İran özgürlük alanlarını kuşatıyor: Korku devlet politikasına dönüştüğünde

İran’da gazetecilerden sanatçılara, kadınlardan gençlere toplumun farklı kesimlerine yönelik baskılar artarken, özgürlük alanları daralıyor. Gazeteci Yelda Moayeri’ye verilen 15 yıllık hapis cezası, baskının yeni bir örneği olarak öne çıkıyor.

HADHAMİ MAHJOUB

Haber Merkezi – İran’da yaşanan çatışma artık yalnızca sokaklarda ya da cezaevlerinin parmaklıkları ardında yaşananlarla sınırlı değil. Çatışma, günlük yaşamın ayrıntılarına; bir gazetecinin kamerasından gençlerin buluştuğu kafelere, kadınların spor kulüplerinden dijital medyadaki paylaşımlara kadar uzanıyor. İktidarın hareket alanı daraldıkça topluma yönelik baskıyı artırdığı, farklı seslerin duyulabileceği ve toplumun bağımsız alanlar oluşturabileceği her alanı kapatmaya çalıştığı görülüyor.

Bu kapsamda İranlı foto muhabiri Yelda Moayeri’nin davası, tablonun çarpıcı örneklerinden birini ortaya koyuyor. Yelda Moayeri, 9 Ağustos’ta hakkında ilk derece mahkemesi tarafından 15 yıl hapis cezası verildiğini, ekipmanlarına ve telefonuna el konulmasına, herhangi bir kültürel ya da sanatsal faaliyette bulunmasının ve kamu görevinde çalışmasının yasaklanmasına karar verildiğini açıkladı. Ayrıca dijital medya üzerinden yayın yapması da yasaklandı.

Dava mesaj niteliği taşıyor

Karara göre kendisine yöneltilen suçlamalar, savaş sürecinde “Siyonist rejimi ve ABD’yi güçlendirmek” amacıyla yabancı medya kuruluşlarıyla işbirliği yaptığı iddiasıyla bağlantılı. Ancak davanın daha geniş anlamı yalnızca Yelda Moayeri ile sınırlı değil. Dava, gazetecilere, sanatçılara ve diğer bağımsız seslere yöneltilmiş bir mesaj niteliği taşıyor. Kamera bir suç deliline, röportaj bir suça, yayın yapmak ise bir riske dönüşebilirken, sessizlik en güvenli seçenek haline geliyor.

Sanatçılara ve bağımsız seslere yönelik baskılar

Yelda Moayeri daha önce de benzer baskılarla karşı karşıya kaldı. 2022’deki “Jin, Jiyan, Azadî” ayaklanması sırasında gözaltına alınan Yelda Moayeri, aylarca cezaevinde kaldı. Son duruşmasının yokluğunda gerçekleştirildiğini ve hakkında sunulan delilleri inceleme fırsatı bulamadığını belirten Yelda Moayeri, karara itiraz etmeye kararlı olsa da cezanın kaldırılacağı konusunda umutlu değil. Ancak Yelda Moayeri’nin yaşadıkları münferit bir örnek olarak görülmüyor. Gazetecilere, sanatçılara ve bağımsız seslere yönelik baskılar, güvenlik ve yargı mekanizmalarının iç içe geçtiği daha geniş bir tablonun parçası olarak öne çıkıyor. Bu süreçte özellikle protestocular ve siyasi tutuklulara yönelik idam kararlarının da arttığı görülüyor.

Uluslararası Af Örgütü, 2026’nın başından bu yana Ocak ayındaki protestolarla bağlantılı en az 26 kişinin idam edildiğini, siyasi nitelik taşıyan suçlamalarla 26 kişinin daha idam edildiğini belirtiyor. Buna karşılık İran İnsan Hakları Örgütü, yılın başından Temmuz sonuna kadar en az 444 infaz gerçekleştirildiğini, ayrıca örgütün doğrulayamadığı 400’den fazla infazın bulunduğuna ilişkin bilgilerin olduğunu bildiriyor.

‘Başörtüsü kurallarına uymadığı’ gerekçesiyle kafeler, spor salonları kapatılıyor

Ancak kontrol araçları hapis ve idamla sınırlı değil. Kamusal alan da kademeli olarak yeniden şekillendiriliyor. Sanki iktidar yalnızca İranlıların ne söyleyeceğini değil, aynı zamanda nerede buluşabileceklerini, konuşabileceklerini ve sosyal ilişkilerini kurabilecekleri yerleri de belirlemek istiyor. Tahran’da son haftalarda, özellikle gençlerin yoğun olarak kullandığı bölgelerde onlarca kafe ve restoran, başörtüsü kurallarına uymadıkları gerekçesiyle kapatıldı. Ahlak polisinin sokaklardaki varlığı önceki yıllara kıyasla daha az görünür olabilir. Ancak bu, denetimin azaldığı anlamına gelmiyor. Aksine denetim daha seçici, daha az görünür ve günlük yaşamın küçük ayrıntılarına daha fazla müdahale eden bir hale gelmiş gibi görünüyor.

Kafelerin önündeki kaldırımlar bile bu müdahaleden kurtulamadı. Yeniden açılan bazı kafelerin önünde gençlerin oturmaya alıştığı kaldırımların bir bölümü gece saatlerinde tahrip edildi. Görüntü ilk bakışta önemsiz gibi görünebilir, ancak daha büyük bir anlam taşıyor: Çatışma artık yalnızca insanların ne yaptığıyla değil, kamusal alanda var olma ve bu alanı özgürce kullanma haklarıyla da ilgili.

Yezid’de ise uygulamalar kadınlara ayrılan alanlara kadar uzandı. Dört kadın spor kulübü, polis emriyle herhangi bir açık gerekçe gösterilmeden kapatıldı. Burada soru artık kulüp ya da kafenin sınırlarını aşıyor: İktidar, İranlıların bir araya gelmesine, iletişim kurmasına ve bağımsız sosyal bağlar oluşturmasına olanak sağlayabilecek her alanı mı daraltmaya çalışıyor?

Sessizlik, her geçen gün biriken öfkeyi örten ince bir tabaka olabilir

Tüm bunlar son derece hassas bir dönemde yaşanıyor. ABD ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik müzakereler tıkanmış durumda, İran ekonomisi giderek artan baskılarla karşı karşıya ve iktidar, kötüleşen koşulların yeni bir protesto dalgasına yol açmasından endişe ediyor. Buradaki en belirgin çelişki de ortaya çıkıyor: İktidar, yeni bir protestonun önünü kapatmaya çalışırken, baskı alanını genişleterek protestonun nedenlerini kendisi yaratıyor olabilir.

Gazetecinin fotoğraf çekmesinin, sanatçının kendisini ifade etmesinin, kadının kıyafetini seçmesinin, gençlerin bir kafede buluşmasının ve insanların idamlara karşı protesto etmesinin engellendiği bir toplum daha sakin görünebilir, ancak bu toplumun daha istikrarlı olduğu anlamına gelmez. Sessizlik, her geçen gün biriken öfkeyi örten ince bir tabaka olabilir.

İran’ın geçtiği tarihi sınav

İran bugün yalnızca bir güvenlik kriziyle karşı karşıya değil, toplumuyla ilişkisi konusunda daha derin bir sınavdan geçiyor. Mesele artık yalnızca tutuklananların ya da idam edilenlerin sayısıyla sınırlı değil. Asıl mesele, devletin vatandaşlarına nefes almaları, konuşmaları, buluşmaları ve farklı düşünmeleri için ne kadar alan bıraktığı.

İktidar bir kafeyi kapatabilir, bir kameraya el koyabilir, bir gazetecinin yayın yapmasını engelleyebilir ve hapis cezası verebilir. Ancak hafızaya el koymak, özgürlük arzusunu ortadan kaldırmak ve insanları protestoya iten nedenleri silmek o kadar kolay değil. Bu nedenle İran tablosunun üzerinde ağır bir soru durmaya devam ediyor: Devlet, sessizliğin kendisi kontrol edilmesi zor bir güce dönüşmeden önce bu sessizliği ne kadar sürdürebilir?

*Tunuslu gazeteci