Yusra Elias: Umut hakkı için ciddi ve yasal adımlar atılmalı

1989'dan beri Kürt özgürlük hareketinde yer alan Yusra Elias, "Önder Öcalan'ın umut etme hakkının gerçekleşmesi için ciddi ve yasal adımlar atılmasını istiyoruz" dedi.

RONÎDA HACÎ

Hesekê- Kadın Devrimi’nden önce, 1989 yılında Baas rejiminin baskı ve tutuklamalarına karşı kadınlar gizli bir şekilde evlerde örgütlenerek çalışma yürütüyordu. 1990 ile 1995 yılları arasında kadınlar grup halinde Lübnan’a giderek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüştü.

Bugün Hesekê kentinde yaşayan 50 yaşındaki Yusra Elias, Til Temir’de doğdu, Qamişlo’da büyüdü. 1989 yılında PKK’yi tanıyan Yusra, PKK’ye destek sunmak amacıyla cephe çalışmalarına katıldı. 1995 yılında Lübnan’a giden Yusra, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüştü. Dindar bir ailede büyüyen Yusra’nın babası oldukça muhafazakârdı. PKK’yi tanıdığı dönemde herkes Kürtlerden ve Kürdistan’dan söz ediyordu. O dönemi anlatan Yusra, babasına “Kürdistan nedir?” diye sorduğunu ve babasının “Kürdistan’ın bedeli ağırdır. Kürdistan’ın kurulması için kanın dizlere kadar akması gerekir” dediğini aktardı.

‘Bizi birbirimize bağlayan büyük bir ruh ve amaç vardı’

Parti çalışmalarını arkadaşlarıyla birlikte yürüttüğünü belirten Yusra Elias şöyle konuştu:

“Dindar bir ailede büyüdüm. Babam dine çok bağlıydı. Bu yüzden arkadaşlarımla birlikte gizli şekilde partiyi geliştirmek için çalışıyorduk. Dergiler okunuyor, üzerine tartışmalar yapılıyordu. Aile ziyaretleri yapıyor, tarlalarda mercimek ve pamuk topluyorduk. Çalışmalarımız tüm tehlike ve zorluklara rağmen çok güzeldi. Bizi birbirimize bağlayan bir ruh ve büyük bir amaç vardı. Bugün partimizin her yere yayılmasında o ruhun payı büyüktür.”

‘Öcalan’ın sözlerinden güç aldık’

Abdullah Öcalan ile görüşmenin kendileri üzerinde büyük bir etki bıraktığını ifade eden Yusra Elias şöyle devam etti:

“1995 yılında grup halinde Lübnan’a giderek Önder Öcalan’ı gördük. Onu görmekten çok mutlu olmuştum ancak çok sayıda insan geldiği için birebir görüşmek zordu. Önderlik konuşmalarında şöyle dedi: ‘Bir davamız var ve bu davanın hedefine ulaşmalıyız. Bunun için çalışmalı ve mücadele etmeliyiz. Eğer mücadele etmezsek kimse bize yol açmaz. Hareketimizin çok düşmanı var. Tarihte birçok isyan yaşandı ancak ne yazık ki başarısız oldu. Biz devrimimizin temelini dağlarda attık.’ Bu sözleri hiç unutmadım; bu sözlerden güç aldım.”

‘1999 komplosu insan hakları örgütlerinin ikiyüzlülüğünü ortaya çıkardı’

Yusra, tarihte yaşanan katliam ve göçlerin bugün de sürdüğünü, bunun insan hakları örgütlerinin gerçek yüzünü tüm dünyaya gösterdiğini söyledi. İnsan hakları örgütlerinin, katliamları gerçekleştiren hegemonik güçlerin eliyle kurulduğunu savunan Yusra, “İnsan hakları örgütleri nerede? Abdullah Öcalan’ın yasal olarak umut hakkına kavuşması gerekiyor. Neden sessiz kalıyorlar?” diye sordu.

‘Öcalan’ın savunmaları bilgi, tarih ve hakikatin kaynağıdır’

Abdullah Öcalan’ın savunmalarını okumanın hakikati anlamanın yolu olduğunu söyleyen Yusra, “Abdullah Öcalan’ın birçok kitabını ve yazısını okudum. Bu eserler sayesinde kadın özgürlüğü ve komünal yaşam anlayışımı daha da derinleştirdim. İnsan her zaman bir amaca sahip olmalı. Öcalan’ın kitaplarını okuyarak hedefimize ulaşacağız. Çünkü onlar bilgi, tarih ve hakikatin kaynağıdır” şeklinde konuştu.

‘Kadın Devrimi, 1989’dan beri verilen emeğin sonucudur’

Yurtsever kadınların Abdullah Öcalan’ın düşünce ve felsefesinin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını vurgulayan Yusra, 2009 yılında Baas rejimi tarafından “Suriye’yi bölme faaliyetleri yürütmek ve siyasi etkinliklere katılmak” suçlamasıyla tutuklandığını anlattı:

“Üç ay boyunca Hesekê’deki Gwêran Cezaevi’nde kaldım. Bugün o cezaevi bizim kontrolümüzde. Serbest bırakıldıktan sonra çalışmalarımı sürdürdüm. Kadınlar öncülük ederek toplumun onlar için çizdiği sınırları kırdı. Rojava Devrimi yıllarca verdiğimiz emeğin sonucudur. Bu devrim sayesinde kadınlar örgütlenmelerini genişletti ve toplumu Abdullah Öcalan’ın ideolojisi etrafında örgütledi.”

Yusra Elias, Demokratik Toplum ve Barış Manifestosu’nun önemine dikkat çekerek şunları söyledi:

“Bu devrim sürecinde siyasi, toplumsal, örgütsel ve kültürel birçok alanda çalıştım. Bu aşamaya gelene kadar çok emek ve zorluk yaşadık. Kazanımlarımızı korumak için Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’na yönelmeliyiz.”

‘Rakka ve Deyrezor’da aç bırakma politikası uygulanıyor’

Yusra, tarih boyunca süren imha ve aç bırakma politikalarının bugün de devam ettiğini belirtti. Baas rejiminin 2004 yılında Kürtler ile Araplar arasında fitne yaratmaya çalıştığını söyleyen Yusra Elias, bugün de benzer politikaların sürdüğünü ifade etti:

“Halklara karşı imha ve aç bırakma politikaları devam ediyor. Biz ortak bir tarihe sahibiz, birlikte yaşıyoruz ve düşüncemiz ortak yaşamdır. Bu politikalar sadece Kürtlere değil, tüm halklara yöneliktir. Bugün geçici hükümet, Rakka ve Deyrezor’daki Arap nüfusa karşı aç bırakma politikası yürütüyor ve bu en vahşi politikalardan biridir. Ortadoğu savaşlar ve kirli politikalarla karşı karşıya. Büyük ve otoriter güçler Ortadoğu’nun medeniyetlerin beşiği olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle kendi çıkarları için yıkım ve katliam yaratmaya çalışıyorlar. Öcalan’ın felsefesi halkları imha, aç bırakma ve çatışma politikalarından koruyor.”

‘Umut hakkı için ciddi ve hukuki adımlar atılmalı’

Yusra, Abdullah Öcalan’ın umut hakkının sağlanması için ciddi ve hukuki adımlar atılması çağrısı yaparak sözlerini şöyle tamamladı:

“Ortadoğu birçok renkten oluşan bir bahçe gibidir. Tek bir rengin yok edilmesi kabul edilemez; çünkü bu bahçenin güzelliğini yok eder. Bu nedenle Ortadoğu’da tekçi sistemler kabul edilemez ve tehlikelidir. Abdullah Öcalan için umut hakkının hayata geçirilmesi adına ciddi ve hukuki adımlar atılmasını istiyoruz. Ortadoğu’nun geçtiği bu süreçte Abdullah Öcalan’ın varlığına ihtiyaç vardır.”