Gazeteci Öznur Değer: ‘Jin, Jiyan, Azadî’ felsefesiyle kadınların sesini dünyaya ulaştırıyoruz

Kadın gazetecilere yönelik baskıları anlatan gazeteci Öznur Değer, “Biz kadın gazeteciler, sokakta çığlık atan kadınların sesi olduk; onların haklarını savunuyor, ‘Jin Jiyan Azadî’ felsefesiyle mücadele ediyor ve seslerini dünyaya ulaştırıyoruz” dedi.

Haber Merkezi - Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de Kürt kadın gazetecilere yönelik sistematik baskılar sürüyor. İnsan hakları örgütler, bu baskıların nedenini bağımsız medyanın susturulması ve kadınların sesinin bastırılması olarak yorumluyor.

Kadın haber ajansı JINNEWS Editörü Öznur Değer, devletin kadınlara ve kadın gazetecilere yönelik politikalarını değerlendirdi.

Öznur Değer, değerlendirmesinin başında devlet ve erkek egemen zihniyet tarafından kadınlar üzerinde yürütülen politikaların, kadınların mücadelesinden, özgürlüğünden ve düşünsel dünyasından ayrı olmadığını belirtti. Öznur Değer, “Özellikle kadın hakları ve özgürlük için sokaklarda mücadele eden, her gün kadın kırımına karşı direnen kadınların hedef alındığını görüyoruz. Kadın gazeteciler de bunun içindedir. Onlar da bu kadın kırımına karşı yürütülen politikalara karşı yükselen çığlığın bir parçasıdır. Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da gazeteciler büyük bir baskı ve zorluk altında yaşıyor. Her iki cinsiyet bu zorluklarla karşı karşıya olsa da, kadın gazeteciler bu uygulamalardan çok daha fazla etkilenmektedir” dedi.

‘Kuzey Kürdistan’da Kürt kadın gazeteciler daha yoğun baskılara maruz kalıyor’

 

Kadınların bir cinsiyet, varlık ve kimlik olarak devlet, egemen zihniyet ve ataerkil sistem tarafından yok sayıldığını kaydeden Öznur Değer, “Biz basın alanını aynı zamanda bir direniş alanı olarak değerlendiriyoruz. Bu direniş alanı da yok sayılıyor. Kadın ve gazeteci olduğunuzda saldırılar daha da artıyor. Kuzey Kürdistan’da Kürt kadın gazeteciler daha yoğun baskılara maruz kalıyor. Olayları takip etmek, ihlalleri belgelemek ve kadın kırımı, katliamlar, ataerkil sistemin ürettiği şiddet ve karanlığı kamuoyuna ve dünyaya duyurmak için sokaklara çıktığımızda, biz de hedef haline geliyoruz” şeklinde konuştu.

‘Kadın gazeteciler tüm ezilenlerin sesi oluyor’

Sözlerinin devamında iktidar yapısının kadınlar üzerinde kurmaya çalıştığı tahakküme dikkat çeken Öznur Değer, sözlerine şöyle devam etti:

“Kadınların bu iktidar tarafından bir mülk gibi görülmesi ve onun belirlediği çerçeveye göre yaşamak zorunda bırakılması isteniyor. Ya kadınlar bu dayatılan ölçülere göre yaşayacak ya da hiçbir alanda yer alamayacak. Bizler de özgür basın alanında çalışan kadınlar olarak bu uygulamalarla karşı karşıyayız. Bu yeni bir durum değil; 1990’lardan bu yana özgür basının tarihinden beri yaşanıyor. Ancak kadın gazeteciler hiçbir zaman kalemlerini bırakmadı. Her zaman gerçeği yazdılar, takip ettiler ve aktardılar. Aynı zamanda kadınların çığlığını dünyaya duyuran bir ses oldular. Kadın gazeteciler tüm ezilenlerin sesi oluyor.

Egemen sistem, tutuklama, işkence ve baskıyla kadınların önünü kesemeyeceğini gördüğünde farklı politikalar devreye koyuyor. Teknik yöntemlerle kadınları tasfiye etmeye çalışıyor. Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da yüzlerce kadın katledildi, yüzlercesi de şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Bu tabloya bakıldığında hedef alınanın kadınların varlığı ve kimliği olduğu görülüyor; çünkü kadınlar özgür yaşamak istiyor. Ortadoğu’da olduğu gibi tüm dünyada ‘Jin, jiyan, azadî’ ideolojisi yayılırken, Kuzey Kürdistan’da da kadınlar özgür bir yaşam kurmak istiyor. Bu mücadele nedeniyle hedef alınıyorlar. Kadınlar erkek eliyle ve erkek egemen zihniyetle katlediliyor. Bugün biz kadın gazeteciler, sokakta çığlık atan kadınların sesi olduk; onların haklarını savunuyor, ‘Jin jiyan azadî’ felsefesiyle mücadele ediyor ve seslerini dünyaya ulaştırıyoruz.”

‘90’ların politikası devam ediyor’

Yalnızca Ortadoğu’da değil, tüm dünyada benzer bir durumun yaşandığına dikkat çeken Öznur Değer, “İktidarın yanında yer almayan herkes hedef alınıyor. Her yerde basın alanı iki yönlüdür: bir taraf halkların haklarını savunur ve onların sesi olur, diğer taraf ise iktidarların sesi olur. Biz özgür basından bahsederken halkların haklarını kastediyoruz. Biz halkın sesini dünyaya duyuruyoruz ve bunu yaptığımız için ağır bedeller ödüyoruz. 1990’lardan bu yana gazeteciler çoğu zaman faili meçhul şekilde katledildi. Bugün de aynı politika devam ediyor, çünkü biz halkların sesiyiz. Bugün Apê Musa’nın mirasının devamcısıyız” diye ekledi.

2000’li yılların başında devlet politikalarının farklı baskı biçimlerini devreye koyduğunu söyleyen Öznur Değer, özellikle gazetecilerin yoğun biçimde tutuklandığını ve gözaltına alındığını dile getirdi. Öznur Değer, “Özgür ve Kürt basınını zayıflatmak ve ortadan kaldırmak istediler. Özgür basının tarihi kanla, tutuklamayla, işkenceyle, baskı ve zorla yazıldı. Ama aynı zamanda bu tarih en çok direnişle yazıldı ve şekillendi. Her birimizi tutukladıklarında biz daha da çoğaldık. Baskı politikaları farklı biçimlerde sürse de biz direnmeye ve özgür basının direniş mirasını taşımaya devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

Basın üzerinde sansür: Psikolojik bir savaş yürütülüyor

Dijital çağda yaşanan baskılara da dikkat çeken Özgür Değer, şu hususlara dikkat çekti:

“Dijital modernite çağında yaşıyoruz, ancak politikalarımız iktidarın çizgisiyle uyuşmadığı için hesaplarımız, içeriklerimiz ve paylaşımlarımız engelleniyor. Defalarca sayfalarımız ve hesaplarımız haber ve içerikler gerekçe gösterilerek kapatılıyor ve bu kararlar BTK tarafından alınıyor. Bu saldırılara karşı biz de hemen yeni hesaplar açarak gerçeği ve hakikati duyurmaya devam ediyoruz. Bu kararlar ideolojiktir. Kapatılan hesapların binlerce takipçisi var. BTK kararları nedeniyle yeniden kitlemizi toparlamak büyük zorluk yaratıyor. Psikolojik bir savaş yürütülerek çalışmalarımızı bırakmamız ve takipçi gücümüzün zayıflatılması hedefleniyor. Ancak tüm bu politikalara karşı direnişi esas alıyoruz. Nasıl ki baskı ve işkenceye karşı sessiz kalmadıysak, bugün de bu uygulamalara karşı sessiz kalmayacağız.”

‘Haberler nedeniyle hakkımızda dava açılıyor’

Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Sema Bingöl’ün gözaltına alınmasını hatırlatan Öznur Değer, “Son olarak meslektaşımız Sema Bingöl ailesiyle birlikte hedef alındı. Çalışmalarımız kriminalize edilmek isteniyor, özellikle kadın gazeteciler için bu daha da yoğun. Bir kadın gazeteci haber hazırladığında hakkında dava açılıyor, ancak gazeteciliğin temel görevi haber yapmaktır. Trajikomik durumlarla karşı karşıyayız. Ben gazetecilik yaparken soruşturma ve tacizlerle karşılaşıyorum. ‘Bu haberi neden yaptın, hangi amaçla yaptın?’ diye soruluyor. Bu sorular yanıtsız kalıyor, çünkü gazeteciliğin cevabı zaten nettir” dedi.

‘Ataerkillik kadın gazeteciler için bir tehdit’

Ataerkil zihniyetin kadın varlığını kabul etmediğini söyleyen Özgür Değer,  “Kadın gazeteciler dışlanıyor, baskı görüyor çünkü erkek egemen ittifak örtülü biçimde işliyor. Polis eylem alanlarında bizi engelliyor. Sonuç olarak kadın gazeteciler ağır cezalara çarptırılıyor. Biz bir kadının uğradığı şiddet, taciz ya da tecavüzü haber yaptığımızda fail erkek bizi hedef alıyor, tehdit ediyor ve hayatımızı tehlikeye atıyor. Sadece sistem değil, genel olarak ataerkillik kadınlar ve özellikle kadın gazeteciler için bir tehdit haline geliyor. Kürt kadın gazeteciler tarih yazıyor, örgütlülüklerini büyütüyor ve dünyaya seslerini duyuruyor. Bunun en somut örnekleri Rojava, İran ve Afganistan’daki kadın gazetecilerdir” sözleriyle kadın gazetecilerin emeği sayesinde kadın kırımı gerçeğinin açığa çıktığını belirtti.

Öznur Deger, 27 Şubat 2025 sürecine de değinerek, sürecin demokratikleşme için önemli olduğunu belirtti ve şöyle devam etti:

“Bu sürecin devlet tarafından hangi aşamaya getirildiği konusunda bir tıkanıklık yaşanıyor. Sayın Abdullah Öcalan’ın resmi ve hukuki statüsü hala net değil. Kürt halkı ‘Önderimiz bizim kırmızı çizgimizdir’ diyor. Halk, lideri fiziksel olarak özgür bırakılmadan ne toplumun ne de özgür bir yaşamın inşa edilemeyeceğini ve demokratik bir toplumun mümkün olmadığını vurguluyor.”

‘Barış gazeteciliğini savunuyoruz’

Barış gazeteciliği yaptıklarının altını çizen Öznur Değer, “Biz de gazeteciler olarak bu sürecin bir parçası olabilmek için birçok başvuru yaptık ve İmralı’ya gitme talebinde bulunduk. Kürt Halk Önderi ile görüşmek istedik. Süreçle ilgili çok sayıda sorumuz var; bu sorular hem bizim hem de halkın zihninde var. Biz halkın sözcüleri olarak, doğrudan ve engelsiz biçimde sorularımızı yöneltmek ve Abdullah Öcalan ile doğrudan iletişim kurmak istiyoruz. Başvurduk ancak sonuç alamadık. Ne olumlu ne olumsuz bir yanıt verildi. Gazetecilerin neden İmralı’ya gidemediği, bu süreç açısından büyük bir eksikliktir” diye kaydetti.

Öznur Deger, Kürt kadınlarının mücadelesinin küresel bir boyuta ulaştığını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

“‘Jin, jiyan, azadî’ ideolojisi ve felsefesiyle kadınların mücadelesinin ulaştığı süreci tartıştığımızda, Ortadoğu ve Kürt kadınlarının kendi varoluş biçimlerine sahip olduklarını görüyoruz. Devlet, sistem ve erkek egemen yapı tarafından köleleştirilen kadın, artık özgürleşme düzeyine ulaşmıştır. Kadınlar her yerde mor çizgiyi ‘Jin, jiyan, azadî’ felsefesiyle dünyaya yayıyor ve özgür yaşamı inşa ediyor.”