Federal Kürdistan’da kadına yönelik şiddet dijital çağda yeni biçimler kazanıyor

Federal Kürdistan’da kadınlar, erkek egemen yapıların etkisiyle aileden iş hayatına ve dijital alana kadar uzanan çok yönlü şiddete maruz kalıyor. Kadınlar, daha güçlü koruma, denetim ve uygulama mekanizmalarının hayata geçirilmesini istiyor.

DÊRÎN REHÎM

Silêmanî- Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Federal Kürdistan Bölgesi’nde de kadınlar, toplumsal yaşamın birçok alanında erkek egemen zihniyetin ve buna bağlı olarak şekillenen geleneksel, ataerkil yapıların etkisiyle şiddet ve baskıya maruz kalıyor. Bu durum yalnızca aile içinde değil, eğitimden iş hayatına, kamusal alandan dijital ortama kadar geniş bir alanda kendini gösteriyor. Kadınların karar alma mekanizmalarına sınırlı katılımı, ekonomik bağımlılık ve toplumsal baskılar da bu şiddet döngüsünü besleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Yıllar geçtikçe şiddet vakalarında artış gözlemlenirken, mevcut yasal düzenlemeler ve farkındalık çalışmaları bu artışı durdurmakta ya da en azından azaltmakta yetersiz kalıyor.

Konuyla ilgili ajansımıza değerlendirmelerde bulunan Kadın Aydınlanma Medya Örgütü Başkanı Hena Şwan, şiddet türleri ve başvuruların nasıl kayda geçtiğine ilişkin net istatistiklerin bulunmadığını vurguladı. Hena Şwan, bunun sürecin sağlıklı değerlendirilmesinin önünde önemli bir engel oluşturduğunu ifade etti. Şiddet biçimlerinin zaman içinde değiştiğini söyleyen Hena Şwan, “Takiplerimiz sonucunda elektronik şiddetin kadınlara yönelik en yaygın şiddet türlerinden biri olduğunu görüyoruz” dedi.

‘Bilinçsizlik şiddetin sürmesine neden oluyor’

Bu durumun özellikle medya ve dijital medya alanında ciddi riskler yarattığını kaydeden Hena Şwan, dijital platformlar üzerinden kadınlara yönelik baskı kurularak para talep edildiğine dair vakaların da ortaya çıktığını aktardı. Ayrıca birçok kadının 119 acil hattı hakkında bilgi sahibi olmadığını ve sivil toplum kuruluşlarının sunduğu ücretsiz sağlık, psikolojik ve hukuki hizmetlerden habersiz olduğunu söyleyen Hena Şwan, bu farkındalık eksikliğinin kadınların şiddet altında kalmasına ve ciddi sonuçlarla karşılaşmasına neden olduğunu ifade etti.

‘Medya kadın meselesini sorumsuz bir şekilde ele alıyor’

Hena Şwan, medyanın kadın meselesini çoğu zaman sorumsuz bir yaklaşımla ele aldığını ve yayın politikalarının büyük ölçüde izlenme, beğeni ve etkileşim kaygısıyla şekillendiğini söyledi. Şiddetin bireysel bir sorun olarak ele alındığını ve kadınların kalıplaşmış rollere yani ‘mağdur’, ‘kurban’ konumuna sıkıştırıldığını kaydeden Hena Şwan, “Medya kadın meselesini sorumsuz bir şekilde ele alıyor ve çoğu zaman izlenme ile beğeni uğruna hareket ediyor. Kadınların yaşadığı şiddet bazı medya kuruluşları tarafından sıradanlaştırılıyor ve bu durum kadınların onurunu zedeleyen bir yayıncılık anlayışına dönüşüyor” dedi.

‘Toplumsal bilinç düzeyi düşük tutulmaya çalışılıyor’

Bazı medya organlarının yüksek izlenme sayılarını başarı olarak sunduğunu ifade eden Hena Şwan, “Ancak bu çoğu zaman bir kadının yaşadığı acı ya da alay konusu edilen bir konuşma üzerinden elde ediliyor” diye ekledi. Hena Şwan, Federal Kürdistan’daki bazı medya kurumlarının yaklaşımını eleştirerek, toplumun bilinç düzeyinin düşük tutulmaya çalışıldığını söyledi. Hena Şwan, bölgenin dış güçler tarafından kuşatıldığını ve bunun toplumsal huzursuzluğu artırmaya yönelik girişimlerle bağlantılı olduğunu kaydetti. Kadın-erkek ve toplum içi ayrışmaların derinleştirilmeye çalışıldığını ifade eden Hena Şwan, bu tür bölünmelerin toplumsal gerilim ve şiddeti artırdığına dikkat çekti. Hena Şwan, bireylerin daha bilinçli olması ve toplumun ortak bir duruş sergilemesinin önemini vurguladı.

‘Çok az şiddet türü yasal çerçevede ele alınıyor’

Şiddetin 13 farklı türü bulunduğunu ve bunların yalnızca bir kısmının yasal çerçevede ele alındığına dikkat çeken Hena Şwan, boşanma sonrası çocukla görüşmenin engellenmesi, kadının ailesiyle bağlarının koparılması gibi durumlarında şiddet kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Bilinçlenmenin şiddetle mücadelede temel unsur olduğunu vurgulayan Hena Şwan, kadınların güçlendikçe hem kendilerini hem de toplumu daha güvenli ve sağlıklı bir yapıya kavuşturabileceğini dile getirdi.

‘Artık hak ihlallerine karşı daha fazla başvuru yapılıyor’

Kadına yönelik çok yönlü şiddeti değerlendiren Halepçe İnsan Hakları Ofisi yetkilisi Gülistan Ahmed de, şikayet sayılarındaki artışın toplumda artan bilinç düzeyi olduğunu ve kadınların artık hak ihlallerine karşı daha fazla başvuru yaptığını dile getirdi. Günümüzde şiddetin yalnızca aile içiyle sınırlı olmadığını vurgulayan Gülistan Ahmed, ekonomik, sosyal ve medya kaynaklı şiddet biçimlerinin de giderek yaygınlaştığının altını çizdi. Kadınların bilinç düzeyinin artmasına rağmen, birçok davanın mahkemeye taşınsa bile aile içi uzlaşma veya toplumsal baskı nedeniyle geri çekildiğini belirten Gülistan Ahmed, bunun önemli bir sorun olduğunu ve daha güçlü yasal koruma ile toplumsal farkındalığa ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

‘Şiddet türleri de çeşitleniyor’

Şiddetin 2026 yılında da artmaya devam ettiğini dile getiren Gülistan Ahmed, “Bunun temel nedenlerinden biri toplumun sürekli bir değişim sürecinden geçmesidir. Şiddet türleri de çeşitleniyor. Özellikle medya, dijital medya ve yapay zeka alanlarında yaşanan gelişmeler yeni şiddet biçimlerini beraberinde getiriyor. Teknolojik ilerlemeler her ne kadar modern bir gelişme olsa da toplum üzerinde olumsuz etkiler yaratabiliyor ve sosyal yapıyı sarsabiliyor. Dijital medya doğru kullanılmadığında şiddeti artıran bir araca dönüşebiliyor, bu yüzden bilinçli kullanım çok önemlidir. Medya kuruluşlarının kadın meselesini çoğu zaman sorumsuzca ele aldığını düşünüyorum. Bu alanda daha profesyonel ve denetimli bir yaklaşım gereklidir. Yetkili kurumlar, medya üzerinde daha etkili bir düzenleme ve denetim mekanizması kurmalıdır.

Ayrıca kadın gazeteciler arasında bile zaman zaman meslektaşlarına ya da toplumdaki diğer kadınlara yönelik şiddet dilinin görülebildiğini ve bunun genel şiddet kültürünü beslediğini düşünüyorum. Kadınlara ilişkin sorunlar yasal çerçevede ele alınmasına rağmen uygulamada ciddi eksiklikler var. Özellikle aile içi şiddet yasalarının yeterince etkin uygulanmadığını görüyoruz. Halepçe örneğinde de yasanın tüm maddelerinin hayata geçirilmediği ve uygulama mekanizmalarının yetersiz kaldığı açıkça ortadadır. Toplumdaki değişimler ve farklı yerel gelenekler de şiddetle mücadeleyi zorlaştırıyor. Bu nedenle mevcut sorunların çözümü için daha güçlü bir uygulama ve daha etkili bir denetim mekanizmasına ihtiyaç vardır.”

‘Koruma mekanizmalarına ihtiyaç var’

Bireysel bilinçlenmenin toplumsal dönüşümde belirleyici olduğunu vurgulayan Gülistan Ahmed, “İnsanların bilinçli olması durumunda daha sağlıklı aileler oluşur. Kadınlara yönelik şiddet yalnızca aile içinde değil, iş yerlerinde ve eğitim kurumlarında da görülüyor. Bu durum şiddetin yaygınlığını daha da artırıyor. Yeni yasal düzenlemelere, sürekli farkındalık çalışmalarına ve farklı alanlarda koruma mekanizmalarına ihtiyaç vardır. Bilinçli kadınlar hem aileyi hem de toplumu koruyan temel unsurdur” diyerek sözlerini tamamladı.