Rojbin Bor: Öz savunma ne kadar kolektif olursa o kadar sonuç vericidir
Öz savunma dair değerlendirmelerde bulunan Rojbin Bor, kolektif öz savunmaya Rojava örneğini vererek, “Rojava’da sadece silahlı örgütlenme yoktu, orada ideolojik ve bilimsel olarak iyi bir noktaya evrilen bir kadın özgürlük okulu ortaya çıktı” dedi.
MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN
Wan - Şiddetin arttığı, koruma mekanizmalarının yetersiz kaldığı Türkiye’de öz savunma, hayatta kalmanın ve yaşam hakkını korumanın en etkili yolu olarak öne çıkıyor.
Özellikle kadınların maruz bırakıldığı sistematik şiddet karşısında gelişen öz savunma pratiği, sadece kadının kendini koruması değil, eşitsizliğe ve cezasızlığa da bir tepki. Öz savunma, sadece bireylerin veya toplulukların kendilerine yönelen fiziksel saldırıya karşı direnmesi değil, aynı zamanda psikolojik her türlü tehdit, şiddete karşı da hayatta kalma ve kimliği koruma bilincidir.
‘Öz savunma varoluş kavgasında ortaya çıkan bir bilinçtir’
Kadın hakları aktivisti Rojbin Bor, öz savunmanın sadece fiziksel bir eyleme karşı koyma olarak algılandığını ancak öz savunmanın kapsamının daha geniş olduğunu söyledi.
Rojbin Bor: “Öz savunma daha geniş bir çerçeveden ele alınması gereken bir meseledir. Öz savunma yalnızca anlık bir tehlikeye verilen bir tepki değil. Kadınların varoluş kavgasında ortaya çıkan bir bilinçtir. Bu bilinç kadınlar için hem hayati hem siyasi bir meseledir. En yalın haliyle öz savunma, bir bireyin ya da kolektivitenin kendisine yönelik bir tehdide karşı koyma kapasitesidir. Bu kapasite bazen fiziksel bazen ise hukuki bir zeminde şekil alabilirken, bazen de sözlüdür. Ayakta durabilmek için gösterilen bir reflekstir” dedi.
Öz savunmanın salt bir savunma refleksinden ibaret olmadığına değinen Rojbin Bor, “Tarihsel olarak kadının bedeni sürekli saldırı ve işgal altındadır. Sözü ve alanı sürekli şiddetle baskılanan bir durumdadır. Sürekli bir denetim mekanizmasına tabidir. Öz savunma bize bir direniş biçimine dönüşmeyi anlatır. Kadınlar için öz savunma, tehlikeyi tanımadır, ona isim koymak ve ona karşı duruşu sergileyebilmek, o duruşu edinebilmektir. Kadınlar sokakta, evde, kurumlarda, iş yerlerinde, kamusal alanlarda böyle bir karşı koyuşa ihtiyaç duyuyor” şeklinde konuştu.
‘Şiddet ataerkil aklın kendini yeniden üretmesidir’
Öz savunmanın kadın yaşamında önemine değinen Rojbin Bor, kadınların şiddetin bütün boyutlarıyla çok erken yaşta tanıştıklarını vurgulayarak şunları söyledi: “Kadına yönelik şiddet sapkın bir bireyin, öfkesini kontrol edemeyen bir erkeğin ya da başka bir yapının ürünü değil. Bu ataerkil düzenin bizzat donattığı, ataerkil şiddetin ve aklın kendini yeniden üretme biçimidir. Bu çok gerçekçi ve her gün yaşanan bir olgudur. Türkiye’de her yıl yüzlerce kadın katlediliyor. Ve bu kadınlar en yakınları tarafından katlediliyor. Kadın güvenilmesi gereken ilişkiler içinde sistematik bir şiddete maruz bırakılıyor. Şiddet sokakta, evde yaşamın her alanında kadın için kendini yeniden yeniden üreten bir noktada. Kadınlar için güvensizliği üreten bütün bu zeminler, kadınları o güvensizliği yönetmek zorunda bırakmıştır. Bu yapısal gerçek kadınlar için öz savunmayı vazgeçilmez ve zaruri kılıyor. Bu gerçeklik durumu varoluşsal bir meseleye dönüştürüyor.”
“Erkekler için öz savunma ihtiyacı istisnai bir durumken, kadın için bir zorunluluk” diyen Rojbin Bor, “Bu eşitsizlik öz savunmanın neden feminist bir talep olduğunu çok net açıklıyor” ifadesini kullandı.
Rojbin Bor, “Öz savunma hakkını savunmak, kadının bedeninin ona ait olduğunun, bunun korunmasını başkasından beklemek zorunda olmama halidir. Devlet, toplum ya da herhangi bir otorite eğer bunu sağlayamıyorsa kadının kendini savunması elzem, meşru ve kutsaldır” diye belirtti.
Fiziksel öz savunma: Şiddet güçsüzlüğün algılandığı yerde zemin bulur
Öz savunmanın ilk katmanının ve en görünür halinin fiziksel olduğuna dikkat çeken Rojbin Bor, bu bilinçle dövüş sporlarının kadınlar tarafından gittikçe daha tercih edilen bir alan olduğunu aktardı.
Rojbin Bor, öz savunmanın fiziksel yöntemlerine dair şöyle konuştu: “Dövüş sanatlarının yanı sıra ses çıkarmak, güvensiz hissettiğin yerde güveni temin edebilmek için yakınınla konum paylaşmak, tehlikeyi önceden hissedebilmektir. Bu şiddete karşı koyuş kadında bir özgüven de inşa ediyor. Fiziksel müdahale öz savunmanın son halkası olmakla beraber önem taşır. Çünkü kendi bedenini savunabileceğini bilen bir kadının duruşu, adım atışı, ses çıkarma biçimi değişir. Bu yalnızca bir teknik değil bedensel bir özgüven inşasıdır. Şiddeti önleyici bir etki de taşır. Şiddet daha çok güçsüzlüğün algılandığı yerde daha güçlü bir zemin bulur.”
Hukuki öz savunma: Göstermelik prosedürler
Rojbir Bor, hukuki bir öz savunmanın göz ardı edildiğini, çok bilinmediğini ve tercih edilmediğini belirterek, devlet mekanizmasının kadınları bu haklardan mahrum bıraktığını, kağıt üzerinde görünen haklar olduğunu, göstermelik bir prosedürden ibaret kılındığını ifade etti.
Rojbin Bor sözlerine şöyle devam etti: “Yasada yer alan 6284 sayılı kadına yönelik şiddetle mücadele kanunu neyi sağlar, hakları nedir, uzaklaştırma kararı alabiliyor mu, dava açabiliyor mu, kadının beyanı esastır meselesi nedir, şikayet süreci nasıl işler bilmesi gerekir. Tam da bu noktada sivil toplumun etkisi çok önemli. Sivil toplum örgütleri, kadını güçlendiren atölyeler yapan, kadını koruyan kanunu, hakkı daha görünür kılan ve sahaya taşıyan zemin bulan bir yerde hizmet ediyor. Bu anlamda yapılan çalışmaların çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.”
Çocukluktan itibaren şiddeti görmezden gelen kadının toplum tarafından “makul kadın” olarak yer ettiğini vurgulayan Rojbin Bor, “Affetmek, alttan almak, sessiz kalmak, idare etmek, tolere eden, sesini çıkarmayan olmak ‘iyi’ kadın olmaktır. Kadın için öz savunmayı harekete geçirmek toplum nezdinden ‘cadılaşmaktır’. Ataerkil sadece dışarıdan bir fiziksel şiddet uygulamaz içeriden de bunu işletir. Kadın mücadelesinin güçlendiği yerde erkekler yeni bir akıl üreterek, avcı akılla yeni bir konsept geliştirerek, ‘ben kadına şiddet uygulamam’ diyebiliyorlar.
Evet kadının yüzünde belki morluk oluşturmuyor ama o psikolojik şiddet dediğimiz zemini her yönüyle oluşturuyor. Kadını psikolojik olarak içerden çürüten, tüketen, fiziksel şiddetin çok daha ötesinde bir baskı aracı oluşturuyor. Bir noktada profesyonel destek gerektirebilir ama psikolojik olarak özdeğer kurabilmek, şiddete karşı ses çıkarabilmek, duruş gösterebilmek, psikolojisini korumak ve yaşadığın şeyin adını koymak önemlidir” sözlerini kaydetti.
Kolektif öz savunma: Rojava modeli
Rojbin Bor, öz savunmanın en güçlü katmanının kolektif öz savunma olduğunun altını çizerek, bireysel öz savunmanın sınırlı olduğuna değindi. Rojbin Bor, “Bireysel olarak öz savunma gösterdiğinde kişiyi caydıracak olan bir sürü toplumsal faktör vardır. Toplum gösterdiğin öz savunmadan seni utandırabiliyor. Ama kadınlar birlikte örgütlendiğinde bu sınırlar genişler. Dayanışma ağları, mahalle düzeyinde kadın güvenlik zincirleri, kadın birlikleri, kurumsal olarak kadınların bir araya gelmesi gibi oluşumların tamamı kolektif öz savunmanın biçimleridir” dedi.
Kolektif öz savunmaya örnek veren Rojbin Bor, en güçlü modelin Rojava’da görüldüğünü söyledi. Rojbin Bor, Rojava’da kadınların savaş ortamında öz savunmasını kurduğunu hatırlattı. Rojbin Bor, “Rojava’da sadece silahlı örgütlenme yoktu, ideolojik ve bilimsel olarak çok iyi bir noktaya evrilen bir kadın özgürlük okulu ortaya çıktı diyebiliriz. Aynı zamanda Türkiye’de ve dünyanın her yerinde birbirini gözleyen, koruyan, bir araya gelen ve hak temelli arayışta ortak zemin bulmaya çalışan yapılar kurulabilir ve kuruluyor. Tam da burada kolektif mücadele bir anlam kazanıyor. Bu bireysel savunmayı kolektif bir güce dönüştürmektir. Dolayısıyla çok kıymetli ve kutsaldır” diye konuştu.
‘Öz savunma ne kadar örgütlüyse o kadar sonuç vericidir’
Latin Amerika, Meksika ve Arjantin’in bazı bölgelerinde kadın kolektiflerinin öz savunmayı sağladığını aktaran Rojbin Bor, devletin kadına yönelik işlenen şiddet olaylarında ya taraf olmadığını ya da failden taraf olup, müdahalede bulunmadığı için kadınların öz savunma kolektif yapıları oluşturduğunu ifade etti.
Rojbin Bor, “Kadınlar adaletlerini kendileri sağlıyor. Avrupa’da ise Almanya, Hollanda ve İskandinav ülkelerinde kadın öz savunması büyük ölçüde hukuki altyapı ile kurumsal düzlemde sağlanıyor. Fakat feminist tartışmalarda bununla ilgili ‘sadece kağıt üstünde kalıyor’ eleştirisi yapılıyor. Kadına yönelik şiddeti önleyen bir mekanizma hala işletilmiyor, dolayısıyla bu Avrupa modelinde de olsa Latin Amerika’da da olsa hukukun işletilmemesi, sadece kağıt üzerinde kalması şiddetten arındırmak için yeterli olmuyor. Bu durum öz savunmayı belli başlı zeminlerde mecburi ve zorunlu kılıyor. Öz savunma ne kadar kolektif, örgütlü, bilinçli olursa ve ne kadar çok katmanlıysa o kadar güçlü ve sonuç vericidir” ifadelerini kullandı.
‘Öz savunma kadınların varoluş kavgasıdır’
Rojbin Bor, kadınların “iyi kadın, sessiz, uyumlu, kendini geri çeken, haklarından feragat eden, tehlikeyi görmezden gelen kadındır” öğretisiyle baskılandığını ifade ederek, “Öz savunma bu öğretiye karşı durmaktır” dedi.
Rojbin Bor son olarak, “Sesini çıkarmak, ‘hayır’ demek, sınır koymak ve kendi bedenini, zihnini sahiplenmektir öz savunma. Bunların hepsi öz savunmanın biçimleridir. Ve hepsinin arkasında aynı siyasi özne yatar, kendi varlığını değerli sayan, bu değeri mücadeleyle ortaya koyan kadın. Öz savunma bir korku tepkisi değil, bir varoluş kavgası, özgürlük talebidir. Bu talebi yüksek sesle dile getirmeye bireysel, kurumsal, örgütsel olarak devam edeceğiz” vurgusunda bulundu.