Çatışmaların gölgesinde mülteciler: 130 milyon insan geleceğe dair hayal kuramıyor

İHD İstanbul Şubesi Göç ve Mülteci Hakları Komisyonu’ndan Gülseren Yoleri, Ortadoğu’da çıkan savaşın mülteciler üzerindeki etkisine dikkat çekerek “Göçün ağır yükünü taşıyan insanlar artık ciddi bir güvensizlik içinde” diyor.

ELİF AKGÜL

İstanbul- İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki soykırımıyla başlayan ve artık Lübnan’a saldırılar ile ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı bir savaşa evrilen Ortadoğu’daki savaş halihazırda bir ateşkes durumunda olsa da yeni göç dalgaları ve mülteciler için eve dönüş yollarının kapanması tartışmalarını da beraberinde getiriyor.

İHD İstanbul Şubesi Göç ve Mülteci Hakları Komisyonu’ndan Gülseren Yoleri, Ortadoğu’da yeniden tırmanan çatışmaların mültecilerin mevcut kırılganlıklarını daha da derinleştiğine dikkat çekiyor. Gülseren Yoleri’ye göre, halihazırda yerinden edilmiş ve farklı ülkelerde yaşam mücadelesi veren milyonlarca insan, yeni savaş ve çatışma ihtimalleriyle birlikte çok daha ağır bir belirsizlikle karşı karşıya kalıyor.

 

‘Mültecilerin halihazırdaki sorunlarını artıracak’

“Her şeyden önce, zaten yerinden göçmüş olanlar, yani halihazırda mülteci durumunda olanlar bakımından, yeni göç dalgaları tabii ki tehdit edici ve moral bozucu” diyen Gülseren Yoleri, şöyle devam ediyor:

“Çünkü sığınılan ülkelerde zaten belli bir nüfus yoğunluğunu oluşturdukları ve istenmedikleri için, yabancı düşmanlığına maruz kaldıklarından ve pek çok haklarına erişemediklerinden kendilerini baskı altında hisseden ve normal bir hayat kuramayan mültecilerin, yeni bir mülteci akınıyla karşılaşması, sahip olduklarının da bölüneceği, maruz kalacakları olumsuzlukların daha da artacağı anlamına geliyor.”

Mültecilerin yalnızca fiziksel koşullar açısından değil, aynı zamanda psikolojik olarak da yoğun bir baskı altında yaşadıklarını vurgulayan Gülseren Yoleri, özellikle ev sahibi ülkelerde artan nüfusla birlikte kaynakların paylaşımı konusundaki gerilimlerin büyüdüğünü ifade ediyor. Bu durumun, zaten sınırlı imkanlarla hayat kurmaya çalışan mülteciler için yeni bir belirsizlik ve kaygı dalgası anlamına geldiğini ifade eden Gülseren Yoleri, mevcut koşullarda bile dışlanma ve ayrımcılıkla karşı karşıya kalan mültecilerin, yeni gelişmelerle birlikte daha kırılgan hale geldiğine işaret ediyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Öte yandan belki de bir gün yurduna geri dönme umudu taşıyan belli bir mülteci kesimin bu umutlarını ortadan kaldırıyor. Örneğin, Ortadoğu'daki savaşlar böyle çünkü pek çok ülkeyi ilgilendiriyor. Örneğin, bugün Suriye'de savaşın bitiyor olması, Suriyelilerin ülkelerine dönebilecekleri anlamına gelmiyor. Çünkü orada hem yaşamın yeniden inşası anlamında pek çok şeye ihtiyaç var; ama öte yandan yine bir çatışma alanı haline gelebilme riski taşıyor ve dolayısıyla da dönmek isteyenlerin dönme umutlarını aslında ortadan kaldıran bir durum ortaya çıkıyor.”

Dönüş ihtimalinin ortadan kalkması

Gülseren Yoleri’nin dikkat çektiği bir diğer unsur da geri dönüş ihtimalinin zorlaşması ya da ortadan kalkması. Uzun süredir ülkelerinden uzakta yaşayan mülteciler için “geri dönme” fikrinin giderek daha zayıf bir ihtimal haline geldiğini belirten Gülseren Yoleri, savaşların sona ermesinin tek başına yeterli olmadığını, güvenli ve sürdürülebilir yaşam koşullarının oluşmadığı durumlarda geri dönüşün gerçekçi bir seçenek olmaktan çıktığını dile getiriyor. Bu da mültecilerin geleceğe dair plan yapmalarını zorlaştıran temel unsurlardan biri olarak öne çıkıyor:

“Bu nedenle de bugün halihazırda zaten göçmenlik ya da mültecilik yaşayanlar bakımından yeni savaşların ve çatışmaların çıkması ya da savaşların ve çatışmaların boyutlanması, yaygınlaşması ciddi bir kaygı, ciddi bir tehlike ve tehdit anlamına geliyor. Ama yeni göç dalgaları bağlamında düşündüğümüzde, bu aslında hepimizi tehdit eden bir durum. Çünkü bir savaşın sıcak olarak yaşandığı yerlerdeki insanlar için sıcak bir göç ihtimalini ya da göçe zorlanma halini gündeme getiriyor. Ama dünyanın diğer yerlerinde ya da çatışmaya sınır ülkelerdeki topluluklar, halklar bakımından baktığınızda, onların da kendilerini tehdit altında görmelerine ve dolayısıyla yaşantılarını sürdürürken daha kaygılı ve daha güvensiz hissetmelerine neden oluyor.”

‘Çatışmalar sağcı ve gerici toplumsal tepkileri örgütlüyor’

Gülseren Yoleri, göçün yalnızca yerinden edilenlerle sınırlı bir mesele olmadığını, küresel ölçekte bir etki yarattığını belirtiyor. Çatışmaların yaygınlaşması, yeni göç dalgalarını tetiklerken, sınır ülkelerde yaşayan toplumların da güvenlik ve gelecek kaygısını artırdığına dikkat çeken Gülseren Yoleri, bu durumun toplumlar arasında gerilimi yükselten ve politik atmosferi etkileyen bir boyut kazandığını ifade ediyor.

Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği 2026 yılında 130 milyona yakın kişinin yine mültecilik ya da göç durumuyla karşı karşıya olduğunu açıkladığını hatırlatan Gülseren Yoleri, “Şimdi bu kadar insanın göçün ağır sorunlarını yaşadığı gibi, dünyanın geride kalan insanları da bu yaşananlara bir anlamda ortak olarak oldukça güvensizlik duygusu içerisinde. 130 milyon insan gelecek hayali kuramıyor. Bu kadar insan yarınını güvence altına alabilecek adımları atamıyor. Dolayısıyla da bu da aslında bütün dünyada, özellikle sağcılaşma ve gericileşme ekseninde bir toplumsal tepkinin örgütlenmesine de neden oluyor” diyor.