyorduk. Bugün ise kendimizi gerilemeden söz ederken buluyoruz. 21’inci yüzyılda bir adım ileri atmayı beklerken nasıl olur da geriye doğru gittiğimizi görürüz? Asıl tehlike budur. Feministler olarak üzerinde çalıştığımız ve karşı durduğumuz tehlike de budur.”