Kürt Kadın Hareketi’nde sembole dönüşen bir yaşam: Zilan

Zeynep Kınacı (Zilan) kadın özgürlük mücadelesi içinde sembol isimlerden biri haline geldi. Kadınlar, “Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum” diyen Zilan’ın izinde.

Haber Merkezi- Kimi isimler yalnızca tarihte yaşanan bir olayla anılmaz; zaman içinde siyasal, toplumsal ve düşünsel tartışmaların da merkezine yerleşir ve yıllar sonrada özne olur. Zeynep Kınacı, bilinen adıyla Zilan da Kürt siyasi hareketi açısından bu isimlerden biri.

1996 yılında gerçekleştirdiği eylemi, yalnızca dönemin çatışmalı atmosferi içinde değerlendirilen bir eylem olmanın ötesinde, özellikle kadın özgürlük mücadelesi için de bir dönüm noktasıydı denilebilir. Aradan geçen yıllara rağmen Zilan'ın adı, yalnızca tarihsel bir figür olarak değil; kadınların siyasal alandaki konumu, kolektif mücadeledeki rolleri ve özgürleşme üzerine yapılan değerlendirmelerde de sıkça anıldı anılmaya devam ediyor. Zilan'ın yaşamı, yalnızca gerçekleştirdiği eylemle değil; çocukluğundan üniversite yıllarına, siyasi düşüncelerinin şekillenmesinden kaleme aldığı metinlere kadar uzanan yaşam öyküsüyle de ilgi görmeye devam ediyor.

‘Zilan'ın militanı ve takipçisi olabilirim’

Kürt kadınların sembolü olan ve bunun için hayatını adayan Zilan’ın yaşamını yitirişinin üzerinden 30 yıl geçti. Küt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın "Zilan yaptığı eylem ile beni aştı. Bundan sonra ancak Zilan'ın militanı ve takipçisi olabilirim" sözleri ile tarif ettiği Zeynep Kınacı, Malatya merkeze bağlı Elmalı köyünde 1972 yılında dünyaya geldi. Orta halli bir ailenin çocuğuydu. Malatya İnönü Üniversitesi'nde Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünden mezun olan Zeynep Kınacı, bir süre Malatya Devlet Hastanesi’nde röntgen teknisyeni olarak çalıştı. Amed’in Eğil ilçesine bağlı Xılya köyünden ve aynı üniversitede aynı bölümde okuyan arkadaşı Mehmet Ali Atlı ile evlendi.

Kendi kaleminden yaşam öyküsü…

Zeynep Kınacı, yaşam öyküsünü ve PKK ile tanışmasını şöyle anlatıyordu:

“Lisede okurken sol düşüncelere ve Kürtlüğe ilgim gelişti. Yaşamı irdelemem bu yıllarda başladı, ancak herhangi bir çizgiye yakınlık duymadım. Üniversite yıllarında sol düşünceler arasında bir netleşme ve özellikle PKK'ye bir sempatim gelişti. Kürtlüğe ilgim ailemin geri bir temelde de olsa, önce ulusal özelliklerini belli ölçülerde taşımasından kaynaklanıyordu. Yurtsever arkadaş ortamı örgütlü değildi. Öncülük yoktu. Yine ailemin ekonomik sorunları gibi nedenler uzun bir dönem netleşmemi engelledi. Süreç içerisinde belli bir netleşme ve olgunlaşma sonucu saflara katıldım.”

‘Partimiz tek umut haline gelen mücadelemizdir’

Zeynep Kınacı, 1994 yılında Adana'da cephe faaliyetleri yürütmeye başladı. Bir yıl kadar bu çalışmalarına devam etti. Kendisini ciddi bir eğitim sürecinden geçmediği için eleştiren Zeynep Kınacı, her zaman istekli ve kararlıydı. 1995 yılında Dersim'de ordu saflarına katıldı. O dönemi PKK içinde kendisini geliştirdiği gelişmeyi kaydettiği zamanlar olarak tanımlayan Zeynep Kınacı sürecini şu ifadelerle anlattı:

“Partimiz PKK öncülüğünde gelişerek tüm insanlığa mal olan ve giderek ezilen halkların yüce sosyalizm yolundaki tek umudu haline gelen mücadelemiz, bir bütünen ulusal yok oluş sürecini yaşayan, soysuzlaşmanın eşiğine getirilen bir halkı, tarihte ilk defa yücelterek hak ettiği yere getirmiştir. Böylesi ulusal değerlerini, beynini, ruhunu, öz kimliğini düşmana kaptıran bir halkı yeniden diriltmenin ağır görev, sorumluluk, tarihi bilinç ve üstün öngörü, büyük cesaret ve fedakarlık, yüce azim gerektirdiği açıktır.”

‘Tarihi mirasa sahip çıkmamız ve sürecin gereklerini yerine getirmemiz gerekiyor’

Zeynep Kınacı, uluslararası komplonun ilk adımlarının atıldığı zamanlar olarak anılan 6 Mayıs 1996'da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik yürütülen imha amaçlı saldırıya karşı 30 Haziran 1996'da fedai bir eylemle karşılık verdi. “Sürecin gereklerini yerine getirmemiz gerekiyor” diyerek, eyleminin nedenlerini anlatan Zeynep Kınacı’nın mektubundan bazı bölümlere yer veriyoruz:

Başkanım!

Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Başkan APO önderliğinde yürütülen ulusal kurtuluş mücadelemiz çok yakında zafere ulaşacak ve mazlum halkım dünya insanlık ailesi içerisinde hak ettiği yerini alacaktır. Bu temelde Başkan APO'ya, tüm Kürdistan şehitlerine, tüm savaş ve cephe güçlerimize, zindandaki yoldaşlarımıza, Kürdistan halkına ve insanlığa bağlılığımızı bir kez daha ifade ediyor ve onlara layık olmaya çalışacağıma dair söz veriyorum.

Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Yaşamı ve insanları çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum.

Kürdistan kadın özgürlük savaşçılarına!

Kürdistan özgülüne baktığımızda kadının yitirilişi hem cins olarak sömürülüşü hem de diğer her yönden sömürülüşü Kürdistan'da kadın sorununun daha derinden yaşanmasına neden olmuştur. Ulusal kurtuluş mücadelemiz başlamadan önce Kürdistan'da kadının varlığından, iradesinden bahsetmek mümkün değildi. Kadın bir hiçti, Türk şairi Nazım Hikmet'in belirttiği gibi "Sofradaki yeri öküzden sonra gelmektedir" Bu kadar kötü pozisyonda kalan Kürt kadınının özgürleştirilmesi çabası da sorunun büyüklüğüne denk bir çabayı ve yaklaşımı gerektirmektedir. Kürt halkının nüfusunun neredeyse yarısından fazlasını oluşturan kadın sorunu çözülmeden Kürt kadınının özgürleştirilmesinden söz edilemez.

Tüm dünyaya haykırıyorum!

Duyun artık! Açın gözlerinizi, biz vatanı elinden alınmış, dünyanın dört bir tarafına muhacir gibi dağılan bir halkın evlatlarıyız. Bizler artık vatanımızda, özgürce yaşama, insanca yaşama olanaklarına kavuşmak istiyoruz. Kan, gözyaşı ve zulüm halkımın kaderi olmamalı artık. Barışa, kardeşliğe, sevgiye, insana, doğaya ve yaşama en çok sevgi dolu olan biziz. Bu sevgidir bizi savaşa zorlayan. Ölmek ve öldürmek istemiyoruz. Ama özgürlüğümüzü kazanmanın da başka yolu yoktur. Bu savaşın suçlusu emperyalist güçler ve onun uşağı TC'dir. Susmak en büyük suçu işlemektir. Eğer gözlerimizin önünde akan bu kanı görüyor ve sessiz kalıyorsanız, en büyük suçlu sizlersiniz.

Bütün insanlığa sesleniyorum!

Eğer bu insanlık suçunu işlemek istemiyorsanız, Kürdistan halkına omuz verin, destek olun, Emperyalizmin dumura uğrattığı beyinlerinizin ve yüreğinizin pasını silin ve bir halkın özgürlük çığlıklarına kulak verin. Bu seste kardeşlik var, insanlık erdemleri var, dostluk var.

Yurtsever halkım!

Bu eylemle yüreklerinizin dili olmaya çalışacağım. Bizler dağlarda binlerce evladınız sizlerin özgür yarınları için bir kez değil, binlerce kez canımızı feda etmeye hazırız. Savaşımızın bu en kızgın günlerinde sizler de saflarınızı netleştirmelisiniz artık. Savaşımımızın adı halk savaşıdır, öyleyse halk savaşının gereklerini yerine getirelim. Özgürlük ağacı kanla sulanır diye bir deyim vardır. Özgürlüğünüzü ucuz terk etmemelisiniz. Şunu çok iyi bilince çıkarmak gerekiyor ki, ülkemiz çok değerli. Bunun için düşman bu kadar ısrarlı. Biz neden ısrarlı olmayalım ki? Canımızdan başka kaybedecek neyimiz var? Onurluca ölmeyi, onursuzca yaşamaya tercih edelim. Özgürlüğe çok yakınlaştığımız bu süreçte halkımızın şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da PKK'nin başlattığı direniş mirasına sahip çıkacağına, ödediği bunca bedelden sonra bir o kadar da ödeyeceğine ve özgür yarınları kendi elleriyle yaratarak dünya toplumları içerisinde şereflice yerini alacağına olan inancımla selamlıyorum!"

Kadınların manifestosunu yazdı

Tüm saldırılara karşı bedenini feda eden Zeynep Kınacı’nın eylemi kadınların partileşmesinin de çağrısıydı. Zeynep Kınacı’nın çağrısı da binlerce Kürt kadın tarafından karşılık buldu. Zeynep Kınacı’nın yaktığı ateşle tüm meydanlarda yankılanan ‘jin jiyan azadi’ sloganın felsefesinin ilk tohumları atılmış oldu. Zeynep Kınacı, Kürdistan topraklarında doğan devrimin manifestosunu oluşturdu. Bu manifestoda adı sonsuz bir direncin ve özgür bir hayatın anlamı olarak yazıldı.