Mısır’da kadına yönelik şiddet: Katliamlar artıyor
Mısır'da kadın katliamları, dijital şantaj ve insan ticareti başta olmak üzere kadına yönelik şiddetin her türünde artış yaşanıyor. Hak savunucusu Şeyma Fikri, bu tablonun yalnızca ekonomik değil, yapısal nedenlerden de beslendiğine dikkat çekiyor.
ASMAA FATHI
Kahire - Mısır'da kadına yönelik şiddet, alınan önlemlere ve yürütülen farkındalık çalışmalarına rağmen en önemli toplumsal sorunlardan biri olmayı sürdürüyor. Fiziksel ve sözlü saldırılardan kadın katliamlarına, dijital şantajdan insan ticaretine kadar uzanan şiddet biçimleri hem sayıca artıyor hem de değişen toplumsal ve teknolojik koşullarla birlikte daha karmaşık bir hal alıyor.
Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Suçları İzleme ve Araştırma Birimi Müdürü ve İdrak Kalkınma ve Eşitlik Vakfı uzmanı Şeyma Fikri, ajansımıza yaptığı değerlendirmede, 2026 yılının ilk yarısında kaydedilen vakaların kadına yönelik şiddetin yeni bir evreye girdiğini gösterdiğini söyledi.
Kadın katliamları ilk sırada
Şeyma Fikri, izleme raporlarında en fazla kadın katliamlarının öne çıktığını belirterek, insan ticareti ve dijital şantaj vakalarında da dikkat çekici artış yaşandığını ifade etti. Son dönemde 18 yaş altındaki çocukların hem fail hem de mağdur olarak yer aldığı olayların çoğaldığını söyleyen Şeyma Fikri, bunun suçun niteliğinde önemli bir değişime işaret ettiğini vurguladı ve "Bu olguyu yalnızca rakamlar üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Aynı zamanda bu suçlara yol açan toplumsal ve kültürel bağlamların da analiz edilmesi, daha etkili önleyici politikaların geliştirilmesine katkı sağlayacaktır” dedi.
Ekonomik kriz tek neden değil
Şiddetin artışında ekonomik sıkıntıların etkili olduğunu ancak tek belirleyici unsur olmadığını dile getiren Şeyma Fikri, resmi kurumlarla sivil toplum kuruluşları arasındaki koordinasyon eksikliğinin mücadeleyi zayıflattığını söyledi. Şeyma Fikri, "Kurumlar arasındaki iş birliğinin yetersiz olması, her kurumun tek başına çalışmasına neden oluyor. Bu durum müdahalelerin etkinliğini azaltıyor ve daha başarılı sonuçlara ulaşılmasını engelliyor” şeklinde konuştu.
Bayram dönemleri ve eğitim-öğretim yılının başlangıcı gibi ailelerin ekonomik yükünün arttığı dönemlerde aile içi şiddetin yükseldiğini belirten Şeyma Fikri, kadınların bu süreçlerde en fazla etkilenen kesim olduğunu ifade etti. Bununla birlikte, şiddeti meşrulaştıran toplumsal anlayışın ve faillerin cezasız kalacağı yönündeki algının da şiddetin sürmesinde önemli rol oynadığını vurguladı.
‘Resmi veriler gerçeği tam yansıtmıyor’
İdrak Vakfı'nın 2020 yılından bu yana savcılık, İçişleri Bakanlığı ve güvenilir medya kaynaklarını esas alarak vakaları takip ettiğini belirten Şeyma Fikri, resmi kayıtlara geçen olayların gerçek tabloyu tam olarak yansıtmadığına dikkat çekti.
Medyanın toplumsal farkındalık oluşturmada önemli rol oynadığına dikkat çeken Şeyma Fikri, “Son yıllarda bazı televizyon programları toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti görünür kıldı. Bu yayınlar birçok kadının haklarını, şikayet mekanizmalarını ve başvurabilecekleri kurumları öğrenmesine katkı sağladı” dedi. Kadınların önemli bir bölümünün toplumsal baskı, aile baskısı, ekonomik nedenler ve damgalanma korkusu nedeniyle şikayette bulunmadığını ifade eden Şeyma Fikri, özellikle cinsel saldırı ve dijital şantaj vakalarında birçok olayın resmi makamlara hiç ulaşmadığını söyledi.
Çocuklar hem mağdur hem fail
2026'nın ilk yarısında dikkat çeken bir diğer gelişmenin çocukların şiddet olaylarındaki rolü olduğunu belirten Şeyma Fikri, 11-17 yaş grubundaki kız çocuklarının en fazla risk altındaki gruplardan biri haline geldiğini ifade etti. Çocukların yalnızca korunması değil, aynı zamanda gelecekte şiddet faili olmalarının önüne geçilmesi için erken yaşlardan itibaren eşitlik ve şiddetsiz yaşam kültürünün yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi.
‘Kadın katliamları en çok aile içinde işleniyor’
İzleme verilerine göre kadın katliamlarının büyük bölümü aile içinde yaşanıyor. Şeyma Fikri, faillerin çoğunlukla eş, eski eş ya da eski nişanlı olduğunu belirterek, kadınların ayrılmak istemesi veya hukuki süreç başlatmasının birçok katliamın gerekçesi haline geldiğini dile getirdi.
Bazı katliamların uzun süreli tehdit, takip ve baskının ardından işlendiğini ifade eden Şeyma Fikri, bu nedenle kadın katliamlarının münferit olaylar değil, toplumsal cinsiyete dayalı sistematik şiddetin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
‘Şiddeti normalleştirmek en büyük tehlike’
Şeyma Fikri'ye göre en ciddi sorunlardan biri de toplumun bazı şiddet olaylarını meşrulaştırması. Bazı faillerin cezalandırılmayacaklarına ya da toplumun kendilerini haklı göreceğine inanarak hareket ettiğini belirten Şeyma Fikri, kamuoyunda yankı uyandıran bazı davalarda fail yerine mağdurun sorgulanmasının bu kültürü beslediğini söyledi.
Buna karşın dijital medyanın son yıllarda önemli bir denetim aracı haline geldiğini de ifade eden Şeyma Fikri, şiddet görüntülerinin paylaşılması sayesinde birçok olayın ortaya çıkarıldığını ve güvenlik güçlerinin resmi başvuru olmasa bile harekete geçtiğini belirtti. Şeyma Fikri, kadına yönelik şiddetin azaltılması için kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesi, kadınları koruyan yasal düzenlemelerin geliştirilmesi, toplumsal farkındalık çalışmalarının yaygınlaştırılması ve saha verilerine dayalı önleyici politikaların uygulanması gerektiğini vurguladı.