Dünya İşkence Mağdurlarına Destek Günü: Cezasızlık sürüyor
Dünya İşkence Mağdurlarına Destek Günü dolayısıyla yapılan değerlendirmelerde, hak savunucuları, işkenceyi önlemenin en etkili yolunun faillerin yargılanması ve bağımsız denetim mekanizmalarının oluşturulması olduğunu belirtiyor.
Haber Merkezi- Dünya İşkence Mağdurlarına Destek Günü kapsamında dünyanın birçok yerinde işkence mağdurlarının yaşadıkları yeniden gündeme taşınırken, insan hakları örgütleri işkenceyle mücadelede cezasızlık sorununun devam ettiğine dikkat çekti.
Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen bu özel gün, işkencenin hiçbir koşul altında meşru görülemeyeceğini hatırlatırken, mağdurların korunması ve faillerin hesap vermesi çağrılarını da öne çıkarıyor.
İşkence uluslararası hukukta mutlak yasak
Uluslararası hukuka göre işkence, savaş, olağanüstü hal, terörle mücadele veya ulusal güvenlik gibi gerekçelerle dahi meşrulaştırılamayan suçlar arasında yer alıyor. Bu nedenle işkence suçunda zaman aşımı uygulanmıyor ve sorumluların yıllar sonra dahi yargılanabilmesinin önü açık tutuluyor.
Hak savunucuları, geçmişte savaş suçlularının yargılanması ile farklı ülkelerde insan hakları ihlallerine ilişkin açılan davaların, hesap verebilirlik ilkesinin uygulanmasına yönelik önemli örnekler olduğunu ifade ediyor.
‘Yasa tek başına yeterli değil’
İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi bugüne kadar 155'ten fazla ülke tarafından kabul edilmiş olsa da, insan hakları örgütleri birçok devletin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediğini belirtiyor.
Uzmanlara göre bazı ülkelerde ulusal güvenlik ya da terörle mücadele gerekçesiyle işkence yasağı ihlal edilirken, bazı devletler ise sözleşmeye taraf olmasına rağmen uygulamada etkin önlemler almıyor.
İran'da geçmişten bugüne işkence tartışmaları
İnsan hakları savunucuları, İran'da işkence suçlarının hem Pehlevi döneminde hem de 1979 Devrimi sonrasında farklı dönemlerde gündeme geldiğini belirtiyor.
Pehlevi döneminde muhaliflere yönelik sistematik işkence özellikle SAVAK gözaltı merkezleriyle anılırken, devrim sonrasında da çeşitli uluslararası insan hakları raporlarında cezaevleri ve gözaltı merkezlerinde kötü muamele, işkence ve zorla itiraf uygulamalarına ilişkin yaşananlara yer verildi.
Eski tutukluların aktardığı tanıklıklarda fiziksel ve psikolojik baskının çoğu zaman bilgi edinmenin ötesinde, kişiyi itirafa zorlamak, sindirmek ve kamuoyu önünde zorla yapılan itiraflara yönlendirmek amacıyla kullanıldığı belirtiliyor.
Etkileri yıllarca sürüyor
Uzmanlar, işkencenin yalnızca fiziksel yaralanmalarla sınırlı kalmadığını, mağdurların uzun yıllar travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, kronik kaygı ve sosyal yaşama uyum sorunlarıyla mücadele edebildiğini belirtiyor.
Bu nedenle mağdurların desteklenmesinin yalnızca özgürlüklerine kavuşmalarıyla sınırlı olmadığı; psikolojik, tıbbi, sosyal ve hukuki rehabilitasyon süreçlerini de kapsaması gerektiği vurgulanıyor.
‘Cezasızlık sürdükçe ihlaller devam eder’
İnsan hakları örgütleri, işkenceyle mücadelede en önemli adımın failler ve sorumlular için cezasızlık uygulamalarına son verilmesi olduğunu ifade ediyor.
Hak savunucularına göre, bağımsız yargı mekanizmalarının işletilmesi, gözaltı merkezlerinin bağımsız kurumlar tarafından denetlenmesi, gözaltındaki kişilerin avukat ve ailelerine hızlı erişiminin sağlanması, güvenlik görevlilerinin insan hakları standartlarına uygun biçimde eğitilmesi ve ihlallerin belgelenmesi, işkencenin önlenmesi açısından temel öneme sahip.
Uzmanlar, özellikle otoriter yönetimlerde güvenlik ve yargı kurumlarının bağımsızlığının güçlendirilmediği sürece işkencenin önlenmesinin zor olduğunu belirterek, mağdurların desteklenmesi ve insan hakları ihlallerinin kayıt altına alınmasının adaletin sağlanması açısından kritik rol oynadığına dikkat çekiyor.