Havva Kıran: Çocuklarının bedenini toprağa veren kadınlar barış diyorsa kulak verin

Ömrünün yarısından fazlasını barış için adayan Havva Kıran, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin ilerlememesinden duyduğu kaygıyı dile getirerek, “Kutsal olan annelerin evlatlarıdır, çocuklarını toprağa veren kadınlar barış diyor” diye belirtiyor.

ARJÎN DİLEK ÖNCEL

Amed - 100 yılı aşkın inkar - imha ve 50 yılı aşkındır savaş ve çatışmalı süreç Türkiye’de Kürt halkının büyük bir mağduriyet ve acılar yaşamasına neden oldu.

Özgür ve onurlu bir yaşam için direnen Kürtler, Cumhuriyet döneminde katliamlarla, 1990’larda faili meçhul cinayetler ve köy yakmalarla, 2000’li yıllarda cezaevi, sürgünlerle yok edilmek, kimliklerinden koparılmak istenildi.

Onca acıya rağmen Kürtler barış mücadelesinden vazgeçmezken, PKK de kuruluşundan itibaren farklı dönemlerde Türkiye ile ateşkes ya da barış görüşmeleri yürüttü. Bunların sonuncusu 2013-2015 çözüm sürecinde gerçekleşti. Ancak süreç, 2015 yılında Riha’nın Serêkaniyê (Ceylanpınar) ilçesinde iki polisin evlerinde öldürülmesiyle sona erdi. Çözüm sürecinin bitirilmesine bahane edilen bu olayda gözaltına alınan gençler yıllar sonra beraat etti. Dosyadaki deliller ile polislerin yine polis olan arkadaşları tarafından öldürüldüklerine işaret ediyordu. Sürecin bitmesi yerini yoğun çatışmalara bıraktı. Anti-demokratik uygulamalar, savaş, çatışma ve insan haklarının yok sayılması binlerce insanı mağdur etti.

Süreç durağanlaştı

“İkinci çözüm süreci” olarak tanımlanan 27 Şubat 2025’te Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla yeni bir süreç başladı. 2013 çözüm süreci ve sonrasında yaşananlar nedeniyle Kürtler bu sürece daha temkinli yaklaştı. Silah bırakma çağrısının ardından PKK’nin silah bıraktığını açıklaması ve Türkiye sınırlarından geri çekilmesinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçse de hala sürecin hukuki ve anayasal bir güvenceye kavuşmaması, Abdullah Öcalan’ın statüsünün belirlenmemesi ve umut hakkının uygulanmaması gibi somut adımların atılmaması tartışmalara neden oluyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Olumlu bir atmosfer vardır, süreç olması gerektiği şekilde ilerliyor” şeklindeki sözleri, iktidar cephesinde yasal düzenleme sürecinin başlayacağına dair güçlü bir işaret olarak yorumlansa da, demokratik kamuoyu süreçteki belirsizlik karşısında kaygılı.

Barış Annesi’nden iktidara: Bize kulak verin

Sürecin ilerlemesi ve somut adımların atılması için geçtiğimiz haftalarda Barış Anneleri Meclisi, Anneler Günü kapsamında siyasi partilere yaptığı ziyaretlerin ardından Abdullah Öcalan ile görüşme talebi ile Adalet Bakanlığı’na başvurdu.

Barış umudunun yeniden doğmasının ardından barış taleplerini daha yüksek sesle dile getiren, savaş ve çatışmalı sürecin en çok yaraladığı kesim olan Barış Anneleri, bu süreçten başarıyla çıkmayı umut ediyor.

Bu umudu diri tutan annelerden biri de 67 yaşındaki Havva Ana (Havva Kıran). 1999 yılından bu yana Barış Anneleri Meclisi’nde yer alıyor. Havva Ana, 5 kez gözaltına alındı ve hakkında 106 soruşturma açılmış. Bu sadece onun hakkında açılanlar; “Barış isteyen tüm anneler benzer şeyler yaşadı, çocukları ölen kadınlar hala barış diyorsa bize kulak verin” diyor.

Tehlikeye işaret etti: İnanç azalıyor

Havva Ana “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ni ise şöyle değerlendiriyor; “Yaklaşık bir yıl önce Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ve Devlet Bahçeli’nin çağrısı üzerine devlet bir süreç başladı. Bu süreç Ortadoğu’da kan akmaması için başlatıldı. Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısının ardından PKK en zor koşullarda kongresini topladı, hala gökyüzünde savaş uçakları uçarken fesih kararı alındı. Silahlarını yaktılar ve Türkiye sınırlarından geri çekildiler. Özgürlük Hareketi, kendilerinden beklenen her şeyi yerine getirdi. Sayın Öcalan, ‘Halk sokaklarda barış istesin, toplumsal barışı örsünler’ dedi, halk sokaklara çıktı barış ve huzur istedi.”

“Ancak hala devletin attığı bir adım yok, oysa bir adım atmış olsalardı bu sürece olan inanç ve güven daha güçlü olacaktı. Halkın inancı gittikçe zayıflıyor, inanç kalmadı diyebiliriz” uyarısında bulunuyor Havva Ana ve ekliyor: “Barış Anneleri olarak halkın içindeyiz, ‘hani bu süreçle birlikte barış gelecek diyordunuz’ diye soruyorlar, onlara cevap veremiyoruz. Devlet hala ‘terörsüz Türkiye’ ifadesini kullanıyor.”

‘Terörist, Kürt kadın öğrencilere tecavüz edenlerdir’

“Barış ve Demokratik Toplum” sürecine “Terörsüz Türkiye” denilmesini eleştiren Havva Ana, bu ifadeyi kullananlara şu soruyu yöneltiyor: “Biz anneler olarak soruyoruz ‘Terör nedir? Terörist kime denir?’ Biz terör ya da terörist değiliz. Kürt kadın öğrencilere tecavüz edenler, onları katledendir terörist ve onların yaptığıdır terör. Önce kendi içlerindeki teröristleri temizlesinler.”

Havva Ana, “Ortadoğu’da tüm Kürtler için hak hukuk olsaydı, bizler kardeşçe birlikte yaşayabilseydik, bizim çocuklarımız da onların çocukları gibi okullarda kendi dilinde kimliği ile yaşasaydı, o güzel kızlarımız ve oğullarımız silah ve savaş aşığı değillerdi. Savaşa katılmazlardı, kendi evlerinde uyurlardı, taş üstünde değil” değerlendirmesinde bulunuyor.

‘Artık omuzumuza yüklediğimiz bu sorumluluğu bizden alın’

Havva Ana, Kürtlerin taleplerinin eşitlik, özgürlük ve onurlu bir yaşam olduğunu belirtiyor, hak ve hukukun olmadığı bir ülkede tüm toplumların acı çekeceğini söylüyor. “Devlete sesleniyorum; biz eşitlik istiyoruz. Eşitlik olursa Kürt sorunu diye bir şey ortada olmayacaktı. Bir Barış Annesi olarak Türkiye’ye çağrı yapıyorum; artık adım atın, biz de omuzlarımıza aldığımız bu yükten kurtulalım. Adım atın ki biz de size inanalım. Umut hakkının uygulanmasını istiyoruz. Bir Halk Önderi düşünün sürekli barış diyor. Nelson Mandela da içeride kaldı ama barış mücadelesinden vazgeçmedi, Sayın Öcalan da hiçbir zaman savaş dilini kullanmadı. O da halkının içinde olmalı, onlarla siyaset yapmalı. Mandela haklarını aldı, özgür oldu, biz de Sayın Öcalan’ın özgür olmasını istiyoruz. Statü istiyoruz. Özgür olmalı, statü verilmeli. Önderlik sadece Kürtler için özgürlük istemiyor, dünya halkları için istiyor. Çünkü Ortadoğu bir kayık misali denizin üzerinde gidip geliyor, kimse sonunu bilmiyor, belirsiz bir süreç var. İran, Irak ve Arap ülkelerinin yaşadıkları belli, tüm ülkeler kan ile kaynayan kazanlarla dolu. Oysa Satın Abdullah Öcalan özgür olursa güllük gülistanlık olacak yaşam, insanlar birbirlerine çiçek uzatacak.”

Artık cezaevlerinin kapısının açılmasını ve hasta tutsakların serbest bırakılmasını isteyen Havva Ana, tahliyelerin önündeki engellere dikkat çekiyor: “33 yıllık bir tutsağa ‘pişman mısın’ diye soruyorlar. Zaten pişman olsa tutuklandığında söylerdi. 33, 35 yıllık bir tutsağın ömrü içerde geçmiş, o kişi ne için pişman olacak. ‘Pişmanlık’ dayatmasının altında yatan amaç Türkiye’nin Avrupa’ya karşı ‘bakın cezaevlerinde pişman oluyorlar, davalarından vazgeçiyorlar’ mesajı vermektir. Tutsaklar haklarını Avrupa hukukunda aramasınlar diye yapıyorlar” diyor.

‘Devlet hala Kürt annelerinin barış istediğine inanmıyor’

Barış mücadelesinde bazı anılarını da aktaran Havva Ana, “Dicle ilçesinde bir gerilla yaşamını yitirmişti, biz de cenazeyi karşılamaya gittik, izin vermediler, araçlardan indik yürümek istedik, dönemin emniyet müdürü geldi. Bana ‘neden bunca kadını yürütüyorsun’ dedi, izin vermedi. ‘Eğer ben sizin gerçekten barış istediğinizi bilsem başımı keser senin önüne bırakırdım’ dedi. Neye inanırsan onun üzerine yemin ederim biz barışı herkes için istiyoruz, dedim, arkasına dönüp gitti. Hala devlet Kürt annelerinin barış istediğine inanmıyor.

Bir anne düşünün, birden fazla çocuğunu bu uğurda kaybetsin, elleri, bazen ayakları, bazen başı kesilmiş çocuklarının cenazelerine dokunsun, bu işkenceyi yaşasın, sonra çocuğunu toprağa versin, o anne çocuğunu toprağa verirken bile barış diyor. ‘Neden’ diye soruyorlar, biz bu acıyı yaşayan anneler olarak başkası da yaşasın istemiyoruz, çünkü bu yük çok ağır” ifadeleriyle barışta ısrarcı olduklarını anlatıyor.

‘Kutsal olan annelerin evlatlarıdır’

“Kutsal olan o annelerin çocuklarıdır ama onlar kutsallarını toprağa veriyorlar bu savaşta” diyen Havva Ana, bir başka anısını şöyle anlatıyor: “Roboski’de onlarca kişi katledildi. Emine Erdoğan ve kızı Roboskili aileler ile görüşmek için helikopter ile köye gitmişti. Anneler onun kızının elini tuttu ve ‘kızını bırakmayacağız burada kalacak’ dedi. Anneler Emine Erdoğan’ın onların acısını anlaması için böyle yapıyordu. ‘Nasıl olur da kızımı benden ayırırsınız’ dedi. Bunun düşüncesi bile onun tepkisine neden olmuştu. Anneler îse ‘biz ise çocuklarımızı kaybettik’ dediler. İşte bu acıyı yaşayan kadınlar barış istiyor.”

‘Ekmek ve sudan daha kıymetlidir barış ve özgürlük’

Havva Ana, Barış Anneleri’nin taleplerini şu sözlerle sıralıyor: “Statü istiyoruz, Önderlik halkının içinde olsun, onlarla düşüncülerini paylaşsın istiyoruz. Demokratik bir ülkede, özgür bir ülkede şiddetsiz, savaşsız uçak sesi olmadan yaşamak istiyoruz. Kürt çocukları okullarda Kürtçe konuşamıyor, konuşanlar da cezaevinde ya da Avrupa’da. Binlerde insan, vekil, belediye eşbaşkanı Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı. Kürtler artık ülkelerine dönsün istiyoruz. Ekmek ve sudan daha elzem olan barıştır, aç kalırsın özgürlüksüz kalamazsın, özgürlük olmadan ekmek ve su da zehir zıkkım olur.”