‘Şiddetin güç gösterisi sayıldığı bir ortam çocukları da etkiliyor’
Okullarda yaşanan saldırılar ve şiddet olayları, sorunun yalnızca bireysel davranışlarla açıklanamayacağını gösteriyor. Sosyolog Ömür Çiftçi, şiddeti besleyen koşullara, medyanın etkisine ve önleyici mekanizmaların yetersizliğine dikkat çekiyor.
MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN
Wan- Her gün yeni bir şiddet haberiyle karşılaşmak, artık toplumsal yaşamın sıradan bir parçası haline getirilmeye çalışılıyor. Okullarda öğretmenlerin ve öğrencilerin hedef alındığı saldırılar, çocukların kesici aletlerle ya da ateşli silahlarla karıştığı olaylar, kadınlara yönelik şiddet ve gençler arasında giderek görünür hale gelen saldırganlık, meselenin yalnızca bireysel öfke ya da suçla açıklanamayacağını gösteriyor. Çocukların eğitim alması, kendilerini güvende hissetmesi ve geleceğe umutla bakması gereken alanların şiddetle anılması ise toplumsal açıdan ciddi soru işaretleri yaratıyor.
İstatistikler giderek artıyor
Türkiye İstatistik Kurumu verileri de çocukların karıştığı olaylardaki artışa işaret ediyor. 2015’te yaklaşık 134 bin olan çocukların karıştığı olay sayısının 2024’te 203 bine yükselmesi, çocukların hangi koşullarda büyüdüğü, şiddetle nasıl karşılaştığı ve risk altındaki çocuklara ne ölçüde ulaşılabildiği sorularını yeniden gündeme getiriyor. Okullarda yaşanan saldırılar sonrasında güvenlik önlemleri tartışılırken, şiddeti ortaya çıkmadan önlemeye yönelik sosyal, psikolojik ve eğitsel mekanizmaların yeterliliği de sorgulanmayı bekliyor.
Medyanın tavrı
Şiddetin nedenlerini yalnızca saldırıyı gerçekleştiren kişinin davranışlarında aramak, çocukları ve gençleri bu noktaya taşıyan toplumsal koşulları gözden kaçırma riski taşıyor. Yoksulluk, ekonomik güvencesizlik, aile içi şiddet, akran zorbalığı, dışlanma, madde kullanımı, gelecek kaygısı ve dijital ortamda karşılaşılan içerikler, birbirini besleyen sorunlar olarak karşımıza çıkıyor.
Şiddetin medyada ele alınış biçimi de bu tartışmanın önemli başlıklarından biri. Saldırıların sansasyonel bir dille aktarılması, saldırganların sürekli gündemde tutulması ve olayların yalnızca sonuçları üzerinden değerlendirilmesi, şiddetin nedenlerini geri plana itebiliyor.
Şiddetin artışı nasıl değerlendiriliyor?
Wan’da yaşanan şiddet olayları da ekonomik güvencesizlik, toplumsal eşitsizlikler ve kamusal mekanizmaların işleyişi bağlamında ele alınmayı gerektiriyor. Çocukları, kadınları ve suça sürüklenen bireyleri yalnızca yaşanan olaylar üzerinden değerlendirmek yerine, onları bu noktaya getiren koşulları ve şiddetin önlenmesinden sorumlu kurumların işlevini sorgulamak gerekiyor. STAR Kadın Derneği Başkan Yardımcısı ve sosyolog Ömür Çiftçi de şiddetin artışını, medyanın etkisini ve önleyici mekanizmaların rolünü değerlendirerek sorumluluğun yalnızca bireylere yüklenemeyeceğine dikkat çekiyor.
‘Şiddet yeniden üretiliyor’
Okul saldırılarının yeni olmadığını ancak dijital medya ve haberlerin yayılma hızı nedeniyle daha görünür olduğunu ifade eden Ömür Çiftçi, “Fakat mesele sadece görünürlükle açıklanamaz. Şiddetin normalleşmesini, çocukların içinde büyüdüğü koşulları ve önleyici mekanizmaların yetersizliğini de tartışmalıyız. Medya şiddetin yayılmasında tek başına belirleyici olmasa da ciddi bir etkisi olduğunu görüyoruz maalesef. Saldırganların sürekli gündemde tutulması, olayların sansasyonel bir biçimde sunulması, şiddeti görünürlük kazanmanın bir yolu gibi gösterebilir insanlara. Habercilik şiddeti yeniden üretmek yerine nedenlerini ve sonuçlarını tartışmalı” dedi.
‘Asıl sorun önleyici mekanizmaların işlevselliği’
Şiddeti doğuran birçok neden olduğuna işaret eden Ömür Çiftçi, yoksulluk, aile içi şiddet, akran zorbalığı, dışlanma, madde kullanımı, gelecek kaygısı gibi durumların birbirini besleyen şeyler olduğunu kaydetti. Ömür Çiftçi, “Asıl sorun bu riskler ortaya çıkmadan önce önleyici mekanizmaların ne kadar işlediği. Ortaya çıktıktan sonra da çocuklara zamanında ulaşabilecek sosyal, psikolojik destek mekanizmaları ne kadar işlediği de bir sorun aslında. Çocuklar içinde yaşadığı toplumun değerlerinden ve davranışlarında bağımsız değil. Şiddetin güç gösterisi sayıldığı, farklılıkların dışlandığı, sorunların şiddetle çözüldüğü bir ortam çocukları da etkiler. Bu nedenle sorumluluğu yalnızca çocuğa yüklemek bir bakıma toplumsal sorumluluğu görmezden gelmektir” şeklinde konuştu.
Öfkeyi ifade etme yöntemi
Ömür Çiftçi, eğitim, adalet, sosyal ve çocuk koruma mekanizmalarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizerek şunları söyledi: “Bir çocuk okuldan uzaklaştığında, şiddete maruz kaldığında veya suça sürüklenme riski taşıdığında kurumlar ne kadar erken müdahale ediyor? Sistem ancak suç işlendikten sonra harekete geçiyorsa önleyici politikalarımızı da sorgulamamız gerekiyor. Fakat suç işlendikten sonra dahi bu mekanizmanın doğru çalışmadığını görüyoruz. Şiddetin artışında aidiyet ihtiyacı, dışlanma, şiddete maruz kalma, ekonomik eşitsizlikler, dijital ortamda karşılaşılan içerikler tabii ki etkili. Bazı çocuklar öfke ve çaresizliklerini ifade edebilecek sağlıklı yollar bulamayabiliyor.”
Wan’da artan şiddetin sebepleri
Çocukları suçları üzerinden değil onları bu noktaya getiren koşullar üzerinden anlamaya çalışılması gerektiğini belirten Ömür Çiftçi, Wan özelinde ele alındığında ise yaşanan şiddet olaylarının ekonomik güvencesizlikten, toplumsal eşitsizlikten ve kamusal mekanizmaların işleyişinden bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı. Ömür Çiftçi, “Ancak artışın nedenini ortaya koyma için güvenilir verilere ve kapsamlı incelemelere ihtiyaç var. Özellikle şüpheli kadın ölümlerinde etkin soruşturma ve hesap verebilirlik hayati bir önem taşıyor. Uyuşturucuyla mücadele ise sadece bir operasyonla sınırlı kalmamalı. Gençlerin sosyal imkanlara erişimi, rehabilitasyon ve önleyici çalışmalar güçlendirilmeli. Bu kentte veya herhangi bir kentte şiddet çoğalıyorsa yalnızca bireyler değil bu şiddeti önlemekle yükümlü kurumları da sorgulamak gerekir” sözlerini kaydetti.
Ömür Çiftçi, çocuğu, kadını, suça sürüklenen bireyi tartışmak yerine şiddeti ortaya çıkaran ve sürmesine izin veren koşulları sorgulamak gerektiğine değindi.