Üniversiteli kadınlar itaat etmiyor, sokağa çıkıyor

Türkiye’de 19 Mart’tan bu yana kadınlar sokağa çıkarak taleplerini haykırıyor. ‘Aile Yılı’ söylemleri ile eve hapsedilmek istendiklerini belirten üniversiteli kadınlar, mesajlarını sokaklardan veriyor.

SERPİL SAVUMLU

İstanbul- AKP iktidarının en başından beri hedeflerinden biri kadınlar oldu. Eline geçen her fırsatta kadınların çalışma yaşamından kahkahasına, kazanılmış haklarından yasalarına kadar hedef alan iktidar 2025’i ‘Aile Yılı’ ilan etti. Ülkede derinleşen ekonomik krizin yükünü en ağır şekliyle kadınlar sırtlanırken, adım adım ilerleyen otoriterleşme ve bunun baskılarını da yine kadınlar omuzlarında taşıyor.

‘Aile yılı’yla ekonomik krizden çıkış yolunu kadınlara yükleyen iktidar, güvencesiz, düşük ücretleri ve daha ağır koşulları kadınlara dayatıyor. Bu sömürü koşullarında kadınlara reva görülen bir yandan da evlerine kapanmaları ve dört duvar arasında bir yaşam sürmeleri. Kadınlar için ‘en güvenli’ yerler olarak tarif edilen evleri de kadın katliamlarının yaşandığı alanlar olarak kayıt altına alınıyor. Kadınlar ‘Aile Yılında’ evlerinde, sokakta, iş yerlerinde en yakınlarındaki erkekler tarafından katlediliyor. Kadın katliamlarının arttığı belirtilen bu dönemde şüpheli kadın ölümlerinin yükselişi de endişe verici boyutlarda seyrediyor.

Belirsiz bir gelecek için çıkış yolu aranıyor

Tüm bu tablo içinde üniversiteli kadınların durumu da elbette hiç iç açıcı değil. Ekonomik kriz nedeniyle öğrenciler çok derin bir yoksullukla mücadele ediyor ve güvencesiz yarı zamanlı yerlerde çalışmak zorundalar. Diğerlerine göre daha şanslı görülen ve yurtlarda kalanlar içinde durum farklı değil. Yurt asansörlerinde sıkışarak yaşamlarını yitirenler, şüpheli ölümlerde isimleri listelerde yer alanlar, yine yurt içine kadar giren erkekler tarafından tehdit ve tacize maruz kalanlarla birlikte yaşanan hak ihlalleri uzayıp gidiyor. Şiddet, taciz ve katliamların hedefi olan üniversiteli kadınlar, belirsiz bir gelecek içinde çıkış yolu arıyor.

Belediyelere atanan kayyımla kadınlar hedef alınıyor

Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla sonuçlanan süreçte bu durumu halkın iradesine karşı sürdürülen bir politikanın parçası olarak gören kadınlar, hak gasplarına karşı mücadele de en önde yer aldı. Daha önce de yaşanan kayyım protestolarında yine en önde kadınlar yer almıştı. Çünkü kadınlar, bu durumu seçme seçilme haklarına karşı bir müdahale olarak tarif ederken aynı zamanda belediyeler eliyle kazandıkları; dayanışma merkezleri, sığınma evleri, kreşler ve istihdam olanaklarının hedefe konduğunu belirtiyor. Kayyımların göreve geldiklerinde ilk kapattıkları alanların kadın kurumları olması da tesadüf değil bir gerçeği yansıtıyor. 

31 Mart 2024 Yerel Seçimleri’nden hemen sonra Haziran 2024’te ilk kayyım DEM Partili Colemêrg (Hakkari) belediyesine atandı. Colemêrg Belediyesi ile başlayıp son olarak Şişli Belediyesi’ne atanan kayyum ile toplam 13 belediyeye kayyım atanmış oldu.

Aile Yılı genç kadınlara bir mesaj

Son günlerde üniversitelerde yükselen eylemlerin en önünde de yine üniversiteli kadınlar vardı. Kampüs Cadılarından Seçil Murtazaoğlu ile kadınların tepkisini ve ne istediklerini konuştuk. Seçil Murtazaoğlu, bu kısa söyleşi henüz yazılmadan evi basılarak gözaltına alınmıştı, 25 Mart akşam saatlerinde tutuklandı.

Konuşmasının başında 2025 yılının özellikle ‘Aile Yılı’ ilan edildiğine dikkat çeken Seçil Murtazaoğlu, bu yılın aile adı altında kadınları daha çok baskı politikalarının geliştirildiği bir yıl olarak tarif etti. Aile yılı ile özellikle genç kadınlara mesaj verildiğini vurgulayan Seçil Murtazaoğlu, kadınların eğitimden çok evlenmeleri, çocuk dünyaya getirmeleri yönünde teşvik edildiğini ve toplumunda bu yönde dizayn edilmeye çalışıldığını ifade etti. Seçil Murtazaoğlu, kadınların ‘Aile Yılıyla’ birlikte kurulmaya çalışılan düzene karşı sokağa çıktığını aktardı.

‘Mücadele devam edecek’

Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesinin öğrenci kadınların belirsizleşen geleceğinde daha fazla kaygı yarattığını anlatan Seçil Murtazaoğlu, “AKP-MHP iktidarının ‘istediğimizi yaparız!’ politikasının zirveye çıktığı bir yerdeyiz” derken zaten zor koşullarda eğitim alan üniversiteli kadınlar için bugün bu durumun bir diploma meselesi olmaktan çok öte olduğunu dile getirdi. Kadın öğrencilerin birçok sorunla yüz yüze olduğunu belirten Seçil Murtazaoğlu, diploma almanın da kadınların yaşamlarını garanti altına almadığına işaret etti. Kadınların her gün şiddet ve belirsizlik içinde yaşadığını söyleyen Seçil Murtazaoğlu, mücadelelerinin her alanda toplantılar, eylemler, forumlarla devam edeceğini belirtti.

‘Faşizm tahkim edilmeye çalışılıyor’

Yaşananları “Ülke gündemi faşist darbe pratikleriyle koyulaştırılıyor, faşizm tahkim edilmeye çalışılıyor” cümlesi ile özetleyen DEM Parti Mersin milletvekili Perihan Koca da şunları söyledi:

“Kayyımlarla, kumpas operasyonlarla, tutuklamalarla, binlerce kişilik torba soruşturma dosyalarıyla ilerletilen faşistleşme süreci 19 Mart operasyonuyla heybedeki darbeyi ortalığa saldı ve Ekrem İmamoğlu ve İBB’ye yönelik kumpas davası ve tutuklama süreciyle yeni bir aşamaya geçildi. 19 Mart’tan bu yana ülkenin dört bir yanında başta üniversiteli gençler olmak üzere halk sokaklarda. 7’den 7’e uzun yıllardır biriken sorunların patlak verdiğine tanıklık ediyoruz. Öğrenciler boykot kararı aldı. Kadınlar, birikmiş sorunlarının kaynağı olarak bizzat erkek egemen iktidarı işaret ederek bir yaşam mücadelesi olarak alanlara akmış durumda. Bir yandan genel grev genel direniş sloganının alanlarda meydanlarda yankılanmaya başladığını görüyoruz.”

‘Tüm imkanlar halka karşı kullanılıyor’

Meşru ve demokratik çağrıların karşısında iktidarın tüm imkan ve olanaklarını halka karşı kullandığını eylem yasaklarıyla polis şiddetiyle halka saldırdığını dile getiren Perihan Koca, “Devlet şiddetini halkın üzerine boca ediyor. Meşruiyetini giderek kaybeden gayri meşru bir konuma sürüklenen iktidar, devlet şiddetiyle ayakta kalmaya çalışıyor. Saraydan gelen talimatla insanlar hedef alınarak canlarına kast edilerek bir çete faaliyeti halka karşı sürdürülüyor” dedi.

Mücadele etmeliyiz’

Bu tablo içinde yargı eliyle gözaltı ve tutuklama operasyonlarının dalga dalga yayıldığına işaret eden Perihan Koca, konuşmasına şu sözlerle devam etti:

“Bunun karşısında susmayan, korkmayan, itaat etmeyen bu kör karanlığa karşı isyanıyla umudu aydınlatan bir halk iradesi var. Kadınlar kendi yaşamlarından güvencesizlik zemininde direnmezsek ortaya çıkacak olan koyu karanlığın kadınlara ne getireceğini iyi biliyor, kat kat cinayet, baskı, şiddet ve sömürü olarak dönüşeceğini biliyor. Kendiliğinden ortaya çıkan sokak eylemlerinde kadınların meşru ve yaşamsal haklarını savunacağımız aşamalar olacaktır. Kadınların yıllara yayılan mücadele pratiklerinden süzülen sloganların genel kadın kitlesi talepleri olması için mücadele etmeliyiz. Sokağa çıkan kendiliğinden bilincin kadınların haklarını garanti altına alan bir kendinde bilince evrilmesi için mücadele etmeliyiz.”

‘Bize düşen yurttaş hareketiyle faşizmin karşısında halkın barajını inşa etmek’

“Karşımıza birçok gerici argüman sunulacak, ırkçı, milliyetçi ya da erkek egemen argümanlar bu sokak eylemlerinde aleyhimize kullanılacaktır” diyen Perihan Koca son olarak, “Bize düşen bu girişimleri dönüştüre dönüştüre, kazanımlar elde ederek, kitle hareketi içerisinde mevziler kazanarak hareket etmek. Kadınların özneleşeceği, halkın özneleşeceği bir yurttaş hareketiyle faşizmin karşısında bir halk gücü olarak halkın barajını inşa etmek” şeklinde konuştu.