Ekranlar büyüyor, çocukların oyun alanları küçülüyor
Oyun alanlarının azalması, ekonomik sorunlar ve çevrim içi eğitimin etkisiyle çocuklar akıllı telefonlara bağımlı hale geliyor. Uzmanlara göre bu süreç, çocukları sosyal yaşamdan uzaklaştırırken yalnızlaşma ve dijital bağımlılığı da derinleştiriyor.
SARE PORXEZRÎ
Kirmanşan – Günümüz çocukları, sokakta oyun oynama, akranlarıyla grup etkinliklerine katılma ve çevreleriyle doğrudan ilişki kurma fırsatını her geçen gün daha az buluyor. Bunun yerine, çok küçük yaşlardan itibaren akıllı telefonlar, tabletler ve dijital oyunların dünyasında büyüyorlar. Akıllı telefonların yaygınlaşması ve internete kolay erişim, birçok çocuğu bu teknolojilere bağımlı hale getirirken, geleneksel oyunların ve yüz yüze sosyal etkileşimin yerini ekranlar alıyor.
Ancak bu eğilim yalnızca bireysel ya da kültürel tercihlerle açıklanamaz. Sürecin oluşmasında toplumsal, siyasal ve yönetsel politikalar da önemli rol oynuyor. Çocuklara uygun oyun alanları ve parkların azalması, kentlerin güvensiz hale gelmesi, eğlence maliyetlerinin artması ve ailelerin ekonomik gücünün zayıflaması, çocukların oyun oynama ve sosyalleşme olanaklarını önemli ölçüde sınırlandırıyor.
Öte yandan, özellikle Covid-19 salgınının ardından eğitimin dijital ortama taşınması, çocukların telefon ve internete bağımlılığını daha da artırdı. Eğitim ve sosyal etkinliklere erişim imkanı kısıtlı olan birçok aile için sanal ortam, çocukların hem eğitim aldığı hem de vakit geçirdiği başlıca alan haline geldi.
Sokaklar boşaldığında, ekranlar oyunun yerini aldı
Kirmanşan’da birinci sınıf öğretmeni olan Şegayık H., çocukların teknolojiyle ilişkisini ve salgın sonrası yaşanan değişimi şöyle anlattı:
“Rahatlıkla söyleyebilirim ki 2019'dan sonra eğitimden geriye kalan sınırlı imkanlar da ortadan kalktı. Covid-19 salgınıyla birlikte eğitim dijital ortama taşındı. Ancak bunun için gerekli altyapı hazır değildi. Akıllı telefona erişimi olmayan çok sayıda öğrenci fiilen eğitim sisteminin dışında kaldı. Çevrim içi derslere katılan çocuklar da zamanla neredeyse hiçbir şey öğrenemedi. Dersler çocuklar için yeterince ilgi çekici olmadığından çoğu zaman anneler onların yerine derslere katılmak zorunda kaldı. Böylece çocuklar sanal ortama alıştı ancak eğitimden de uzaklaştı.”
Kirmanşan’da çocukların oynayabileceği standart ve güvenli alanların bulunmadığını belirten öğretmen, ailelerin çocuklarını bilgisayar oyunlarına yönlendirmek zorunda kaldığını söyledi. Şegayık H., bunun da kentte çocukların dijital ortama bağımlı hale gelmesinin başlangıcı olduğunu ifade etti.
Mevcut istatistik ve araştırmalara göre, ülkedeki çocukların yaklaşık yarısı her gün 6 saatten fazla zamanını sanal ortamda geçiriyor. Uzmanlar, bu sürenin dünya ortalamasının oldukça üzerinde olduğuna dikkat çekerek, çocukların ekran kullanımının artık ciddi bir toplumsal sorun haline geldiği uyarısında bulunuyor.
Eğlenceden yalnızlığa: Sanal dünya nasıl bir denetim aracına dönüşüyor?
Çocukların yaşam tarzındaki değişim yalnızca hükümetin başarısız politikalarıyla açıklanamaz. Yeni kuşağın yaşamını şekillendiren siyasal tercih ve uygulamaların da bu süreçte önemli bir payı bulunuyor. Otoriter yönetimlerde bağımlılık ilişkileri, toplumsal denetim aracı haline gelebiliyor. Bu açıdan bakıldığında, çocukların sanal dünyaya bağımlı hale gelmesi ve kamusal oyun ile eğlence alanlarının giderek daraltılması; odaklanma becerilerini, bağımsız düşünme yetilerini ve toplumsal yaşama katılımlarını zayıflatabiliyor. Bu nedenle mesele yalnızca kültürel ya da teknolojik değil; aynı zamanda uygulanan politikalar ve uzun vadeli siyasal çıkarlar çerçevesinde de değerlendirilmesi gereken bir konu olarak öne çıkıyor.
Kirmanşanlı gazeteci Leyla F., konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
"İlk bakışta çocukların sanal dünyaya bağımlılığı yalnızca alternatif eğlence alanlarının yetersizliğinin sonucu gibi görünebilir. Ancak gerçek bundan çok daha karmaşık. Kirmanşan, gençler arasında bağımlılık oranlarının yüksek olduğu kentlerden biri. Bu da genç kuşakların farklı bağımlılık türleriyle karşı karşıya kaldığını ve birçok durumda toplumsal yaşamın dışına itildiğini gösteriyor.
Bu döngünün dışında kalan çocuklar ise başka bir yalnızlık biçimiyle karşılaşıyor. Sosyal altyapının zayıflaması ya da ortadan kalkması, onları farklı bir izolasyona sürüklüyor. İş olanakları azaldıkça, kamusal alanlar daraldıkça, kültürel ve sosyal mekanlar ortadan kalktıkça ve sağlıklı toplumsal ilişkiler kurma imkanı zayıfladıkça, çocuklar ve gençler giderek daha fazla evlerine ve sanal dünyaya yöneliyor.
Bu sürecin sonunda ise içine kapanık, kırılgan ve farklı bağımlılıklarla mücadele eden bir toplum ortaya çıkıyor. Böyle bir ortamda hareketsiz, yalnız ve yönlendirilmesi daha kolay bir kuşağın yetişmesi de kolaylaşıyor."
Sonuç olarak, çocukların internete yönelmesi yalnızca eğitim ya da teknolojiyle ilgili bir mesele değildir. Aynı zamanda toplumdaki insan ilişkilerinin, ortak yaşam alanlarının ve kolektif deneyimlerin zayıfladığının da bir göstergesidir. Ortak kamusal alanlar daraldıkça ve toplumsal umut azaldıkça çocuklar sanal dünyaya daha fazla sığınıyor. Bu sürecin iktidarın ihmali ya da çıkar odaklı politikalarıyla birleşmesi ise, daha içine kapanık, parçalanmış ve güçsüz bir toplumun oluşmasına yol açabilir. Böyle bir toplumun denetlenmesi daha kolay, hak ihlallerine karşı direnmesi ise daha zor hale gelir.